“Bu yılın ilk 10 ayında 217 kadın cinayeti işlendi.” Bu acı verici istatistik, kadına yönelik her türlü şiddet, kötü muamele ve ayrımcılığın medeniyetimizin değerlerine vurulmuş bir darbe olduğunu gözler önüne seriyor.
Aklın, Özgürlüğün ve Vicdanın İfadesi
En büyük korkusu; aklını kendisi için kullanan, kendine değer veren, kendi yaşamını, bedenini, değerlerini, inançlarını, doğrularını ve yanlışlarını belirleyebilen “Aklı hür, fikri hür, vicdanı hür, özgür karar veren kadın” olan bir yüce gönüllü…
Otobüsten iniyorum; şehir uğultusu ruhumun kasvetiyle birleşiyor. Hava buz gibi; sert ayaz tenimde kırbaç gibi, ellerim buz tuttu. Kabanımı düğümledim, kalbimdeki soğukluğu ısıtmayacağını bile bile! İçimdeki kasırgalar, dışarıdakinden daha şiddetli. Yine bir belki’nin hayal kırıklığı tokat gibi yüzüme çarptı. Belki aydınlık günleri görürüz…
Köprünün Altında, Dolmuşa Binmeye Çalışan Kalabalık
Köprünün altında, dolmuşa binmeye çalışan kalabalığın arasından geçmeye çalışıyorum; ayakta yolculuk yapmamak için birbirini iteleyen, bir an evvel yuvasının kuytu sıcaklığında huzur bulmanın telaşındaki bedenlere çarparak ilerlerken, gözüm yerde oturan, kirden tüm kıyafetleri grileşmiş mülteci kız çocuklarına takılıyor. Soğuktan korunmak için büzülmüş bedeninde dağılıyorum.
Soluğumuzun Sesi ve Kız Çocuğunun Çaresi
Nefessiz kaldığım anlarda boğazıma çöken eller, bu kız çocuğunun biçareliğinin de yine boğmaya başladı. “Kız çocuklarını kurtaralım” diyen bir Türkan Saylan; “Kadının adı yok” diyen Duygu Asena; “Ey kahraman Türk kadını, sen ayaklar altında sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde yükselmeye layıksın” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ü olmayacak…
Keşfedilmiş Umutlar ve Beslenen Hayaller
Keçeleşmiş saçlarının arasından yıldız gibi parlayan gözleriyle umarsızca etrafına bakıp elindeki poğaçayı ısırıyor. Belli ki tek mutluluk kaynağı, iyiliksever bir yolcunun ikramı. Onun belkileri; karnım doyunca belki güvende olurum, belki üzülmem, belki acırlarsa saygı görürüm, belki sevilirim; belkilerle kendini kandırmayı çaresizce öğrenecek.
Kendini ve Çevresini Koruma Mücadelesi
Kendisi olmayı reva görmeyenlerin, sığınak bir zavallı yaparak insan olabildiğini zannedenlerin, ebediyetteki şehevi ganimetlere kavuşabilmek için onu çatır çatır ezilen, oradan oraya savrulan kuru yaprak yapan narsistlere kutsiyet gözüyle bakmak zorunda kalacak. Sesini çıkardığı anda azap gazap tokmağı inecek; zihninin kanatlarını kıracaklar; akrep dilleriyle “saçı uzun aklı kısa” diyecekler; akrep zihniyetli kadınların var ettiği yiğit cengaverler.
Ayaklar altında sürünen, herkesin iğrenç ayağını sildiği güya parlattığı paspas olarak kullanacaklar; ahlaksızlıklarını maskeler ardına gizleyip, ahlak abidesi yapacaklar; bedeninden utandırarak kendi biricikliğine düşman edecekler. Zebaniler huzur bulmalı!
Yaşamı boyunca tıpkı elde tuttuğu poğaçadaki mutluluk zerreleriyle avunacak; merhamet kırıntılarıyla ihya olunmayı lütuf kabul edecek. Küçücük bedenine donuk bakışlarımla umutsuzca bakıp, omuzlarıma çöken cehaletin koyu karanlığıyla yanından ayrılıyorum…
Şule Becer
Ressam – Yazar
Dipnot: Tablo Şule Becer


