USD44,86
%0.22
EURO52,93
%0.03
EURO/USD1,18
%0.01
BIST14.201,05
%0
Petrol98,21
%-1.19
GR. ALTIN6.923,80
%0.46
BTC3.340.692,97
%-0.49
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Lefkoşa
Gazimağusa
Girne
Güzelyurt
İskele
Pristina
Nurbanu Kablan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Lyon Saint Jean Meydanında Bir Günün Hikayesi

Lyon Saint Jean Meydanında Bir Günün Hikayesi

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Lyon Başkonsolosluğu nezdinde verilen Cumhuriyetimizin 102. yılını kutlama resepsiyonuna katıldıktan sonra o gün Lyon’da arkadaşımda kaldım. Şehre her gittiğimde yaptığım gibi Eski Lyon’un sokaklarında ve meydanında gezintiye çıktım. Fransızcada bunu karşılayan benim de çok sevdiğim güzel bir kelime var: “Flâner”. Anlamı çok derin; şekilsel olarak gezinti, içerik olarak kaybolma halini anlatır. Tam anlamı şöyledir: “Amaçsız gibi görünen fakat dikkatle gözlemleyen kişi.” Dolayısıyla flâneur, sadece dolaşan değil, dolaşırken düşünen, gözlemleyen, kentle zihinsel bir ilişki kuran kişidir. Evliya Çelebi gibi bir gezginimiz olmasına rağmen bizde kelimenin karşılığı yok. Türkçeye “Kent gezgini, aylak gözlemci” olarak çevriliyor.

İstanbul hakkında çok eser yazan İstanbul aşığı Mario Levy de bir “fâneur”dü. Ondan ders alma şansına erdim, kısa dönemde çok şey öğrendim. “Ben Kadıköy’den karşıya geçerken hep vapura binerim ve insanları gözlemlerim, gerektiğinde defterimi çıkarır not alırım. Gözlem bir yazarda en önemli noktalardan biridir” derdi. Sanırım otomobili yoktu, varsa da gittiği yerlere otobüs ve vapurla giderdi. İstanbul’u onun kadar içselleştiren yazar nadirdir… 31 Ocak 2024’te kaybettiğimiz Mario Hocamı saygıyla anıyorum…

30 Ekim 2025, Çarşamba, saat 11.30 gibi Saint Jean Meydanı’na geldim, aynı adı taşıyan kilisenin taş duvarının oturma yeri olarak tasarlanmış kenarına oturdum ve geleni geçeni izlemeye başladım. Öğrenci grupları, turistler, bir yere yetişmeye çalışan Lyonluların arasından telefonla konuşan bir adam dikkatimi çekti. İki üç dakikadır yerinde yürüyerek dönerek sürekli telefonla konuştuğu için ilgimi çektiğini ve muhtemelen ateşli bir iş görüşmesi olduğunu düşündüm. Gözlerim diğer insanların üzerine kaydı ve görüntüye yine telefonda konuşan hoş bir hanım takıldı. Kadın da adamın 20-30 metre uzağında telefonda konuşuyordu. Bir anlam çıkarmanın gereği yoktu, çağımızın en tanıdık görüntüsüydü bu; hoş bir adam ve hoş bir kadın aynı anda aynı işlemi yapıyordu… Parmaklarına baktım, ikisinin de parmağında yüzük vardı. Bu iki insan yabancı gibi asla birbirlerinin yüzüne bakmadan konuşuyorlardı fakat biri konuştuğu zaman ötekinin sustuğunun fark ettim. Kurguyu kurdum: Bu ikisi karı-kocaydı ve aralarındaki sorunu telefonda konuşarak halletmeye çalışıyorlardı. İlginç bir metot gibi göründü, yan yanalar, sokaktalar ve birbirlerini yüzüne bakmadan telefona konuşuyorlardı. En az on dakika ikisi kadrajımda kaldı. Birbirleriyle alakasız görünüyorlardı, Kendime dedim ki “Nurbanu yine bir senaryo yazdın, filmin gerçek olduğuna inanıyorsun” Çünkü hiçbir şekilde birbirlerinin yüzüne bakmıyorlar, 10-40 metre arasında kendi çevrelerinde dönüp duruyorlardı… Kurgumu dağıtarak Saint‑Jaen Kilisesi’ne girdim. İnsan daha önce gezmiş olsa bile keşfedemediği şeyler oluyor. Bu kez kilisede bulunan astronomik saat dikkatimi celbetti. Saatin Wikipedia hikayesini olduğu gibi ekliyorum: “9 metre uzunluğundaki saat Lyon Katedrine yerleştirilmiştir. Usturlap, ayın, güneşin ve dünyanın yanı sıra yıldızların tarihini ve konumunu gösterir. Katedraldeki astronomik bir saatin ilk belgesel kanıtı 1383’ten kalsa dabu belge 1562’de yok edilmişti. 1661’de Guillaume Nourrisson tarafından yeniden inşa edildi. Fransız Devrimi sırasında saate önceden konmuş olan tüm kraliyet nişanları kaldırıldı. 1954’teki son restorasyon, saatin 66 yıllık sonsuz takvimini sıfırladı. Saat 2019 yılına kadar doğru devam etti ancak günümüzde doğru saati göstermemektedir.”
Saat her gün 12 ve 14’te çalıyormuş. Ben de 11.50’de girdiğim kilisede diğer bekleyenler gibi merakla saatin çalmasını bekledim…

Çıktım kiliseden yine taş duvarların kenarına oturdum. Aradan yaklaşık 20 dakika geçmesine rağmen bir de ne göreyim bu iki kahraman yine gözlerimin kadrajında…
Farklı pozisyonda, kadın kilise kapısının önünde durmuş üç arkadaşının fotoğrafını çekiyor, erkek de gülerek fotoğrafı çekilenlere bakıyor. İkisi ninde elinde telefon yok, doğal ortamlarına dönmüşler. Sonra yavaş yavaş birbirlerine yaklaştılar ve samimi bir şekilde oradan ayrıldılar…

 

“Vay canına” dedim, “Hadi yine senaryoyu tutturdun.” Bazı durumlarda alakasız görünse de (Tıpkı benim görmüyormuş, duymuyormuş, bilmiyormuş yaptığım gibi, yani flâneuse gibi) kafamdan alaka kurarak ve defalarca tutturduğum hikayelere bir yenisini daha ekledim…

Bu hoş hikaye ve görüntüden sonra sonbaharın düşen yaprakları arasından Rhone Nehri kenarına yöneldim ve biraz da suyun hikayesini dinledikten sonra ağır adımlarla garа doğru yol aldım…

Nurbanu KABLAN
31. Ekim 2025 LYON

 

 

 

Lyon Saint Jean Meydanında Bir Günün Hikayesi