USD44,93
%0.11
EURO52,75
%-0.11
EURO/USD1,17
%-0.04
BIST14.375,40
%-0.76
Petrol99,06
%-0.16
GR. ALTIN6.812,68
%0.02
BTC3.431.051,68
%0.73
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Lefkoşa
Gazimağusa
Girne
Güzelyurt
İskele
Pristina
Cemil Uçar
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Bilgi Çağında Anlam Krizi

Bilgi Çağında Anlam Krizi

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Öğrenmek mi, Anlamak mı?

Bu yazının başlığının içinde, benim anladığım kadarıyla gizli bir roman var. Fakat benim anlamamın, yaşadığımız günlerde ne yazık ki büyük bir karşılığı yok. Tıpkı sizin de birçok konuda çok iyi anlayıp, bir türlü çevrenize anlatamadığınız dertler gibi…
Demek ki öğrenmek ile anlamak arasındaki derin uçurumda daha epey dolaşacağız.

Kimileri bu uçurumdan düşecek, kimileri ise yazarak, anlatarak aşağıya atılmayı bekleyecek. Görünen o ki evrimimiz, şimdilik anlamaktan çok öğrenmeye odaklı ilerliyor

Bilgi ve İdrak Arasındaki Öğrenmek, bilgi edinme sürecidir; teorik ya da pratik verilerle doludur.
Anlamak ise bu bilgiyi içselleştirme, bağlamına oturtma ve hayatın içine katma hâlidir.

Bir birey bir bilgiyi öğrenebilir, fakat anlamadığı sürece o bilgi yüzeyde kalır. Öğrenmek bizi bilgi sahibi yapar; anlamak ise bilinç sahibi. İşte aradaki uçurum tam da buradadır.

John Astor’dan Hayat Dersi

Geçtiğimiz günlerde John Astor (1763–1848)’a atfedilen çarpıcı bir söz okudum:

“Öğrenmenin de maliyeti vardır;
erken öğrenenler indirimli fiyattan,
otoriteden öğrenenler özgürlük bedeliyle,
deneyerek öğrenenler etiket fiyatından,
hayattan öğrenenler gecikme zammıyla öğrenir.
Hayattan da öğrenemeyenler, boşa gitmiş hayatlarıyla öğrenir.”

Koca bir dünyayı, hatta bir ülkeyi tek bir paragrafta anlatmak istiyoruz çoğu zaman. Oysa şunu akılda tutmak gerek: Bu ülkede çoğu şey, dünyanın tersinden öğrenilerek başlar.

İnternet ve yapay zekâ çağının ortasındayız. Her şey görünür, ulaşılır, öğrenilebilir gibi.
Ama sorun tam da burada: gibi.

Bizim gibi geri kalmış ama sözde hep ileri olmak isteyen toplumlarda, sosyal ve ekonomik gerçekliklerle çelişen bir biçimde edebiyat yükselir. Bunun örneklerini sadece Türkiye’de değil, Latin Amerika ve Orta Amerika ülkelerinde de sıkça görürüz.

Yıllarca kulaklarımızda yankılanan o meşhur cümleyi hatırlayalım:
“Kökü dışarıda ideolojiler!”

Sanki her şeyin kökü bizdeymiş gibi…
Oysa bugün yediğimiz ekmekten kullandığımız ilaca kadar her şeyi belirleyen temel unsur Amerikan Doları değil mi? Bu gerçeği görmek için derin bir entelektüel altyapıya da gerek yok; özellikle iş hayatının içindeyseniz bunu zaten hissediyorsunuz.

Market mi, Borsa mı?

Artık markete giderken alışveriş arabası değil, sanki portföy taşıyoruz.
Dün aldığım yoğurdun fiyatı, bugün sütle yarışıyor. İçimden “tekellerin hisselerine daha çok dikkat etmeliyim” diyorum.
Ülkede hayatı bir paragrafa sığdırmak, yaşayan bir insanı tabuta sığdırmaya benziyor.

Yaşadıkça okumak, yazmak ve anlamaya çalışmak zorundayız.

Kolektif Bilince Doğru

Bireysel birikimlerimizi kolektif bir güce dönüştürmediğimiz sürece yalnızca öğrenmiş oluruz, ama anlayamayız.
Eğitim, sadece bir araç değil; toplumsal dönüşümün motorudur.

Kötü örnekler bile öğreticidir; en azından ne olmamamız gerektiğini gösterir.
Nietzsche “umut işkencedir” dese de, umudu diri tutmak gerekir. Çünkü bir yazarın dediği gibi:

“Eğer Tanrı insanlıktan umudu kesseydi, her gün yeni çocuklar doğmazdı.”

Yeni bir yazıda görüşmek üzere,
saygıyla selamlar dostlar.

Bilgi Çağında Anlam Krizi
0