Anlamanın Huzursuzluğu
Şu yeryüzünde düşünen, soran, sorgulayan insanlara tek bir dert atfedilecek olsa, bunun adı hiç kuşkusuz anlamak olurdu. İnsan, yaşamı anlamak ister; doğayı, kendini, başkasını, iyiliği ve kötülüğü, sevgiyi, aşkı ve yalnızlığı… Ne var ki bu çaba çoğu zaman huzurla değil, iç sıkıntısıyla sonuçlanır. Çünkü anlamaya yaklaştıkça insan, kendisinden uzaklaşır. Sorular çoğaldıkça sükûnet azalır; bilgi arttıkça kalpteki ağırlık büyür.
Bu gerçeği bir kez daha, Portekiz ve dünya edebiyatının en özgün kalemlerinden Fernando Pessoa’nın Huzursuzluğun Kitabı’nı okurken fark ettim. Bu kitap, okura cevaplar vermekten çok, onu kendi sorularıyla baş başa bırakan nadir metinlerden biridir.
Pessoa’nın Kendine Açtığı Derin Yaralar
Pessoa, “Anlamak için kendimi yok ettim” derken bir edebiyat süsü yapmaz; bir hayat muhasebesi çıkarır. Kırk yedi yıllık kısa ömründe geriye bıraktığı yirmi yedi bin sayfa, bu yok oluşun sessiz tanıklarıdır. Huzursuzluğun Kitabı, Bernardo Soares adlı yarı-hayali bir anlatıcının ağzından yazılmış olsa da, aslında Pessoa’nın kendine tuttuğu aynadır.
“Bu, hiç hayatı olmamış bir adamın biyografisidir” cümlesi, kitabın ruhunu tek başına özetler. Pessoa, yaşamayı değil, yaşam üzerine düşünmeyi seçmiş bir zihnin iç dökümünü yapar. Günlükler halinde kaleme alınan bu metinlerde sansür yoktur; okur, yazarın zihninin arka sokaklarında, ruhunun karanlık odalarında dolaşır. Bu dolaşma hem sarsıcı hem de yorucudur.
Pessoa, “Hayatı bir han olarak tahayyül ediyorum” der. Bu hanın kapısından giren herkes biraz yorgun, biraz eksiktir. Kitap boyunca okur da bu hanın içinde bir masadan diğerine savrulur. Bir cümle umut verir, diğeri umudu boğar. Bir sayfa aydınlatır, öteki karartır.
Pessoa’nın düşünce dünyası sabit değildir; gelgitlidir. Yer yer Nietzsche’nin keskinliğini, Camus’nün anlamsızlık karşısındaki soğukkanlı başkaldırısını, Sartre’ın varoluşsal sıkışmışlığını hatırlatır. Zaman zaman Oğuz Atay’ın iç konuşmalarına, Yusuf Atılgan’ın yalnız adamlarına göz kırpar. Bu yüzden metin, okuru sürekli tetikte tutar. Yorucu olduğu kadar bağımlılık da yaratır. Kitabı bırakmak istersiniz ama bırakamazsınız; çünkü bir yerde, mutlaka size ait bir cümleyle karşılaşacağınızı bilirsiniz.
Huzursuzluğun Öğrettikleri
Bu kitabı okumak için zamanlama önemlidir. Ruh zaten kırılganken okunursa, çatlakları derinleştirebilir. Pessoa’nın huzursuzluğu bulaşıcıdır. Bu nedenle okurken dünyayla arama mesafe koymaya çalıştım; gündemi kapattım, aceleyi dışarıda bıraktım.
Kitabı bitirdiğimde şunu daha iyi kavradım:
İnancı anlamak için inançsızlığı,
umudu anlamak için umutsuzluğu,
sevgiyi anlamak için nefreti,
iyiliği anlamak için kötülüğü,
huzuru anlamak için de huzursuzluğu bilmek gerekir.
Huzursuzluğun Kitabı, birkaç günde tüketilecek bir metin değildir. Sayfalar arasında acele eden okuru cezalandırır. Altı çizilen cümleler, kitap kapandıktan sonra bile zihinde yankılanır. Bu nedenle zamana yayarak, sindire sindire okunmalıdır.
Şiirsel, sade ve derin bu kitabı, tüm bu uyarıları göze alarak okumanızı öneririm. Çünkü bazı kitaplar huzur vermez; ama insanı kendine yaklaştırır. Pessoa’nın kitabı da onlardan biridir.
Keyifli okumalar.
- Yazı Boyutunu Ayarla Okuma rahatlığı için seçin
- Küçük 100% Dev











