Çalışmak: Yoksulluğun Sessiz Direnişi
Bilge adam, erdemin yüz akı Aziz Nesin, Çatalca’daki vakıfta gençlerle yaptığı bir sohbette şöyle demişti:
“Fakirlerin tek silahı çalışmaktır.”
Bu cümle, yalnızca bir tespit değil; aynı zamanda hayata karşı verilmiş sessiz ama inatçı bir direnişin özetidir. Ben de kendi koşullarım içinde, günün büyük bir bölümünü okuyarak ve yazarak geçirmeye çalışıyorum. Çünkü çalışmak, çoğu zaman insanın kendine tutunma biçimidir. “İnsan, meşgul olduğu şey kadar insandır,” derler; boşluk, en tehlikeli yoksulluktur.
Hayatın İçinden Bakabilmek
Farklı hayatları tanımak ve onların içinde bulunmak, insanı yalnızca başka ufuklara taşımakla kalmaz; çoğu kişinin bakamadığı yerlerden bakabilme cesareti de kazandırır. Ülkemizde her şey biraz daha başka, biraz daha özgün ilerler. Geri bırakılmış toplumlarda yoksulluk geniş kitleleri içine alır; insanlar çoğu zaman yeteneklerine göre değil, bulabildikleri işle hayata tutunur.
Bu yüzden kimseyi, gündelik hayatla boğuştuğu için kolayca suçlamamak gerekir. Çünkü “Herkes kendi yükünü, kendi terazisinde tartar.” Yaşam, çoğu zaman adil değildir; ama yine de anlaşılmayı hak eder.

Görünenle Olan Arasındaki Uçurum
Hayata düz bir çizgiden bakamadığımız için, birbirine zıt gibi duran süreçleri şaşkınlıkla değil; anlamaya çalışarak çözebiliriz. Bunun yolu, diyalektik ve dinamik bir bakış açısından geçer. Bizde neredeyse hiçbir şey göründüğü gibi değildir. En tehlikeli sanılanlar değil; çoğu zaman masum görünenler daha yıkıcıdır.
Hele bir de “suya sabuna dokunmayan, sürekli alkışlayan tipler” vardır ki; onlar, sessizliğin en gürültülü hâlidir. “Kötülüğün en büyük müttefiki, iyilerin suskunluğudur,” sözü boşuna söylenmemiştir.

Keskin Sirke Meselesi
Bugüne kadar en çok kendime zarar verdiğimi düşündüğüm zamanlar oldu. Eskiler ne güzel demiş:
“Keskin sirke küpüne zarar.”
Ama bu bir övünme değildir. Bizim gibi ülkelerde korkak olmak zordur, cesur olmak değil. Çünkü yaşamak, burada iki değil; bin defa zordur. Sokağa çıkmanın bile cesaret sayıldığı bir memlekette, hayatta kalmak başlı başına bir mücadeledir.
Bir zamanlar Küçükçekmece taraflarında, sandal gezintisi yapan iki sevgilinin üstüne düşen bir araçla hayatlarını kaybettiğini hatırlıyorum. Bu ülkede bazen yaşamak, plansız bir risk almaktır.
Bu yüzden gereksiz düşmanlar edinmemek, kendinden çok söz etmemek gerektiğini bedeller ödeyerek öğrendim. Başarıya susamış bir kalabalık içinde, sessizlik bazen en büyük korunma biçimidir. Yaşadıkça öğreniyoruz; hem de durmadan. Öğrenmek, insanın kendine attığı en sağlam düğümdür.












