157 Yıl: Bir Hayat mı, Uzatılmış Bir Bekleyiş mi?
Zaro Ağa… Doğum yılı 1774 mü, 1777 mi hâlâ kesin değil. Bitlis’te doğduğu, 29 Haziran 1934’te İstanbul’da öldüğü kabul ediliyor. Doktorun düzenlediği ölüm belgesine göre 157 yaşında hayata veda etti. Bu belgeye dayanarak Türkiye’nin en uzun yaşayan insanı, bazı yabancı kaynaklara göre ise dünyanın en uzun ömürlü birkaç isminden biri olarak anılıyor.
İnsanlık, rakamları sever. Hele ki bu rakamlar bir ömre aitse… Ama sorulması gereken soru şudur: Uzun yaşamak, gerçekten yaşamak mıdır?
Bir Bedenin İçinden Geçen Tarih
İddialara göre Zaro Ağa, 10 Osmanlı padişahı, 28 sadrazam, 1 cumhurbaşkanı ve 5 başbakan görmüştür. 6 savaşa katıldığı söylenir. Evlilik sayısı bile net değildir: 7, 13 ya da 29. 5 kız, 8 erkek olmak üzere 13 çocuk, ardından 29 torun…
Bu tablo ilk bakışta insanı hayrete düşürür. Yüzyıllara yayılan bir tanıklık… Ancak tanık olmak, idrak etmek anlamına gelmez. Tarihin içinden geçmekle, tarihin seni dönüştürmesi aynı şey değildir.
Umut: Bir Avuntu mu, Bir Tuzak mı?
Burada durup Nietzsche’yi hatırlamak gerekir:
“Umut, işkencelerin en kötüsüdür; çünkü insanın acısını uzatır.”
Bize uzun yaşamın mutluluk, bilgelik ve erdem getireceği öğretildi. Oysa çoğunluk, sadece bekleyerek yaşar. Daha iyi bir zaman, daha uygun bir şart, daha doğru bir an… Umut, bu bekleyişin cilasıdır. Acıyı hafifletmez, uzatır.
İnsan çoğunluğu tanımakla, onu anlamak arasındaki farkı kavradığında rahatsız olmaya başlar. Benim payıma düşen de tam olarak bu rahatsızlıktır.
Tecrübe Yanılsaması
Tecrübe değerlidir; ama otomatik olarak bilgelik üretmez. Seneca, “Uzun yaşamış olmak, çok yaşamış olmak değildir” derken bunu anlatır. Yıllar geçer, ama insan aynı yerde sayabilir. Aynı korkular, aynı ertelemeler, aynı kaçışlar…
Her işi “ben yaparım” diyerek üstlenmek, tecrübeyi bir kibre dönüştürür. Hayat, yalnızca geçirilen zamanın değil, kaçırılan anların da toplamıdır.
Ertelenmiş Hayatların Sessiz Çöküşü
Hayatını sürekli erteleyen insan, bir gün dönüp baktığında “bir yere geldiğini” düşünür. Daha kötüsü, bundan emin olur. İşte o an, “UMUT İŞKENCEDİR” sözünün ağırlığı bütün açıklığıyla hissedilir.
Albert Camus, “Gerçek cömertlik, bugüne her şeyini vermektir” der. Biz ise bugünü yarına rehin bırakırız. O yarın hiç gelmez. Gelmeyen yarının içinde yaşlanır, sonra buna uzun ömür deriz.
Uzun Ömür Yetmez
Bir ömrün uzun olması, onun anlamlı olduğu anlamına gelmez. Zaro Ağa örneği, bize bir rekor değil, bir soru bırakır:
157 yıl neye yetti?
Hazırlıklar bittiyse, artık düşünme sırası gelmiştir. Daha doğrusu beni düş-ün-dürenlerin bir kısmına… Çünkü asıl mesele şu soruda düğümlenir:
Gerçekten yaşadık mı, yoksa sadece hayatta mı kaldık?
- Yazı Boyutunu Ayarla Okuma rahatlığı için seçin
- Küçük 100% Dev











