Bu Ülkede Şaşırmak Yasaktır
Bu ülkede insan, hayata şaşırmayı erken bırakır. Çünkü şaşıracak zaman yoktur. Sabah zengin uyanıp akşam borç defteriyle uyuyanların memleketinde, sürpriz diye bir kavram barınamaz. Ne ani yoksullaşma mucizedir ne de beklenmedik zenginlik masal. Her şey mümkündür; hatta mümkün olmayan tek şey, istikrardır.
Başka ülkelerde hayat, yavaş yavaş değişir. Burada ise hayat, insanın yakasına ansızın yapışır. Bugün “abi” diye el üstünde tutulan, yarın “görmezden gelinen” olabilir. Dün masanın başında olan, bugün sandalyeyi bile bulamayabilir. Kimse sormaz: “Nasıl oldu?” Çünkü cevabı herkes bilir.
Bu yüzden bu topraklarda yaşayan insan, hayata karşı refleks geliştirir; umutla değil, temkinle yaşar.
Diploma Yetmez, Sokak Konuşur
İnsana yalnızca kitaplar şekil vermez. Kütüphaneler karakter inşa eder belki ama hayatın sınavı, sokakta yapılır. Çünkü kimse ömrünü yalnızca akademik sohbetlerle geçirmez. Hayat, sabah işe yetişme telaşında; akşam eve dönerken hesap yaparken; dost sofrasında susup dinlerken akar.
Sokak öğretir insana, paranın bir ruhu olmadığını. Bugün cebinde olanın yarın senden yüz çevirebileceğini. O yüzden sokak dili kısa ama ağırdır:
“Bitmeyen para yoktur.”
Bir de ekler:
“Düşmeyen kürek de…”
Bu iki cümle, bir ömrü özetlemeye yeter. Ne sahip oldukların kalıcıdır ne de düştüğün yer son duraktır.
İnsan her şeyini kaybedebilir. Para gider, mevki silinir, itibar bir gecede buharlaşır. Bunların hepsi yerine gelir ya da gelmez; ama hayat devam eder. Asıl mesele, insanın kendini kaybedip kaybetmediğidir.
Bazı kayıplar vardır ki, zaman geçtikçe insan onlara üzülmez; aksine hafiflediğini fark eder. Meğer sırtında yük taşıyormuş da farkında değilmiş. Kaybettiklerin, seni senden uzaklaştırıyorsa; belki de gitmeleri gerekiyordur.
Ama bir şey vardır ki, telafisi yoktur: Dostlar arasındaki duruş. Çünkü para kaybı onarılır, itibar cilalanır; ama güven, bir kez çatladı mı sesi hep içeriden gelir.
Dostluk En Çok Düşerken Belli Olur
Bu ülkede dostluk, çok hızlı kurulur. Aynı masada kardeş olunur, aynı dertte yoldaş. Ama bu hız, aynı zamanda kırılgandır. Şartlar değiştiğinde, insanların yüzü de yönü de değişebilir.
Yükselirken kalabalık olan çevre, düşerken sessizleşir. En yakının sandıkların, yaşadığın iniş çıkışlardan yorulabilir. Çünkü herkes seninle yürümeyi ister; ama seninle durmayı göze alamaz.
Belki de bu yüzden söylenmiştir o cümle:
“Yakınlık biyolojik değildir.”
Yakınlık, kanla değil; dayanma kapasitesiyle ölçülür. Aynı gemideyken değil, gemi su alırken kim kaldıysa, yakın odur.
Bu ülke insanı yorar. Ama aynı zamanda pişirir. Burada yaşamak, hızlandırılmış bir hayat tecrübesidir. Öğrenirsin ki; hiçbir şey kesin değildir, hiç kimse garanti değildir. Ama yine de insan kalabilmek, hâlâ mümkündür.
Belki de mesele şudur:
Hayat seni ne kadar savurursa savursun, sen kime dönüştün?
Biliyorum,erdem: Kendinden kaçmamaktır.
Hakikat, ödül ile cezanın ayrımını çoktan yitirdiği yerde durur.
İnsana en büyük zararı, başkaları değil, kendi suskunluğu verir.
Bu yüzden insan, kendi koyduğu hükümlere karşı uyanık olmalıdır.
Perdeyi kapatma arzusu bir savaştır; sessiz, uzun ve içtedir.Ve insan sevgiyle ölebilir.
Ama öldürürken, sevgi taş kesilir.mi? İşte bunu bilmiyorum. Umarım da öğrenmem asla!Sevgiyle ve dostlukla kalın.
- Yazı Boyutunu Ayarla Okuma rahatlığı için seçin
- Küçük 100% Dev











