Yakın bir arkadaşım, terapistine olup gidenleri anlatıyormuş. “O kadar üzgünüm ki, Demet’cim,” diyor, “anlattıkça anlatasım var, hazır beni çok anlayan bir terapist bulmuşken…” Sonra bir de ne göreyim, kız Demet! Terapist hanım hem beni dinliyor hem de yaz tatili için kiralık villa bakıyor bilgisayar ekranından. Ayol Demet! Hakikaten el elin eşeğini türkü söyleyerek ararmış…
Arkadaşım ekliyor, diyor ki: “Kız Demet! Aslında böyle beni dinlerken ekranda başka şeylerle ilgilenmeseydi, çok iyi bir aile terapistiydi!” Sağ olsun, yaşadığımız sorunlardan dolayı bir de kocamla görüşmek istemişti…
Arkadaşın kocası da bana gelmiş, diyor ki: “Yahu Demet, bizim hanımın terapisti ile çok iyi anlaştık, kanka olduk. Terapist hanım dedi ki, ‘Karınız duygusal, siz çok gerçekçisiniz Ahmet Bey!’ demiş.” Oh, çok güzel olmuş, kocanla terapistin arasında güzel bir arkadaşlık doğmuş. Ahmet Bey, terapist hanım sana madalya da verdi mi çok gerçekçi olduğun için? Çünkü Ahmet Bey’in ayakları yerden kesilmişti de…
Hayat öyle de olsa, böyle de olsa geçip gidiyor. Bir Japon atasözüne göre, ister şarkı söyleyin ister ağlayın, yaşadığımız hayatın süresi değişmeyecekmiş. Ama sanırım homurdanıp, sürekli şikâyet etmek yerine güzel bir şarkıyı dilimize dolarsak hayatımızın kalitesini değiştirebiliriz…
Çok kolay bir insan olmak, ne güzel… İnsanların hayatlarına mucize dokunuşlar yapamasak bile, olduğumuz şekliyle kolay bir insan olabilirsek, belki hayat yolu bizden geçen insanlar için onlara bir nefes, bir iyilik olmuş oluruz.
Bunu niye mi yazdım? Geçen gün bir öğrencim gelip, “Hocam, masanızdaki siyah kalemi alabilir miyim?” dedi. “Ne demek, lütfen bu siyah kalemim sana hediyem olsun,” dedim. Öğrenci şaşkınlıkla döndü ve dedi ki: “Biliyor musunuz hocam, aslında sizin dersinizdeki matematik metotları benim en düşük notlarımdan biri. Oysa geçen gün notlarımın çok yüksek olduğu biyofizik hocasına ‘Fosforlu kaleminizi alabilir miyim?’ dedim ve sınıfın en yüksek notuna sahip olup, hocadan şimdiye kadar hiçbir istekte bulunmadığım için, hoca kesin evet der diye düşündüm aslında. Ama hoca bana fosforlu bir hayır cevabını yapıştırdı, hem de en fosforlusundan…”
Bana kalırsa büyükler, yöneticiler, amirler biraz daha hoşgörülü ve cömert olabilir insanlıklarında…
Bir gün koridorda yürürken kümelenmiş konuşan öğrencilerin kakır kakır gülüşmelerine şahit oldum. “Ayyy canlarım, ne kadar da güzel bu gençlerin gülüşleriyle yankılanan üniversitenin koridorları,” dedim içimden. Sonra amanın, o da neyin nesi! Öğrencilerin gülüşme sesleri arasında benim adım ve “yandan çarklı ördek yürüyüşlü” lafı beraber geçmesin mi! Hemen ilk iş ayaklarıma ve nasıl yandan çarklı bir ördek gibi yürümüş olabileceğime odaklandım. Ama bana kalırsa yürüyüşüm pek de yandan çarklı bir ördeğe benzemiyordu… İçim içimi kemirdi: “Hele gör ki Demet, ne çeşit bir ördek yürüyüşüydü ki benimkisi?” diye. Şimdi kalkıp doğruca bölüm başkanının odasına gitsem, “Yahu hocam, bu çocuklar benimle feci dalga geçiyor ha!” desem, bu çocuklar disiplin cezası alır diye geçirdim içimden. Koridorda yürüyüp giderken saniyeler içinde aklımdan hem bu düşünceler hem de babamın bana vasiyet ettiği sözler geldi: “Demet kızım, lafı sahibine söyle.”
Babaannem de şöyle derdi: “Arkasından konuşursan o kişinin etini yemiş gibi olursun. Yüzüne söyle direkt, evladım! Ama sana yakışan üslupta söyle her ne diyeceksen…” Ha bir de anneme göre, eğer lafı sahibine yani doğru adrese iade etmezsem, sonra o kişinin arkasından bir ton dedikodu yapabilirim ya da terapistlere bir ton para dökmek zorunda da kalabilirim…
“Yahu Demet, senin baban, babaannen ve anan üçü bir organize sana süper bir hayat bilgisi öğretmişler,” derseniz, çok haklısınız. Benim ilk okullarım hep ailem olmuştur.
Velhasıl kelam efendim, koridorda döndüm geriye ve vardım gülüşen öğrencilerin yanına. Beni yanlarında bitivermiş görünce mübarekler hemen hazırola geçer bir vaziyet aldılar. Belki de onların ne dediğini işitip işitmediğimden bile emin değil gibi şaşkın yüz ifadeleri vardı.
“Bakarmısınız gençler, gerçekten çok merak ettim de, sahiden nasıl yandan çarklı bir ördek gibi yürüyorum, bir gösterir misiniz bana?” dedim. Tahmin edeceğiniz gibi hemen hepsi bir ağızdan “Yok Demet hocam, biz size demedik” falan filan mevzularına girdiler…
Dedim ki: “Sevgili gençler, yandan çarklı bir ördek gibi yürüyüşümü taklit ettiğiniz için ne yalan söyleyeyim, çok üzüldüm. Ama düşündüm de, gençlik yıllarında çocuklar anne ve babasını çekiştirir, onlarla az dalga geçer ya… Sizin bu konuşup gülüşmelerinizi öyle düşünüp bu seferlik duymamış gibi olayım. Ama sizden ricam, lütfen ve nolur, şimdi bugün burada bana söz verin ve kesinlikle bundan sonraki kalan hayatınızda hiç kimsenin yürüyüşü, konuşması ya da ne bileyim, size tuhaf gelen hiçbir özelliği ile dalga geçmeyin. Eğer bugün burada bana söz verirseniz, size fizik öğrettiğimden çok daha mutlu olacağım…” dedim.
Bu hafta da “bayanlar baylar” diyerek kapanışı yaparken Antik Roma’dan gelen felsefi bir düşünceyle yazımızı bitirelim:
“Memento Mori!”
“Kız Demet ne dedin sen bize?” derseniz…
Memento Mori, insanlara hayatın geçici olduğunu, kibirlenmemeyi ve zamanı anlamlı yaşamayı hatırlatmak için kullanılan “Bir gün öleceğini unutma” demektir.




