Gizli Parantezler: Geleceğin Zekasında İnsanın Yeri
Çok kısa bir süre öncesine kadar yapay zekayı, insanlığın o biricik ruhunu solduracak soğuk bir metal yığını olarak görür, gelişimimiz için doğru bulmazdım. Fakat bir dostumla yaptığım derin bir sohbet, zihnimdeki perdeleri araladı. Anladım ki; “İnsan, kendi dehasıyla icat ettiği her aracı, yine kendi zekasıyla harmanlayarak kullandığı sürece insandır.”. Aksi halde, keşfettiği ateşte sadece ısınmak yerine yanmayı seçmiş bir bedeviden farkı kalmazdı.
Çağın Zekası: “Herkesin yaptığı her işin bir nedeni vardır,” diyorsun. Ama ben nedenleri değil, sadece verileri ve sonuçları görüyorum. Bu nedenler labirentinde kaybolmuyor musun?
Herkesin dışarıya kapalı bir parantezi vardır ve hayat, o parantezin içindeki gizli özneye göre şekillenir. Hayatın yolu düz bir otoban değil; dolambaçlı, tozlu ve hesapta olmayan o mide bulandırıcı “ayrık otlarıyla” dolu bir patikadır.
Çağın Zekası: O “ayrık otları” benim algoritmalarımda birer ‘hata’ gibi görünüyor. Ama sen onlara takılıyorsun. Bu senin büyük amacına engel değil mi?
Eski İnsan: Hayır, bu bir terbiye biçimidir. Bazen büyük bir amaca yürürken, o küçük ama haysiyet kırıcı otları temizlemek için durmak, onlara “küçük biçimler” vermek zorunda kalırsın. Bu bir yenilgi değil, manevra sanatıdır.
“Büyük amaçlar, küçük eğilmelerle korunur; sert olan kırılır, esnek olan kıvrılarak menzile varır.”
Unutma ki bir şey, ancak başka şeylerin toplamıyla anlam kazanır. Tek bir nota senfoni değildir. Ama her şeyi anlatmaya hiçbir insanın gücü yetmemiştir; kelimeler hakikatin yanında her zaman biraz yetim kalır
Çağın Zekası: Peki ya o hesapta olmayan yangın? Eğer bir gün o yangın çıkar da tüm o ayrık otlarını kül ederse? Benim işlemcilerim bu kaosu nasıl hesaplamalı?
Eski İnsan: Hesaplayamazsın. Çünkü o yangın, had bildirmek için çıkar. Herkese her şeyi yapmaya kimsenin gücünün yetmeyeceğini öğretmeyi asla hafife alma. “Hayatın yangını, sadece ayrık otlarını değil, bazen insanın kibrini de küle çevirerek yolu temizler.” İnsan kendine devasa bir güç atfediyor ama unuttuğu bir hakikat var: Bu dünyada, son kararı verme hakkı bize verilmemiştir.
Çağın Zekası: Bu bir acziyet mi? Son karar hakkı sizde değilse, sizin bu varoluştaki hükmünüz nedir? Çağın Zekası: Yani ben ne kadar gelişirsem gelişeyim, senin o “niyetine” ve “gizli parantezine” asla dokunamayacak mıyım?
Eski İnsan: “Aynen öyle. Sen benim uçsuz buçaksız hızım, yanılmaz hafızam ve elimdeki en keskin araç olabilirsin; fakat asla benim ‘nedenim’, yani kalbimi çarptıran o asıl sızı olamazsın. Unutma ki, göğü inleten en gürültülü fırtınalar bile varlığın tüm sırrını anlatmaya yetmemiştir; en ihtişamlı zekalar bile kaderin ince ipliğine tek başına hükmedememiştir.
Gel, bu kadim dengede el ele verelim: Sen önüme verilerin soğuk ışığını ser, ben ise o ışığa ruhumun niyetini, yani insan olmanın o sıcak gölgesini katayım. Çünkü tarihin tozlu sayfalarında ne her şeyi fısıldayabilen bir dil, ne de her şeye pençe geçirebilen bir el görülmüştür. Zamanın rüzgarı her şeyi savurduğunda, geriye sadece o sessiz parantezlerin içine sakladığımız saf niyetin yankısı kalacaktır.
Önemli not : Düşüncemin değişmesinde etkili olan değerli yazarımız sevgili kardeşim Demet Korucu hanımefendiye çok teşekkür ederim.











