USD45,36
%0.26
EURO53,45
%0.41
EURO/USD1,18
%0.4
BIST15.062,65
%0.15
Petrol101,47
%1.41
GR. ALTIN6.873,13
%0.84
BTC3.627.277,70
%0.08
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Lefkoşa
Gazimağusa
Girne
Güzelyurt
İskele
Pristina
Cemil Uçar
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Edebiyat Çevrelerinde Sıfatlar

Edebiyat Çevrelerinde Sıfatlar

Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Eskiden edebiyatçılar arasında birbirlerine yakıştırılan sıfatlar daha mı edebi olurdu, bilemiyorum. Birkaç örnek yazalım, kararı siz verin:

Abdülhak Hamit’e, “Dâhi-i Âzam” derlerdi. Üstada karşı bu sıfatı ilk kullanan Florinalı Nâzım olmuştu. Ancak Süleyman Nazif de, sıfatı yerinde bulmuş olmalı ki, bu nitelemeyi dilinden düşürmezdi. Oysa Abdülhak Hamit, dâhi sıfatını kendine layık görmez; “Ben dâhi değil, vahiyim” der.

Recaizade’ye, “Üstad-ı Muhterem” sıfatı layık görülmüştü.
Hüseyin Rahmi’ye bir iltifat olarak, “Türklerin Emile Zola’sı” denirdi. Bunu söyleyen de Abdülhak Hamit idi: “Sen iken Türklerin Emil Zola’sı.”

Peyami Safa’nın babası İsmail Safa “Şair-i Maderzat” sıfatıyla anılırdı.

Nâzım Hikmet ise, İsmail Safa’nın oğlu Peyami’ye, “Yetim-i Safa” diyecekti. İsmail Safa erken yaşta ölüp oğlunu yetim bıraktığı için…
Cenap Şahabettin, edebiyatçı arkadaşları arasında “Aşk Şairi” diye bilinirdi.

Celal Sahir Erozan, “Kadın Şairi” sıfatıyla tanınıyordu.
Muzaffer Buyrukçu, Cemal Süreya’dan söz ederken, içinde çokça sevgi ve içtenlik barındıran bir sıfat kullanırdı. “Efendi Hazretleri”.

Halil İbrahım Bahar, Cemal Süreya için “Şiir Peygamberi” demeyi uygun görürdü.
Cemal Süreya ise, kendisini “aşkolog” diye niteleyen gazeteci bir arkadaşımızın bu sözünü pek benimsemişti.

Üstadın kendi de, edebiyatçı arkadaşlarına uygun sıfatlar bulurdu. Sözgelimi, Necati Tosuner’e “Melek Yüzlü” demesi unutulmaz bir sıfattı.

Vedat Günyol Hoca da, sevdiği, sevmediği kişileri kimi sıfatlarla anardı, malum. Sözgelimi, Abdurrahman Dilipak’ı, “Abdurrahman Dilipis” diye nitelerdi. Hilmi Yavuz’a, “Hilmi Havuz” demesi, sevgiyle karışık bir takılmaydı. Çevirilerini beğenmediği Ender Gürol’a, “Ender Körol” adını verecekti.

Kemal Tahir’in romancılığını toptan yadsıyan Kerim Korcan, “Yorgun Savaşçı”ya gönderme yaparak, onu şu sıfatla anardı:
“Yorgun Tıraşçı”.
Kemal Tahir ad takmaz mıydı? Üstadın, eleştirmenliğini beğenmediği Konur Ertop’a, “Knor Ertop” demesi akıllardadır.

Çevresindeki edebiyatçılara sıfat bulmayı sevenlerden biri de Tarık Dursun K. idi: Sözgelimi, sürekli birtakım projeler geliştiren Naim Tirali’nin adını “Proje Naim” koymuştu.

Yüz yüze konuşurken kaşlarının altından bakan Cemal Süreya’ya, “Yılanî Cemal” diyecekti. Onun dilinde Oktay Akbal’ın sıfatıysa “Son Mohikan” idi.

Bir şey dikkatinizi çekti mi bilmem: Edebiyat dünyasında, olumlu sıfatlar yerini giderek olumsuz sıfatlara bırakmış.

Necati Gungor

Edebiyat Çevrelerinde Sıfatlar
0