USD45,22
%0.06
EURO52,94
%0.12
EURO/USD1,17
%0.04
BIST14.495,77
%0.88
Petrol109,91
%-3.96
GR. ALTIN6.623,78
%0.8
BTC3.690.752,75
%2.07
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Lefkoşa
Gazimağusa
Girne
Güzelyurt
İskele
Pristina
Cemil Uçar
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Küreselleşme Masalı ve Görünmeyen Zincirler

Küreselleşme Masalı ve Görünmeyen Zincirler

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Hayatın En Sert Dersleri: Bazen Düşmandan Öğrenilenler

Hayat, insana en önemli derslerini çoğu zaman dost sohbetlerinde vermez. Alkışlanan fikirler değil, karşı durulan düşünceler öğretir. Diyalektiğin “karşıtların birliği” ilkesi, akademik bir kavram olmanın ötesinde, bugün yaşadıklarımızı anlamak için güçlü bir anahtardır. Çünkü toplumlar da bireyler gibi, çoğu zaman ancak karşısına dikilen engellerle yüzleştiğinde gerçeklerle temas eder.

Bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu tabloya baktığımızda, sorunların yalnızca ekonomi, siyaset ya da dış politika başlıklarında toplanmadığını görüyoruz. Daha derinde, kavramlarla olan bağımızın zayıfladığını fark ediyoruz. Bir zamanlar mücadele alanlarını tanımlayan sözcükler, “eski” ya da “kullanışsız” denilerek gündemden düşürülüyor. Oysa kavramlar eskimez; onları terk eden bilinçler körelir.

“Emperyalizm” kavramı da bu şekilde kenara itilenlerden biri. Küreselleşme söylemiyle birlikte, dünyanın artık eşit ilişkiler üzerine kurulu olduğu iddia ediliyor. Ancak yaşananlar bunun tam tersini gösteriyor. Sermaye serbestçe dolaşırken, emek yerinde sayıyor. Kaynaklar belirli merkezlerde toplanırken, çevre ülkeler borç ve bağımlılık sarmalında tutuluyor. Bu tabloyu görmezden gelip hâlâ “her şey yolunda” demek, gerçeklerle bağını koparmaktır.

Elbette yaşadığımız karanlığın bütün sorumluluğunu dış güçlere yüklemek de doğru değil. İçeride yaşanan dağınıklık, kutuplaşma ve tahammülsüzlük bu sürecin en önemli tamamlayıcısıdır. En küçük görüş ayrılıklarının bile düşmanlığa dönüştüğü bir ortamda, ortak bir demokratik zemin kurmak giderek zorlaşıyor. Birbirini ikna etmeye çalışmak yerine suçlamayı tercih edenler, farkında olmadan baskıcı yapılar için elverişli bir alan yaratıyor.

Ancak bütün bu iç sorunların üzerinde, daha büyük ve daha örgütlü bir gerçeklik duruyor. Özellikle bizim gibi tarihsel olarak sömürü ilişkilerinin hedefi olmuş ülkelerde emperyalizm hâlâ belirleyici bir güçtür. Bugün tanklarla değil, finansal araçlarla; askeri darbelerle değil, kültürel ve zihinsel kuşatmalarla ilerliyor. Sadece ekonomiyi değil, algıyı da yönetiyor.

Daha dikkat çekici olan ise bu düzenin içerideki taşıyıcılarıdır. Kendilerini bağımsızlık ve yerli duruş söylemiyle sunan bazı çevreler, en sert suçlamaları muhaliflerine yöneltirken, kendi bağımlılık ilişkilerini ustalıkla gizliyor. İlkesizlik burada bir istisna değil, sistemli bir tercih hâline geliyor. Dün söylediklerinin tam tersini bugün savunmak, herhangi bir utanç duygusu yaratmıyor.

Bu noktada tarihsel bir gerçek yeniden karşımıza çıkıyor: Demokratik ve aydınlık güçlerin dağınıklığı, otoriter yapıların en büyük avantajıdır. Küçük hesaplarla büyütülen ayrılıklar, toplumları uzun vadede ağır bedellere sürükler. Tarih bunun örnekleriyle doludur ve bu örneklerin çoğu ne yazık ki acı sonlarla bitmiştir.

Belki de hayatın en sert ama en öğretici dersi burada ortaya çıkar. Bazen düşman, istemeden de olsa öğretmenlik yapar. Onların disiplinini, kararlılığını ve kendi içlerindeki çelişkileri nasıl bastırabildiklerini görmek; bize neyi yapamadığımızı açıkça gösterir. Bu aynaya bakmak rahatsız edicidir ama gereklidir.

Özetle şunu unutmamak gerekir: Aydınlık bir geleceğe inanan tek bir insan bile gözden çıkarılamaz. Çünkü bazen bir kişi, karanlığa karşı tutulan son ışıktır. O ışık sönerse, karanlık kendiliğinden çoğalır. Hayatın dersi nettir: Birlikten kaçanlar, sonunda karanlıkta buluşur.

Küreselleşme Masalı ve Görünmeyen Zincirler