Bol keseden hemenciler, her şeye koşan hemenciler ve ben demiştimciler… Günümüzdeki en önemli sorunlarımızdan biri de ertelemek olabilir mi? Neden böyle pat diye soruyla başladım derseniz, bugün içimden böyle yazmak geldi; zira madem konumuz ertelemek, o hâlde hemencik başlayıverelim ertelemeden erteleme konusuna dedim.
Siz şimdi ertelemek deyince, kendi rutin ertelediğiniz işleri, yapmanız gereken ama yapmadığınız sorumlulukları, ertelemenin verdiği ağırlığı anlatacağımı sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Çünkü zaten en temel görevlerimizi ya da yapmamız gerekenleri ertelediğimiz ölçüde ve yönde şekillenir geri kalan hayatımız. Eh, ben de ertelemek zorunda kaldım, filancanın fişmancası yüzünden veya mevcut şartlardan dolayı diyorsanız, olabilir elbette; kırk bin türlü mazeret ve hatta muhtemelen bazıları da tamamen çok haklı gerekçeler bile olsa… İşte sonuçta erteledim mi, ertelemedim mi? Bu kısma bakmamız lazım herhâlde.
Zira sizden bin kat daha kötü durumda olup, sizin haklı gerekçelerinizle yapamayıp ertelemek zorunda kaldıklarınızı yapan birileri yok mudur? Muhtemelen elbette vardır. Yani siz ertelediniz diye dünya öbür yönden dönmüyor yarın. Hiç kimsenin umurunda da değil bizim ertelediklerimiz ve faturası sadece bize. Anlayacağınız, o kadar da önemli değiliz yani bir şeyleri erteledik, yapmadıysak! Ama o zaman da bilirsiniz ki hayat GPS’inizde erteleme getirisi olarak gideceğiniz yol uzar, varacağınız yere geç varırsınız ya da tamamen yeni bir güzergâha bile gidebilir bu erteleme yolları ya da benimkisi gibi ertelemeler, yıllarınıza malolur. Bu da tercihli veya tercihsiz olarak bizim seçimlerimizin bir sonucudur.
Bir de madalyonun öbür yüzü var: bize dediklerini erteleyenler… Hani şu bol keseden atıp tutan, konuşunca mangalda kül bırakmayan goygoycuların ertelediği “yapıp ederiz hemen”ler… “O işler bizden sorulur ha!” deyip deyip, sonradan ortadan arazi olanların erteleyip durduğu o hiç gelmeyen, daha doğrusu gelemeyen yardımlar, çareler var ya… İşte onlardan yazalım az biraz.
“Ayol şekerim, onlarınki erteleme değil ki, saf mısın Demet!” diyorsanız… Ama işte maalesef bende jeton az biraz geç düştüğü için hayatta, insanların ağzından çıkan sözleri, konuşmaları kanun gibi bildiğim için olsa gerek, ben biraz geç anladım bu “hemen yaparız ederiz”cilerin palavralarının ertelemek olmadığını. Siz de çok iyi bilirsiniz; hani bazen ailece ya da ahbaplarla hep beraber oturduğumuzda, söz gelimi “şu işe müracaat ettim” ya da “şu ayak ağrılarım beni öldürdü, öldürdü” veya “şöyle bir şey almayı düşünüyorum da, var mı bilgisi olan?” veyahut da kış ya da yaz için, her neyse ve her nereyeyse; “kayağa, balığa, Ayvalık’a gitmek istiyoruz da neresi daha uygun ki acaba, var mı bilgisi olan?” diye ortaya salata olsun diye sohbetin sohbeti açtığı konular var ya… İşte bu tip genel geçer konuşmalarda bir iki tane hemenci olur lafa atlayan.
Müracaat ettiğiniz iş için de bir fikri vardır hemen. Diz ağrınıza çözüm için de sattığı mucize kremleri vardır hemencik. Hatta almayı ya da yapmayı düşündüğünüz o şey her neyse, onun için de bir çözüm yolu bilir bu hemenciler. Atmak bol keseden bedava nasıl olsa… Onu da yapar, bunu da yapar; onu da bilir, bunu da bilir. Velhasıl kelam, hemen, evet evet hemen yardımcı olurlar size orada, genel geçer ayaküstü sohbetlerde. İşte hemencik cep telefonlarından internetten açar gösterirler ne kadar çok bildiklerini. Yok efendim telefon rehberlerini de gösterirler kanıt olarak. Amanım o da ne! Zaten rehberleri bir dolu önemli insanla doludur. Hemencik size anlatırlar da anlatırlar. İşte böyleyken böyle falan filan… Siz de “çok şükür be, bunca zamandır çözüm bulmaya ya da öğrenmeye çalıştığım şeylerin hepsini biliyor be kardeşim, şansa bak bendeki ha!” diye bile düşünür, hatta uçan balon gibi göklere bile çıkarsınız.
Sonra, sonra ne mi olur? Sonra oradan ayrılır herkes ve hiçbir şey olmaz. Bir dahaki görüşmeye kadar bir daha o kişiden ne bir yanıt ne de bir yardım duyarsınız. Anlayacağınız, ne bir ses vardır ne de soluk o her şeyleri tastamam bilen muhteremden. Adeta hayalet olur; taaa ki bir sonraki görüşünüzde onlar yine yeniden havalarını basana kadar. Anlayacağınız, bütün bu “hemen yaparız ederiz”ler vıttırı vızzık cinstendir. Efendim sonuçta size umut verip “yapıp ederiz” dediklerini ertelemiş değil, sizi kendi egolarına meze yapıp, sazan gibi avlamış olurlar sohbet ortamında. İlk başlarda “yahu bir de gelmeyecektim buraya ha, iyi ki gelmişim, baksana şans kapımı kırdı da şu kişiyi çıkardı karşıma ha! Vay anasına be, adama bak! Eldivenden merdivene anlamadığı iş, bilmediği şey yok” dersiniz. Ama sonra bir iki böyle denk gelip konuşmuşluğunuz olunca “eh, he ya he!” kafasına geliyor insan.
Ama bu hemencilerin başlangıçta böyle bir albenisi, cafcaflı paketi var gibidir ya da kalabalıktaki sessizliği bozan, hiç susmayan ve her konudaki çok bilgili sesleri… Yani ambalajın dışı pek fiyakalıdır da! Kutunun içi… işte orası sürprizzz! Kutudan tavşan da çıkabilir, bir şey, bir şey de… Ama artık bilirsiniz ki bir sonraki konuşma sadece fiyaskodur. Bir, iki sizi yakalar bu sohbetler, sonra bir bakarsınız sizde foyası ortaya çıkınca, bir başkasına anlatıyor da anlatıyor bir sonraki sefer… Bir de madalyonun öbür yüzü var: hiçbir şeyi ertelemeyen hemenciler. Onlara da bir şey söylersiniz. O kişi, bu söylediğinizi görev bilir. Nasıl yapar, nasıl eder, ama mutlaka bir yolunu bulur. “İmkânsızlar bile oldurulur mu yahu?” dediğiniz şeyler için bile gayret eder, oldurmaya çalışırlar. Bir daha bir şey söylersiniz, yine hiç ertelemeden hemencik almaya, yapmaya, yetişmeye, sizi mutlu etmeye çalışırlar. Bir sonraki defa! Yine aynı aşk ve şevkle, yine yeniden koşar gelirler ya da sizin onlara koşup gideceğiniz samimiyettedirler orada hep.
Bilirsiniz ki onların yanına vardınız mı, hiç ertelemeden hemencik hallolur her şeyiniz. Derken bu böyle devam eder gider; çünkü onlar tez canlıdır. Hemen sizin gözünüzdeki yaşı silmeye, kalbinizdeki acıyı dindirmeye, bir çareler, çözümler bulmaya siper ederler göğüslerini.
Bir de “ben sana söylemiştim”ciler var. Bunlar da siz iyi güzel şartlarda, rahat koltuklarda iken bulunduğunuz durumun kaymağını yerler. Sizin başınız derde girdiğinde ya da işleriniz az sarpa sardığında ise başlarlar:
“Yahu ben sana zaten baştan demiştim o kişiye güvenme diye…”
“Hiç gözüm tutmamıştı onu ha…”
“İçime doğmuştu böyle olacağı…”
“Keşke baştan bu işe hiç girişmeseydin vah vah…”
“Tüh tüh, görüyor musun ben uyarmıştım…”
“Görüyor musun ağzımın ucuna gelmişti de bin kere, hadi söylemeyeyim diye susmuştum…”
“Belliydi işlerin bu raddeye geleceği…”
Yahu yaz yaz bitiremedin Demet ha! derseniz bir son söz: Sizin hayatınızda hangi insanlar çoğunlukta? Eh, yarın yeni bir gün hepimize… ve benim cevabımı tahmin edersiniz artık…



