Bir Dönemin Tanıklığı: 1975 Nisanı
Yıl 1975. Bir Nisan akşamı. TRT’nin büyük saldırılara uğradığı, İsmail Cem dönemi. Hıfzı Topuz, Ankara Televizyonu’nun siyah beyaz ekranında, hazırladığı “Konuklar Geçiyor” programını sunuyor.
Konuğu, şair Melih Cevdet Anday.
Topuz, Anday’a:
“Yeni kitabına girecek şiirlerinden birini okur musun?”
diye soruyor. Anday, hiç tereddüt etmeden:
“Hay hay, okurum,”
diyor ve ekliyor:
“Şiirin adı ‘Masamız’. Romanya’da basılan bir kitapta yayımlandı. Romencesi ‘Masa Nostra’; bizim masa, masamız demek. Türkçede ‘masa’ diye kullandığımız sözcük Latinceden gelme.”
Ve şiiri okumaya başlıyor:
“Masamız” Şiiri
Cenazeden dönüşte horozlar öttü
İlkyaz toprağının bomboş ikindisi
Gökyüzü küçük bir boru çiçeği gibi
Çıktı karşımıza, şarapçıya girdik
Masamız çatırtılar içindeydi
Ağacının eski yaşamından.
Bizim masa, iki haftada bir Çarşamba öğle saatlerinde kurulurdu.
Masada; gazeteci, yazar, çizer, doktor, reklamcı, radyocu, televizyoncu olurdu. On, on beş kişi olurduk genelde.
Belli bir toplantı yeri yoktu:
Mimar Sinan Üniversitesi’nin denize nazır lokantası,
Levent’te bir şarap evi,
ya da Galatasaray Lokali.
Neresi kafamıza eserse, bütçemize neresi uyarsa…
Yaz aylarında masaya ara verilir, sonbahar beklenirdi.
Masanın Değişmezleri
Masanın baş konuğu daima Hıfzı Bey olurdu. Hemen her toplantıya katılırdı.
Onun gelişiyle masa canlanır, takım ruhu kazanırdı. Ağzının içine bakardık;
Nazım Hikmet’le ilgili bir anı,
Paris günleri,
ya da bir şiir okusun diye…
Hiç nazlanmazdı. O içten, sevecen tebessümü ve etkili sesiyle hemen içini açardı.
İkinci onur konuğu ise Bay Moristi: Moris Gabay.
O da bambaşka bir dünyaydı. Yaşı Hıfzı Bey’le yarışırdı. Sosyalistti;
İşçi Partisi’nde yaşananlar,
Afrika’daki deneyimleri
onu dinleyenler için zenginleşmekle eş anlamlıydı.
Masada Hayat ve Siyaset
Masa demek;
biraz geçmişte dolaşmak,
biraz siyaset,
biraz güncel politika demekti.
Farklı fikirler havada uçuşur, zaman zaman alevli tartışmalar yaşanırdı.
Yemek biter, Hıfzı Bey ve Bay Moris uğurlanır, biralar söylenir, tavla partileri başlardı.
Bir gün Hıfzı ağabey, sözü Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasal duruma getirerek şöyle dedi:
“Ben şu uzun ömrümde böyle bir dönem ne gördüm, ne de yaşadım.”
Ama yine de umut vermekten, Cumhuriyet ve demokrasi için emek harcamayı salık vermekten geri durmadı.
Masanın Dağılması
Masamız, zaman içinde giderek dağılmaya yüz tuttu.
(Zaten bu ülkede masa kurmak zordur, dağıtmak kolaydır.)
Bunu ne dağıttı?
Pandemi mi?
Hıfzı Bey’in sağlık sorunları mı?
Bazı arkadaşların seyrekleşen katılımı mı?
Yoksa Bay Moris ve Niyazi Dalyancı’nın ölümleri mi?
Pek anlaşılamadı doğrusu.
Sanki masanın asıl var olma nedeni yalnızca Hıfzı Topuz’du.
Masanın fikir babası ve kurucusu Şahin Tekgündüz ile bunun nedenini, niçinini bile doğru dürüst konuşamadık.
Bir Türkiye Sevdalısı: Hıfzı Topuz
Hıfzı Topuz, gerçek bir Türkiye sevdalısıydı.
Yaşamının bir bölümü Paris’te ve Afrika ülkelerinde geçti. Türkiye’den koparılan ya da uzaklaşmayı seçen nice aydın ve sanatçıyla, oralarda Türkiye’yi düşledi, Türkiye’yi yaşadı, Türkiye’den kopamadı.
Kocaman bir vicdanı vardı.
Hoşgörülüydü, ama fikirlerini her ortamda sonuna kadar savunurdu.
Neydi o fikirler?
Cumhuriyet, demokrasi, laiklik, hukukun üstünlüğü, özgür basın, sosyal adalet…
Hepimizin özlediği o aydınlık düzen!
İletişimci, Yazar, Aydın
Hıfzı Topuz, dört dörtlük bir iletişimciydi:
Araştırmacı,
gözlemci,
yorumcu.
Yazardı; anılarının zenginliğini sözcüklere dökme ustasıydı.
Radyocuydu; Türkiye radyolarına yeni bir soluk, farklı bir programcılık anlayışı getirdi.
O, sanatçı duyarlığına sahip bir entelektüel, etkili bir konuşmacı ve hocaydı.
Yaşamak Sanatı
İnsanın yaşam yolculuğunda izlediği çizgi, attığı adımların değeri, hep o **“son an”**da ortaya çıkıyor.
İnsanlığın ve toplumsallığın yüce değerlerini benimseyerek;
ödün vermeden,
eğilip bükülmeden,
“gerçek birey” olarak yaşamak…
Güler yüzle, tatlı dille; yaşların dönemeçlerinden geçerken bastığı her taşta, karşılaştığı her insanda iz bırakabilmek…
Dalya Demek
Uzun yaşamak, hele “dalya” diyebilmek, doğanın bir armağanı olduğu kadar bir sanat.
Ama bu, ancak bazı kişilere nasip oluyor.
Onca kitap, yazı, kanatlı söz, derin düşünce ve zamandaki iz, geride kalanlara şunu dedirtiyor:
“İşte yaşamak böyle bir şey; yaşadın mı böyle yaşayacaksın.”
Veda
Ne mutlu Hıfzı Topuz’a!
Ölümü bile, her yaşayana nasip olmayacak o sevgi ve saygı halesini peşinden sürüklemesiyle, insanlarda bıraktığı kalıcı izin bir göstergesi değil mi?
Huzur içinde uyu Hıfzı ağabey.
Ruhun binlerce kez şad olsun.
Hıfzı Topuz
- Yazı Boyutunu Ayarla Okuma rahatlığı için seçin
- Küçük 100% Dev











