Kutuplaşma Kıskacında Bir Ders: Kazancakis ve İspanya
Günümüzde küresel kutuplaşma baş döndürücü bir hızla artarken, aşırı sağ ideolojilerin her yerde yükselişe geçtiğine şahit oluyoruz. Ancak burada bir parantez açmakta fayda var: “Aşırı sağın yükselişi” tespiti ile Enver Aysever’in “Sağcı olduğunuz zaman ahlaksız olursunuz; sağcılığın kriteri, vicdanı yoktur, din tacirliği yapar” ifadeleri arasında çok keskin bir fark olduğunu belirterek söze başlamalıyım. Şahsi kanaatim odur ki; ne düşünürseniz düşünün, fikirlerinizde hızlı, sert ve fanatik olmamak her zaman sizin faydanızadır.
Sosyal medyadan öğrendiğim kadarıyla Enver Bey’e “geçmiş olsun” dileklerimi iletiyorum; zira kim olursa olsun birinin hapis yatmasına taraftar olmam asla mümkün değildir. Fakat Ahmet Nesin’in programında dinlediğim kadarıyla kendisi; “Aktif gazeteciliği bırakıyorum, ülke beni kaybetti” türünden, tabiri caizse ipe sapa gelmez sözler sarf etmiş. Enver Aysever vaktiyle içinde olduğu kesimi “radikal tahammülsüz” olarak tarif ederdi. Ben de Ahmet Nesin gibi “Madem öyle, bugüne kadar niye yaptın?” sorusunu sorarak Nikos Kazancakis üzerine yoğunlaşmayı daha doğru buluyorum. Yahu Enver kardeşim, dört ayda bu hale geldiysen, bizim kuşaktakilerin tecrübelerine biraz kulak vermelisin.
Geçmişin Aynasında Bugünü Okumak: Kazancakis’in Gerekli İspanya Deneyimi
Günümüzde küresel kutuplaşma hızla artıyor. Üstelik aşırı sağ ideolojiler her yerde yükseliyor. Bu durum, tarihin sayfalarını karıştırmayı zorunlu kılıyor. Bu bağlamda, Nikos Kazancakis’in deneyimi hayati bir önem taşıyor. Ünlü yazar, 1930’lu yıllarda İspanya’ya bir muhabir olarak gitti. Orada toplumsal dokunun nasıl çatladığını bizzat gördü. Bu nedenle, onun gözlemleri bugün için “çok gerekli” bir ders barındırıyor. Kazancakis, yıkılmış bir imparatorluğun enkazını derinlemesine inceledi. Halkın onurlu ama bitkin halini bir cerrah gibi röntgenledi.
Zarafetten Cehenneme Hızlı Geçiş
Kazancakis’in notları iki uçlu bir bıçak gibidir. Çünkü kitabın ilk bölümü umut ve estetik doludur. Örneğin, Prado bahçelerinden yükselen kokular yazarı büyüler. Ayrıca baharı müjdeleyen bülbül sesleri ruha hitap eder. Hatta Gongora’nın şiirsel mısraları bu güzelliği pekiştirir. Ancak bu huzur tablosu kısa süre sonra bozulacaktır. Çünkü toplumsal nefret, bulutların arkasında sessizce beklemektedir. Yazarın bu estetikten savaşa geçişi çok sarsıcıdır. Bu durum, kutuplaşmanın ne kadar hızlı yıkıma dönüştüğünü kanıtlar.

İdeolojilerin Ötesindeki Büyük Acı
İspanya İç Savaşı, tüm insanlığın ortak trajedisidir. Bir yanda Sovyet destekli Komünistler vardı. Diğer yanda ise Almanya destekli Franco Faşist güçleri duruyordu. Bu iki grup, toplumu tam ortadan ikiye böldü. Fakat Kazancakis, herhangi bir ideolojinin sözcülüğünü yapmadı. Aksine, o sadece “insanlık yarasını” göstermeyi seçti. Bu duruş, günümüzün taraflı medya ikliminde çok değerlidir. Çünkü gerçeği yalın haliyle görmek büyük bir cesaret ister. Bu nedenle yazarın tarafsızlığı, bizlere bugün rehberlik etmektedir.
Uçak Enkazları ve Ortak Suçumuz
Savaşın bilançosu sadece siyasi değişimler değildir. Üstelik toprağa sızan irin ve ağır koku gerçektir. Madrid tepelerinde yankılanan bombardıman sesleri korkutucudur. Bu uğultular, gökyüzünden ölümün yağdığını haber verir. Kazancakis, paramparça olan uçak enkazlarını büyük bir üzüntüyle anlatır. Bir enkazın başında “Nuestro!” (Bizim!) diye mırıldanan subayı hatırlar. Bu acı feryat, aslında tüm insanlığın ortak iflasıdır.
Tarihin Tekerrür Etmemesi İçin Uyarı
Özetle, Kazancakis’in uyarısı bugün hala geçerlidir. Yazar, bu büyük suçun hepimize ait olduğunu savunur. Onun bu sarsıcı şahitliği, bir ibret vesikasıdır. Bu sebeple, geçmişin aynasına bakarak bugünü doğru okumalıyız. Çünkü kutuplaşma tehlikesi her an kapımızda bekliyor. Tarihin tekerrür etmemesi bizim elimizdedir. Bu yüzden, bu “gerekli” deneyimi asla unutmamalıyız.











