Gönül İsterdi ki Güzel Şeylerden Konuşalım…
Ne sosyal medyaya girmek geliyor içimden ne de televizyon izlemek. Yanlışların doğru, doğruların yanlış gibi gösterildiği bir zamanda yaşıyoruz. İnsan bazen gerçekten soruyor; neden bu kadar mutsuz olduk, neden geleceğe dair hayal kuramaz hale geldik?
Dünyanın dört bir yanında savaşlar, virüsler, korkular, felaketler, iklim krizi tartışmaları… İnsanların içine sürekli kaygı ekiliyor. Daha birkaç yıl önce tüm dünya bir virüs korkusuyla evlerine kapandı. İnsanlar sevdiklerinden uzak kaldı, korkuyla yaşamayı öğrendi. O günden sonra sanki hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Şimdi de her gün başka bir kriz, başka bir korku konuşuluyor. Bu yüzden insanlar artık sorguluyor, düşünmeden inanmak istemiyor. Dünyayı yöneten güçlü isimlerin ve büyük sistemlerin insanları korkuyla yönetmeye çalıştığını düşünen çok kişi var. Özellikle virüs döneminden sonra birçok insan, Bill Gates gibi isimler etrafında ortaya atılan tartışmaları da sorgulamaya başladı. İklim krizi adı altında getirilen yasalar, insanların hayatına yapılan müdahaleler ve sürekli korku dili kullanılması da birçok kişinin kafasında soru işareti oluşturuyor. İnsanlar artık her söylenene körü körüne inanmadıklarını, yaşananları kendi akıllarıyla değerlendirmek istediklerini söylüyor.
Özellikle İran savaşı sırasında ortaya atılan bulutlarla oynanması ve doğaya müdahale edildiği iddiaları, insanların kafasında daha fazla soru işareti oluşturdu. Dün “yağmur olmayacak” denilen yerlerde bugün barajlar dolup taşıyor. Bu yüzden insanlar yaşananlara daha şüpheyle bakıyor, kendi gözleriyle gördüklerini sorgulamadan kabul etmiyor.
Geçim derdi büyüdü, insanlar yoruldu. Birçok kişi artık sadece günü kurtarmaya çalışıyor. Oysa bizler yarını düşünerek büyütülmedik mi? Büyüklerimiz “bir ağaç dikmek sevaptır” diye öğretirdi. Ağacın gölgesinde insanlar dinlenir, kuzular yatardı. Şimdi ise beton uğruna doğa yok ediliyor. İnsan nefes aldığı şeyi nasıl yok eder?
Eskiden edep, görgü, utanma, vicdan vardı. Şimdi herkes bir telaşın, bir öfkenin içinde. Gençler çocukluğunu yaşayamıyor, çocuklar bile korkularla büyüyor. İnsanlar ayakta kalabilmek için çok şey feda ediyor ama fark etmeden özünü de kaybediyor.
Yine de umutsuz olmak istemiyorum. Çünkü tarih boyunca bu millet çok şey gördü, çok kez yıkıldı ama yeniden ayağa kalktı. Cesurlar, korkmayanlar, umudunu kaybetmeyenler hatırlandı. Her karanlık gecenin ardından sabah olur. Demek ki hayat bazen hiç beklenmedik bir anda mucizesini gösteriyor.
Belki yorulduk, belki bazen pes ediyoruz… Ama özümüze dönersek, birbirimizi yeniden anlamayı öğrenirsek umut yine filiz verir. Çünkü umut tükenen bir şey değildir; yeter ki insan içindeki ışığı tamamen söndürmesin.








