“Günde Sekiz Saat” Talebi Bir Hak Değil, Bir İsyandı
“Bir işçi günde sekiz ya da on saat çalışsa dahi yine de köledir.”
— Samuel Fielden
1 Mayıs, yalnızca bir takvim günü değil; kapitalizme karşı sınıfsal isyanın, sömürüye karşı örgütlü öfkenin tarihsel simgesidir. 1886 yılında ABD / Chicago merkezli olarak yükselen 8 saatlik iş günü mücadelesi, işçilerin yalnızca daha az çalışmak için değil, patronsuz bir dünya tahayyülü için sokağa çıktıklarını gösteriyordu. Bu talep, reformist bir sınır değil; anarşist işçi hareketinin stratejik bir eşiğiydi.
Haymarket: Devletin Adaletle İmtihanı
3 Mayıs 1886, Chicago – Haymarket Meydanı.
McCormick Harvester Şirketi, grevci işçileri işten atmakla kalmamış; Pinkerton adlı silahlı çetelerle işçileri katlettirmişti. Buna karşı örgütlenen mitingde patlayan bir bomba, anarşistlere yönelik tarihsel bir cadı avının bahanesi haline getirildi.
Suçları kanıtlanmadan Albert R. Parsons, August Spies, Samuel J. Fielden, Michael Schwab, Adolph Fischer, George Engel ve Louis Lingg idama mahkûm edildi.
Oscar Neebe ise 15 yıl hapis cezası aldı.
“Bu mahkeme, adaletin değil mülkiyetin mahkemesidir.”
— August Spies
Uluslararası dayanışma sayesinde Fielden ve Schwab’ın cezası müebbet hapse çevrildi. Ancak Louis Lingg, idamı beklemeden hücresinde yaşamına son verdi; diğer yoldaşları ise devletin intikamı olarak darağaçlarında öldürüldü.
1 Mayıs’ın Antik Hafızası: Ateşten Bayrağa
1 Mayıs, modern işçi mücadelesinden çok daha eski bir tarihe sahiptir. Keltler ve Saksonlar, bu günü Beltane adıyla; toprağın, baharın ve üretimin kutsanması olarak kutluyordu. Ateşe verilen tekerlekler, tarlalara doğru yuvarlanırdı. Ateş, zamanla bayrağa, meşale, pankarta dönüştü.
Katolik Kilisesi bu ritüelleri yasakladı. Halk ise maskelerle, kostümlerle direndi. Bugün Walpurgisnacht (Cadılar Gecesi) olarak bilinen gelenek, işte bu yasakların içinden doğdu.
1886’dan sonra, ateşin yerini kara bayraklar, şenliğin yerini sokak kavgası aldı.
Mücadele Günü mü, Bayram mı?
1890 yılında Arjantin / Buenos Aires, Haymarket sonrası ilk kitlesel 1 Mayıs eylemine sahne oldu. Ancak bir tartışma da burada derinleşti:
1 Mayıs, devrimci bir mücadele günü müydü, yoksa sistemin ehlileştirdiği bir “işçi bayramı” mı?
İkinci Enternasyonal, 1 Mayıs’ı giderek resmi ve zararsız bir forma sokmaya çalıştı. Bu yüzden 1918’de Rusya’daki ilk Bolşevik 1 Mayıs, anarşistler ve sol sosyalist devrimciler tarafından boykot edildi.
Emma Goldman ve Kürsünün İşgali
1891, New York – Union Square.
Sendikaların geri çekildiği bir 1 Mayıs’ta, kürsüyü Emma Goldman işgal etti. Sosyalistlerin engelleme girişimlerine rağmen, bir arabanın üzerinde konuşmasını sürdürdü.
“Devrim, izin alınarak yapılmaz.”
— Emma Goldman
Ertesi gün gazeteler, eylemi küçümsemek için “kadının tiz sesi atları ürküttü” diye yazacaktı. Kapitalizmin mizahı her zaman sınıfsaldır.
Katliamlar Zinciri: Triangle ve Taksim
25 Mart 1911, New York – Triangle Shirtwaist Fabrikası.
146 işçi, kilitli kapılar, çalışmayan yangın hortumları ve yetersiz merdivenler yüzünden diri diri yandı. Çoğu göçmen genç kadınlardı. Patronlar Max Blanck ve Isaac Harris, çatıdan kaçtı.
Bu katliamın ardından 80.000 işçi, 1 Mayıs’ta sokaklardaydı.
1 Mayıs 1977, İstanbul – Taksim Meydanı.
500.000 işçinin üzerine ateş açıldı. 36 kişi öldürüldü. Failler hâlâ “meçhul”.
“Devlet unutturmak ister, sınıf hafızası hatırlar.”
Bugün Hâlâ Aynı Kavga
1 Mayıs, ne nostalji ne de folklordur.
O, grevin, işgalin, sokağın, yasakların çiğnenmesinin günüdür.
8 saat talebi bitmedi; çünkü sömürü bitmedi.
Her 1 Mayıs, şu soruyu yeniden sorar:
Kim üretiyor, kim yönetiyor, kim yaşıyor?











