Gözlerimdeki hüzün yalan söyler mi?
İçimdeki fırtınalara yeni bir boran katar sadece.
Kundaktaki bebeğin çaresizliği gibi,
Çığlık olur, avutulmayı bekler avaz avaz…
Açılıp kapanan kapılar, gelip gidenler,
Ardından bakakalan yorgun bakışlarım.
Uğultular arasında, sessiz kabullenişler,
Umut fısıltılarının kandırmaca olduklarını bile bile.
Rüzgarıma kapılmanın arzusuyla,
Belkilerin akıntısında kürek çekmeye muktedir kollarım, bir daha, bir daha!
Kaypak korkaklığım nefesime sinmiş, soluğum kesik kesik.
Boğazıma çöken görünmez el olmuş, boğmakta kararlı.
Mum ışığının bitip, saydam ışığın karanlığa dönüştüğü yerdeyim.
Işıltıdan karanlığa, karanlıktan aydınlığıma,
Gönül mahkumiyetim.
Yargıç ben, gardiyan ben.
Parmaklıkları sıkan, parmaklarımda biriken öfkem,
Hiddetim dağları dolaşıp geri dönüyor.
Hesap sorarcasına… maskelerimi aşıp tokatlar iniyor,
Avuntularıma kanan kanatlarıma…
Mışlıklar arasında gonca arayan,
Tomurcukların gül olmasını bekleyen aymazlıklarıma,
Bir tokat, bir tokat daha…
Arsızlığım alışmış, sahteliklerin silikliğine!
Saatten gelen her tik tak sesinde,
Hiçlikler hengamesinde, yitiklerin hesabı utanç oluyor.
Feryatlarımın yangınına yeni bir kıvılcım,
Bir ah u figan daha, dev gibi büyüyor.
Hüznümün mahkemesinde, ebedi hesap verişim,
Suçumu kabullenişim.
Korkuların kazdığı hendeklerden sakınarak,
Bir kolumda muğlaklık, diğer koluma telaş girmiş.
Sis bulutlarının bilinmezliğini,
Kasvet perdelerini dağıtıp yok ettiğim,
Şuaların nurunda kamaşmakta kararlı olduğum.
Hürlük hücreme doğru ilerliyorum…





