Bugün 1 Mayıs…
Adı büyük: Emek ve Dayanışma Günü.
Ama insan sormadan edemiyor: Gerçekten bayram mı, yoksa sadece adı mı bayram?
Sokaklara bakıyorum, ekranlara bakıyorum, bir de hayatın içine…
Bir tarafta sloganlar, kürsüler, temsilciler; diğer tarafta sabahın köründe işe giden insanlar.
Yani işçi bayramında işçi çalışıyor. Bu nasıl bayram?
En çok da kadınları düşünüyorum.
Evde olanı, dışarıda olanı…
Ev hanımı, temizlikçi, eğitimci, terzi… Say say bitmez.
Ama en çok da görünmeyen emek var.
Evde olan kadına “çalışmıyor” diyen bir anlayışla neyin bayramını kutluyoruz?
Bir kadın sabah kalkıyor; çocuk, yemek, temizlik, düzen…
Akşam oluyor, yine aynı.
Maaş yok, sigorta yok, izin yok.
Ama adı “çalışmıyor.”
Kusura bakmayın, bugün süslü cümleler kuramayacağım.
Gösterişli kelimelerim yok.
İçimden geleni, gördüğümü, yaşananı söylüyorum.
Bir çobanın, bir çiftçinin emeğini köyde yaşayan bilir.
Ne kadar zahmetli olduğunu görmeden anlamak zor.
Ama bu emeği görmek gerek, değil mi?
Bir de özel sektör gerçeği var:
Memura tatil, işçiye mesai.
Hizmet sektörü çalışıyor, üretim devam ediyor.
O zaman bu bayram kimin bayramı?
Sendikalar var, temsil edenler var…
Ama sahaya bakınca herkesin sesi duyuluyor mu?
Özellikle kadın emeği hâlâ arka planda.
Oysa bu yükün büyük kısmını kadınlar taşımıyor mu?
İsterdim ki bugün farklı olsun…
Benim ülkemde çalışan, hak eden, emek veren gerçekten değer görsün.
Emeklilikte bile rahat edemeyen insanlar var.
Bu, emeğin karşılığı olmamalı.
Çalışanların sadece sözde değil, gerçekten önemsendiği,
emek verenin sadece teşekkür değil, saygı gördüğü,
insanın “değdi” diyebildiği bir gün olsun isterdim.
Çünkü bayram dediğin biraz da hissedilir.
Ama bugün, çoğu insan için sadece takvimde bir gün.








