USD45,22
%0.05
EURO52,92
%0.03
EURO/USD1,17
%-0.04
BIST14.369,61
%0
Petrol113,69
%-0.11
GR. ALTIN6.582,20
%0.17
BTC3.624.738,28
%0.7
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Lefkoşa
Gazimağusa
Girne
Güzelyurt
İskele
Pristina
Nurbanu Kablan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Sarı Zarflar /Yellow Lettres

Sarı Zarflar /Yellow Lettres

Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Karakter kriz anında oluşmaz, sadece ortaya çıkar.

                                                                          Robert Freeman

İlker Çatak’ın yönettiği “Sarı Zarflar” 76.  Berlin Film Festivali Altın Ayı Ödülünü kazandıktan sonra tüm dünyada dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. Ülke karakteriyle birey karakterini harmanlayan film, geçmiş gibi görünen aslında hiç geçmemiş  dönemi yansıtırken birey üzerindeki etkilerini de ince ince dokuyarak insanın karakter çekirdeğini gün ışığına çıkarıyor.  Bu kritik günlerde sağlam görünen ama aslında çok çürük olan o kadar çok karakterle karşılaştık ki  filmi görünce tokat yemiş gibi hissettik. Aynaya bakmaya cesareti olanlar bu filmi mutlaka görsün…

“Sarı Zarflar” Türkiye’de  ve  Avrupa’da aynı  zamanda (1 Nisan 2026 )vizyona girdi.  Çevre il ve ilçelerde hangi sinemalarda  oynadığını araştırırken Lyon’da “Sinema Lumiere Belcour”da afişini görünce harekete geçtim ve 9 Nisan’da filmi izleme şansını buldum. Gösterimin olacağı salonu ararken orta yaşlı bir fransız kadına salonun nerede olduğunu sordum. “Hangi filmi izleyeceksin” dedi bana “Envelopes Jaunes” cevabını verince “Aaa çok güzel, gerçekten çok güzel” dedi. Tabii gururum okşandı: “Ben Türk’üm, filmi izlemek için yüz kırk kilometrelik yoldan geldim.” dedim.  Film çıkışında ise başka bir madama rastlayıp yürürken sohbet ettik. Madam “Filmdeki kadın müthişti, çok iyi rol yapmış” dedi. Aynı kanattadaydım, Özgü Namal  doğrusu Oscarlık performans sergilemiş…

Kritik zamanlardan geçtiğimiz bu dönemde savrulan insan karakterlerini görünce filmden etkilenmemek mümkün değildi.  Evet gerçekten zor zamanlarda insan kişiliğinin ortaya çıktığını ben çok genç yaşta öğrenmiştim.  Filmdeki bir sahne   benim yaşadığım  benzer bir anıyı gözümün önüne  getirdi. Yıllar yıllar sonra kendime “Aferin sana” dedim. 1990lı yıllarda   üniversite öğrencisi iken  babamın yakın tanıdığı bir genç adam   TRT’de  program yapımcısı idi, evliydim ve ekonomik olarak oldukça zor durumdaydık. Hem çalışıp hem okumak zorunda hissediyordum kendimi.  Babamın yönlendirmesiyle Program yapımcısı tanıdığımızın yanına gittim.  Belli vasıflarım vardı; Fransız Dili ve Edebiyatı okuyordum (ya üçüncü ya da son sınıftaydım)  çevirmenlik dahil birtakım sanatsal işleri yapabilme becerim vardı. TRT de o zaman iyi durumdaydı. Tanıdığımıza vasıflarımı söyledikten sonra TRT’de  çalışma isteğimi belirttim. Bana “TRT’de işe girmek  zor ama istersen TGRT’de hemen yarın başlayabilirsin” dedi.   Özel kanallar peş peşe televizyon piyasasına giriyordu o zamanlar.  TGRT de o kadar yandaş değildi, hatta demokratik söylemleri vardı. (Demokrasi işine geldiği zaman kullanalıp, işi bittiğinde atılacak bir kavram değil elbet). Fakat ben kanalın zihniyetini bildiğim için hiç düşünmeden “Benim ilkelerime ters” deyip arkama bakmadan oradan ayrıldığımı bugün bile çok net hatırlıyorum…

“Sarı Zarflar” ın, devletin siyasal baskısından çok o baskı karşısında kişilerin duruşunu ön plana çıkardığını düşünüyorum,  ya da ben birey üzerindeki etkileriyle daha fazla ilgilendim diyelim. Günümüzün aynasına baktığımızda en fazla canımızı acıtanın da bu mesele olduğunu düşünüyorum.  Keskin söylemleriyle öne çıkıp kitleleri peşinden sürükleyen sonra çark edip direksiyonu çıkarlarına kıran mı dersiniz, korkaklıktan yakın arkadaşlarına ihanet edip iftira atan mı dersiniz o kadar çok örnek gördük ki sıdkımız sıyrıldı. Bunun yanında onurlu ve omurgalı duran, düşüncelerinin ve düşlerinin arkasında durup bedelini ödeyen karakterler de takdirimizi kazandılar…

 

Sarı Zarflar, Gri Karakterler 

Hikayeye hiç yabancı değiliz. 1980 darbesinden başlayan sürecin çeşitli evrelerle devamından bir kesit. Aydınlar dilekçesine imza atanından tut da “Özerk bilim, özerk üniversite” diyen, biraz muhalif olan öğretim üyelerinin bir gün evlerine postayla gelen “Sarı Zarflar”la tanışma hikayesi. Sarı zarf üniversite ve diğer öğretim kadrolarında bulunan “Sakıncalı devlet görevlilerinin” görevden uzaklaştırılması anlamına geliyor…

Üç kişilik çekirdek bir ailenin  hali-vakti yerindeyken bir gün  postaya gelen sarı zarfla hayatları alt-üst olur. Üniversitede öğretim üyesi Aziz (Tansu Biçer) ders sırasında öğrencileri eyleme yönlendirdiği için görevden uzaklaştırılır. Eşi Derya (Özgü Namal) ise tiyatro oyuncusudur, gösterisinden sonra vali ile konuşmayı reddettiği için onun da oyundan çıkarılması aileyi büsbütün çıkmaza sokar, liseye giden ergen kızları ile İstanbul gibi yerde sap gibi meydanda kalırlar. Başvurdukları banka kredisinden de elleri boş dönerler, ev sahibi evden çıkmalarını ister. Aile çaresiz Ankara’da bulunan Aziz’in annesinin evine taşınırlar…

Sonrasından savundukları değerlerden  yavaş yavaş uzaklaşmaya başlarlar, Önce Aziz’in çözülmesi, başta Derya sağlam durmaya çalışırken hayat sıkıştırdıkça Aziz’den de  daha öteye savrulması, evin kızı Ezgi’nin (Leyla Smyrna Cabas)  ailesini anlamak yerine bambaşka ortamlara savrulması  aşama aşama, ilmek ilmek büyük çerçeveye işleniyor. 

Yönetmen İlker Çatak filmi Berlin ve Hamburg’da çektiği için mekan rollerini de bölüştürüyor;  Ankara’ya Berlin, İstanbul’a Hamburg rolü vererek şehirleri de bir bakıma karakterize ediyor. Diğer taraftan mekân kullanımı oldukça bilinçli; dar alanlar karakterlerin sıkışmışlığını yansıtırken, açık sahneler kısa süreli bir özgürlük hissi veriyor. Bu görsel dil, hikâyenin duygusal yoğunluğunu destekleyen önemli bir unsur haline geliyor…

Bir  Taşla Birkaç Kuş…

Siyasal baskının aileyi nasıl çözdüğüne tanık olurken  üç kuşağın arasındaki ilişki de ince dokunuşlarla detaylandırılıyor. Babaanne ile torun arasındaki kuşak çatışması, gelin-kaynana arasındaki görünmez gerilim  gözümüzün içine sokulmadan zarif bir şekilde  minimal anlatım diliyle seyirciye yansıyor…   

Özetle “Sarı Zarflar” filmi, izleyiciyi hem duygusal hem de düşünsel bir yolculuğa çıkaran, sade görünen ama katmanlı bir anlatı kurmayı başaran bir yapım olarak öne çıkıyor. Film, yüzeyde bireysel bir hikâye anlatıyormuş gibi görünse de, derinlerde toplumsal kırılmalar, iletişimsizlik ve insanın kendi iç dünyasıyla yüzleşmesi gibi temaları işliyor. Yönetmenin minimal anlatım dili, izleyiciyi yönlendirmek yerine onun boşlukları doldurmasına alan tanıyor. Oyunculuk performansları da filmin etkisini artıran bir diğer önemli faktör. Başrol oyuncusunun içe dönük ve kontrollü performansı, karakterin bastırılmış duygularını güçlü bir şekilde yansıtıyor. Yan karakterler ise hikâyeye derinlik kazandırmakla kalmayıp, ana karakterin dönüşümünü daha görünür kılıyor. Diyalogların yer yer minimal tutulması, oyuncuların beden dili ve bakışlarla daha fazla şey anlatmasına olanak tanıyor…

Berlin “Altın Ayı Ödülü”nü alan film muhtemel başka festivallere aday olup ödül kazanmaya devam edebilir; Tansu Biçer de çok iyi oynamış ama özellikle  Özgü Namal’ın “En İyi Kadın Oyuncu Ödülü” alması çok olası görünüyor…

Sarı Zarflar /Yellow Lettres
0