
Dünya yıllardır aynı algıyla yönetildi: ABD ve İsrail yenilmezdir. Güç onların elindedir, teknoloji onların elindedir, medya onların elindedir. Bu algı, özellikle Ortadoğu coğrafyasına sürekli empoze edildi. Ancak tarih bize şunu defalarca göstermiştir: Hiçbir güç sonsuza kadar yenilmez değildir.
Bugün bu algıyı sarsan bir tablo ortaya çıktı. İran, 2500 yıllık köklü geçmişi olan bir devlet olarak bir kez daha tarih sahnesinde duruşunu gösterdi. Bu topraklar nice savaşlar, nice işgaller, nice yıkımlar gördü ama her defasında ayağa kalkmayı bildi. Çünkü bazı milletlerin hafızasında sadece geçmiş değil, aynı zamanda direniş ruhu da vardır.
Filistin meselesi ise dünyanın en büyük vicdan sınavlarından biridir. Avrupa’da yaşanan zulümlerden sonra Almanya başta olmak üzere birçok yerden Filistin topraklarına göç eden Yahudiler, zamanla bu topraklarda güç kazandı. Ardından Filistin halkının evleri, toprakları ve hayatları bir bir ellerinden alındı. Bir halk, yavaş yavaş kendi yurdunda misafir haline getirildi.
Yıllar içinde işgal büyüdü, zulüm arttı. Kadınlar, çocuklar ve yaşlılar bombaların altında kaldı. Ama dünya çoğu zaman sadece izledi. Birçok devlet diplomasi cümleleri kurdu, kınama mesajları yayınladı ama gerçek anlamda bir duruş sergileyen çok az oldu.
İran ise yıllardır Filistin meselesinde farklı bir çizgide durdu. Bu duruş yalnızca siyasi bir tavır değil, aynı zamanda ideolojik ve toplumsal bir duruş olarak da ortaya çıktı. Bugün yaşanan gelişmelerde İran halkının sokaklardan çekilmemesi, bombalar altında bile geri adım atmaması aslında bir gerçeği gözler önüne seriyor: Bir millet inancıyla ve vatan sevgisiyle kenetlendiğinde onu korkutmak kolay değildir.
Bu direniş sadece bir devletin politikası değil, aynı zamanda bir halkın psikolojisidir. Türkü, Farsı, Kürdü ve daha nice etnik unsur aynı vatan fikrinde birleştiğinde ortaya çıkan güç yalnızca askeri bir güç değildir. Bu, aynı zamanda bir irade ve karakter meselesidir.
Ehlibeyt’in izinden giden ve örnek alınan bu halk, Hz. Muhammed Mustafa’nın iman gücü ve Hz. Ali’nin Zülfikar kılıcıyla donanmıştır. Bu iman ve cesaret, İsrail’e korku salmaktadır. Kerbela ruhu bugün İran’da yaşıyor: Yalnız kalmış olabilir, ama Allah’a sığınarak iman gücü ve vatan sevgisiyle mücadele ediyor. Ölümden korkmayan bir lider ve bir halk olarak direniyorlar.
Öte yandan, dünya siyasetinin karanlık yüzü de artık daha fazla görünür hale geliyor. Küresel güçlerin yıllarca başka ülkelerin kaynaklarını kontrol etmesi, savaşları yönlendirmesi ve medya aracılığıyla algı oluşturması artık daha çok sorgulanıyor. İnsanlar, artık sadece ekranlarda gösterilene değil, saklanan gerçeklere de bakmaya başladı.
Benim için bu savaşla birlikte bir şey daha netleşti: Küresel medyanın anlattığı her hikâye gerçeğin tamamı değildir. Çünkü mazlumun dini olmaz, mazlumun ırkı olmaz. Zulüm neredeyse, vicdanın da orada olması gerekir.
Bugün İran’ın verdiği mücadele sadece askeri bir mücadele olarak görülmemelidir. Bu aynı zamanda bir psikolojik ve sembolik mücadeledir. Ve belki de en güçlü mesaj şudur: Bazı milletler diz çökmez. Çünkü onlar yalnızca Allah’a secdede eğilmeyi bilir.







