USD45,04
%0.19
EURO52,85
%0.28
EURO/USD1,17
%0.31
BIST14.409,07
%0.51
Petrol105,90
%0.79
GR. ALTIN6.815,04
%0.53
BTC3.522.412,86
%1.09
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Lefkoşa
Gazimağusa
Girne
Güzelyurt
İskele
Pristina
Cemil Uçar
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Tabiat, Atalar ve Tengri: Eski Türk Dini

Tabiat, Atalar ve Tengri: Eski Türk Dini

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Gökle Yer Arasında Kalmış Bir Hafıza: Türk Şamanizm’i Üzerine

Tarihi okurken çoğu zaman devletleri, savaşları ve antlaşmaları ezberleriz; fakat bir milletin neye inandığını anlamadan, kim olduğunu kavramamız mümkün değildir. Türklerin İslamiyet’ten önceki inanç dünyası da tam bu noktada, yüzeysel anlatıların ötesinde ele alınmayı hak eder. Çünkü bu inanç sistemi, yalnızca bir “din” meselesi değil; hayata bakışın, tabiatla kurulan ilişkinin ve insanın evrendeki yerini algılayışının ifadesidir.

Hüseyin Nihal Atsız, Türklerin eski inançlarını anlatırken Sakalar döneminden itibaren kesin çizgiler çizmenin zor olduğunu söyler; ancak bu belirsizliğin ardında net bir gerçek vardır: Türkler, doğaya sırtını dönmemiştir. Gök, yer, ateş ve su; yalnızca fiziksel unsurlar değil, kutsal varlıklar olarak görülmüştür. Çünkü tabiatı kutsal sayan insan, kendini onun efendisi değil, parçası olarak görür. Bu anlayış, modern insanın unuttuğu bir hakikati fısıldar: Doğaya hükmettiğini sanan, aslında ona bağımlıdır.

Hunlar Dönemine Geldiğimizde

İnanç dünyası biraz daha görünür hâle gelir. Yılda bir kez gök ve yer tanrılarına, ayrıca ataların ruhlarına kurban sunulması, Türk düşüncesinde kutsalın iki merkezli olduğunu gösterir. Ancak bu, bir çatışma değil; bir denge hâlidir. Gök düzeni ve yüceliği, yer ise bereketi ve sürekliliği temsil eder. Atalar ise geçmişte kalmış gölgeler değil, bugünü şekillendiren manevi varlıklardır. Atasını unutanın yönünü kaybetmesi de bundandır; çünkü hafızasını yitiren bir toplum, pusulasını da yitirir.

Göktürkler Çağı

Göktürkler çağında bu inanç sistemi artık bir devlet aklıyla iç içe geçer. Tengri, en yüce varlık olarak kabul edilir; fakat burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Tengri, bütün insanlığı yaratan evrensel bir Tanrı değil, Türk milletinin talihini tayin eden bir kudrettir. Kağanlar, iktidarlarını Tanrı’dan aldıklarını söylerken bir meşruiyet oyunu oynamaz; aksine, hesap verebilir olduklarını ilan ederler.

Bu dönemde kutsallık yalnızca gökte değil, yerdedir de. Yer-Su inancı, dağları, nehirleri ve ormanları canlı bir varlık gibi görür. Toprak, üzerinde yaşanan bir alan değil; uğruna can verilen bir değerdir. “Toprak, uğruna ölen varsa vatandır” sözü, modern bir slogan olmaktan önce, kadim bir bilincin yansımasıdır.

Göktürk inanç dünyasının belki de en dikkat çekici figürü Umay’dır. İyiliğin, merhametin ve çocukların koruyucusu olan bu dişil kutsallık, Türk kültüründe kadının yerini anlamak açısından son derece önemlidir. Umay, kadının yalnızca sosyal değil, kozmik bir değer taşıdığını hatırlatır. Bu yüzden Türk inanç sistemi, kadını dışlayan değil; onu hayatın merkezine alan bir yapı sergiler.

Bütün bu unsurların toplamına bugün Şamanizm diyoruz. Ancak burada durup düşünmek gerekir. Şamanizm, klasik anlamda kuralları olan bir din değildir; daha çok bir hayat felsefesi, bir inanç pratiği ve bir evren tasavvurudur. Şaman, Tanrı değildir; ruhlarla insanlar arasında köprü kuran bir yolcudur. Dengeyi bozmamak, doğaya zarar vermemek ve ölçüyü kaçırmamak esastır. Çünkü denge bozulursa, düzen çöker.

Bugün Şamanizm’i yalnızca geçmişte kalmış egzotik bir inanış gibi okumak büyük bir hatadır. O, Türklerin nasıl yaşadığını değil; nasıl düşündüğünü anlatır. Belki de asıl soru şudur: Biz bu hafızayı ne kadar hatırlıyoruz?

Tabiat, Atalar ve Tengri: Eski Türk Dini