USD45,03
%0.03
EURO52,90
%0.17
EURO/USD1,17
%0.18
BIST14.607,06
%1.37
Petrol99,78
%0.66
GR. ALTIN6.809,13
%-0.09
BTC3.504.870,84
%0.01
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Lefkoşa
Gazimağusa
Girne
Güzelyurt
İskele
Pristina
Demet KORUCU

O Öyle…

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

O ÖYLE…

O gün alelacele trafikte, son sürat toplantıya varmak için koş babam koş… Tam vardık derken, neredeyse kafa kafaya tosluyorduk karşıdan gelen arabaya. Neyse ki bu seferlik olmadı.

Hemen bu talihsiz anların birkaç dakika öncesine gidince; yolun kenarında bekleyen yaşlı amcaya inip yardım etmiştik. Tam bunun hemen ardından, yolun karşısından gelen arabayla burun buruna gelince insan ister istemez düşünmeden edemiyor: “Yahu bu yaşlı amcanın duasını, güzel dileklerini almak mı bizi böyle talihsiz bir kazadan korudu?” diye sesli düşünürken, toplantı salonunda yanımda oturan arkadaşım, “Ben öyle dindar ya da karma var falan diye düşünmem Demet, senin gibi,” dedi.

Peki, bu dindar ya da karmatik bir düşünce miydi? Aslında ne bileyim… İster istemez düşünmeden edemedim; o yaşlı amcanın bize olan güzel dileklerini, bodoslama dalacağım o arabaya bağlamayı… İnanın hâlâ nasıl oldu da karşılıklı her ikimiz de zıt yöne manevra yaparak, kıl payı da olsa çiziksiz atlattık, aklım almıyor.

Ama içime gelen hislerin, iyilik yapmanın da bir “iyi geri yansıması” olabilirliği dinamiği… Fizikteki Newton’un üçüncü kanunu olan etkiye tepkiye de uyuyor aslında. Yani akla, bilime ve en önemlisi içime sinen bir şey var: Kendi mutluluğumuzun, başkalarının mutluluğuna olan katkımıza endeksli olduğu o hayatın matematiksel eşitliği çalışıyor azizim, öyle ya da böyle.

En azından ben, birilerinin yüzündeki küçücük bir mutluluğa vesile olabilmeyi bile çok kıymetli buluyorum. Keşke o gülümsemenin sebebi olabilsem diye çırpınabilirim. Böyle yazınca aklıma hemen geçen gün laboratuvarda söylenen arkadaşım geldi. Diyor ki:

“Yahu anneme ben bakıyorum, malum bizim toplumda kız evlat anne babaya bakmakla yükümlü gibi; ama anacığımın bütün duaları kapısının önünden bile geçmediği abicime gidiyor. Aklı fikri, bütün cümleleri abim ile ilgili…”

Annem kızının evinde ama aklı da duaları da oğlunda… İlmek ilmek iyi niyetler, emekler, dualar adres şaşırmaz azizim. Yıllarca anacığına bakan ama kafası kurcalanan evlat; sabahtan akşama anasından beddua da işitse, elinden gelenin en iyisini yaptığın sürece bütün emeklerin hayatın adalet terazisinde bir yer buluyor üç aşağı beş yukarı… Ya da bulunabilmesi temennisiyle, yeni bir iyiliği, güzelliği denemeye de değer. Yahu bir sefer de benden olsun diye, yaptığın iyiliği esenlikten verdiğin bir hediye gibi de düşünebilirsin; yani getirisi, bedeli yok ama yine de yapmaya değer…

Peki ya senin bütün bu yapıp ettiklerine rağmen “nato kafa nato mermer” olanlar? Tıklasan duvardan ses gelir ama onlardan gelmez dediklerin? Onlar öyle. Seni gıcık etmek için değil, seni deli etmek için değil… Sadece öyleler. Malzemeleri öyle, dokuları öyle, altyapıları öyle. Ama sen illa “Yahu niye böyle değiller ki?” dersen, işte o zaman abesle iştigal oluyor. Çünkü o, öyle. Ve bunun seninle hiçbir alakası yok.

“Bunca emek ettim, saçımı süpürge ettim, yine de yaranamadım,” diyorsan bile maalesef kural yine de değişmiyor: O, öyle olmaktan başka bir şey olamıyor. Senin ondan beklediğin o fazladan insanlık payı hücresinde yok, yapısında yok… O zaman kartları yeniden karıp hayat oyununda ona göre şekil almak gerekecek.

Peki, “adamına göre muamele etmek”, bize ne kadar gelirlerse bizim de onlara o kadar adım gitmemiz mi gerekecek o halde? Al gülüm ver gülüm misali, bir alışveriş, bir fiş misali mi? Sanırım hayır. Çünkü yapabildiğim iyilik kârımdır. Bir de yapıp ettiklerimiz, yazıp çizdiklerimiz bizim imzamız gibi üstümüze yapışıyor bir süre sonra; ister kabul edelim, ister etmeyelim. “O öyle,” dediğimiz gibi, biz de kendi altyapımızda mı dersin, hamurumuzda mı, hücrelerimizde mi… Biz de böyleyiz. Ve böyle olmamızın onlarla, olup gidenlerle hiçbir alakasının olmadığı o bağımsız noktaya ulaşabildiysek; işte o zaman hayatta kendimizi gerçekleştirme yolculuğunda tek rakibimiz kendimiz oluyoruz.

Etrafımızdaki olup biten her şeyden ve herkesten bağımsızlaşarak, kendimizin en iyi versiyonu olabilme yolculuğunda dünümüze bir ayna tutalım: Dünden bugüne ne faydamız oldu kendimizin gelişimine? Gelişim içte başladı mı, dalga dalga önce yakın dünyamıza, sonra koca dünyaya yayılır…

Allah aşkına koca dünyanın yükünü yüklenmeyi bırakın; siz lütfen size yakın dünyaya bir el atın. Kendi yakın dünyanızda onarıp tamir edebildikleriniz nispetinde, adeta suya atılan küçük bir taş parçasının oluşturduğu dalgalar gibi yayılacak dünyanın onarımı ve tamiri… Siz oradan, ben buradan derken, bize ayrılan süre bitecek bir gün. İşte o güne varana dek, yine yeniden vazgeçmeden bir güzellik yapmaya değer. Umuyorum yapabilme imkânımız olur az biraz daha…

O Öyle…
0