Bu yazıya alışılmışın dışında bir giriş yaptığımın farkındayım. Ancak, içinde bulunduğumuz dijital çağ ve özellikle de sosyal medya gibi mecraların herkese açık ve şeffaf yapısı düşünüldüğünde, bu hitabın ne kadar yerinde olduğu görülecektir. Bazen insanın dostlarından ziyade düşmanları tarafından takdir edilmesi çok daha kıymetlidir. Hepimiz biliriz ki, dostluk kurabilmek için bin bir fedakarlık, uzun yıllara yayılan paylaşımlar ve bitmek bilmeyen bir emek gerekir. Oysa düşman kazanmak için tek bir aykırı huy, hoşa gitmeyen bir davranış ya da farklı bir duruş sergilemek yeterlidir. Bu kolaycılığın içinde, gerçek bir duruş sergilemek her zaman daha zordur.
Hayatımın Alışılmışın Dışında Olması
Hiç kuşkusuz bu dünyada benden çok daha tantanalı ya da debdeli hayatlar sürenler olmuştur. Fakat insanların büyük çoğunluğunun, kendisine sunulan tekdüze yaşam biçimini kabullenip sessizce ölümü beklediği bir düzende, benim hayatımın pek de alışılagelmiş cinsten olmadığını söyleyebilirim. Beni yakından tanıyanlar, hayatı bir seyirci gibi değil, bir fail olarak yaşadığımı bilirler. Bu nedenle, kendi yolumu çizmiş olmamı ve sıradanlığa başkaldırmamı bir suç değil, bir hakikat olarak göreceklerini tahmin ediyorum.
Yazıya Olan Tutkum
İçimden gelenleri özgürce yapmamın önündeki en büyük engel, belki de paradoksal bir şekilde, yazıya olan sarsılmaz tutkumdur. Bu yaşıma kadar hayatta kalabilmeyi, karşılaştığım devasa felaketlere karşı direnme gücünü ve ruhumu ayakta tutan o gizli kaynağı, sadece okumaya ve yazmaya olan sevgimden aldığımı itiraf etmeliyim. Kelimeler, benim için sadece birer araç değil, yaşamın ağırlığına karşı kullanılan en etkili kalkandır.

Yaşamak ve Anlam Katmak
Yaşam ve ölüm arasındaki o ince çizgide, çoğunluktan ayrıldığım bir nokta daha var: Ben ölümü edilgen bir şekilde beklemek istemiyorum. Elbette ölmek için acele etmenin de bir mantığı yok; ancak yaşamak dediğimiz eylem, sadece nefes almaktan ibaret olmamalıdır. Eğer hayata bir anlam katabiliyorsak, bir iz bırakabiliyorsak o zaman gerçekten yaşıyoruz demektir. Aksi takdirde; sadece lavabo, mutfak ve yatak odası üçgeninde sıkışmış bir ömür, benim ruhum için derin bir işkenceden başka bir şey değildir. İnsan, biyolojik ihtiyaçlarının toplamından daha fazlası olmalıdır.
Tanrı Kavramı ve İnanç
Tanrı (Arapça ifadesiyle Allah) kavramı, benim dünyamda bir formül ya da teknik bir bilgi değil; tamamen kalbi bir duygu durumudur. O, bilinemezliğe meyilli, ancak gönülde duyumsandığında somutlaşan soyut bir hakikattir. Evrenin bu büyük gizemini ancak kalbimizle hissederek bir anlama kavuştururuz. Büyük düşünür Hayyam’ın da dediği gibi: “Var mı dünyada günah işlemeyen söyle; Yaşanır mı hiç günah işlemeden söyle; Bana kötü deyip kötülük edeceksen, Yüce Tanrı, ne farkın kalır benden, söyle.” Bu mısralar, benim inanç dünyamın özetidir. İnsan, kendi içinde o Tanrısal kuvveti taşır; Tanrı değildir ama o güçten bir parça barındırır. Kişi bu gücün farkına vardığında, karşısında imkansız diye bir şey kalmaz.
Düşmanların Değeri
Yazımı şimdilik anlamlı bir saptama ile bitirmek istiyorum: Hayatta kalma azmimi ve mücadele etme tutkumu, dostlarımdan ziyade düşmanlarıma borçluyum. Beni diri tutan, o rekabet ve direnç duygusudur. Bu yüzden, “iyi ki varlar” diyorum. 27 Şubat 2020 tarihinde tarihe düştüğüm bu not, sadece bir geçmişin değil, bir duruşun adeta belgeli bir kanıtıdır.
- Yazı Boyutunu Ayarla Okuma rahatlığı için seçin
- Küçük 100% Dev











