Bu işte bir yanlış var!
Hayatımdaki yapıp ettiklerimi bir kare masa örtüsü, hayatın kendisini de bir dikdörtgen masa olarak düşünürüm. Anlayacağınız bunca yılım, kare masa örtüsünü dikdörtgen masaya uydurmaya çalışmakla geçti hep. Vallahi helal olsun Demet! Kare masa örtüsünün dikdörtgen masaya olmayacağını anlamayacak kadar salakmışsın ha! derseniz, geçen gün telefonda bağıran
ses de aynen böyle düşünüyordu sanırım. Çünkü ne bir şey bilmezliğim kaldı, ne de olaylara ne kadar tersinden baktığım… Verdi veriştirdi yine! Mübarek, ne zaman telefon etse, evde Richter ölçeğine göre 7 ve üzeri şiddetinde deprem etkisi yaratıyor. Elbette kuşkusuz insan olana, hani dilin kemiği var! yüzün astarı olur ya!, kaleyi boş bulsan da sallamanın da bir adabı var! demeye hiç gerek yok, çünkü O kişi öyle, bir tek bana öyle davranmıyor, kumaşı öyle, dokusu öyle, kalbinde tezek olandan, gül kokmasını bekliyorsan, O otobüs bu duraktan geçmiyor Demet!
Anlayacağınız, komple paket olarak yanlış adrese teslim edilmiş kargo gibiydim bu telefondaki sese… Bir an, inan güzel kardeşim, ben de senin baktığın gibi bakmak, senin anladığın gibi anlamak çok isterdim ama ne yaparsın, gel gör ki “Sadece bakış açılarımız farklı!” diyesim geldi gelmesine; ama ağzımı açıp bir kelime daha söylemek, kendime karşı kazılmış, savaşılacak yeni bir cephe açmak gibi olacaktı. O yüzden yol verdim bu birbirimizi anlayabilmek sevdasına.
Yahu Demet, yüreği yandı saydırmaktan, bari bir nefes alsaydı, bir bardakçık su verseydin ayol derseniz; ben daha çok yağmurda dolmuş çamurlu suyun üstüme çamur sıçratmasından kaçınan taraftayım diyebilirim. İpin bir ucunu yay gibi gitgide germeye çalışan tarafa inat, elimdeki ipin öbür ucunu sıkıca tutup daha da gerim gerim gersem ne olacak? Üstelik kavgalar da tam bu sebepten çıkıyor. Birisi ya da hayatın kendisi ortaya bir altı sayısı çizmiş; sen bir yönden bakıp “6” diye tutturuyorsun, ben de senin tam karşısından bakıp “Yok yahu bu sayı 9” diyorum. Derken efendim, kopuyor bir kıyamet aramızda. Pardon ama kim
suçlu? derseniz; kardeşim biz gül gibi geçinip giderken gelip de ortaya bu sayıyı çizenin derdi ne bizle yahu! Gidip onu bulup dövelim beraberce. Diyelim ki boğazına yapıştım, bu neyi değiştirebilir? yine de baktığımız sayı o yandan 6, bu yandan 9 be kardeşim!
Böyle bir ileri, iki geri hayat gide dursun; sonuçta ne mi oluyor? Otur aşağı Demet! Sahiden ya, sayı ha altıymış ha dokuz, ne önemi var ki! Nihayetinde baktığın açıya göre herkes haklı. Üstelik bunca hır gürden sonra sayı altı olsa ne, dokuz olsa ne! Bu satırları yazınca aklıma hemen Mevlânâ’nın şu dizeleri geldi;
“Yüzde ısrar etme, doksan da olur.
İnsan dediğin noksan da olur.
Hele bir bak elde neler var,
Bir ben varım deme, yoksan da olur…”
Gerçekten, hayat bugün okul sıralarındaki gibi bir yoklama alsa, maalesef aramızdan ayrılanlar oldu. Bir gün ben de hayatın yoklamasında “buradayım” diye el kaldıramayacağım; belki siz de. “Belki” dedim, çünkü tam olarak emin değilim; bazı insanlar kendilerini “Hamili kartta ismi yazılı, Azrail yakınım olur” misali, hiç Azrail’le randevuları olmayacakmış gibi herkese pata küte davranıyorlar. Oysa ölümün olduğu şu dünyada bir varmış, bir yokmuş olacağız… Hani “Ah yalan dünya” diye bir şarkı var ya; aslında dünya yalan değil, orada öylece duruyor. Sadece bizler yalan olup gidiyoruz…
Eh Demet, yaş ibreleri elliyi vurmaya başlayınca senin etekler tutuştu galiba, baksana Abbas yolcu kafasına geliyorsun herhalde derseniz; vallahi inanın, birilerimizin artığının birilerinin karnını doyurduğu bir dünya düzeni burası. Herkesin peşime polis ya da savcı takacak hâli yok. Ben yaptım oldu kafasında istediğimi yapıp edersem, hayatın düzeni tahsilat için kasada bekliyor diye düşünüyorum. Acaba, belki fiş almak istemezsem, ödeyeceğim bedelde indirim olur mu ya da pazarlık payı var mı azıcık yapıp ettiklerimi geri öderken? Ama yine de gerçek şu ki; sistemi, milleti ya da kapısına yoğurt satmaya gittiğim yaşlı teyzeyi ne kadar kandırsam da, ne ettiysem o kalacak elde. Yani malumunuz üzere, toprağa domates ekince sadece elde var domates olacak. “Ama havalar bozuk gitti, ama toprak iyi değildi, ama bu yıl kuraklık oldu; ya da ama sistemde boşluklar vardı, ortam müsaitti, imkanlar beni buna itti, Mustafa amcamgilin Ali de öyle yapmıştı; veyahut ev, iş stresinden oldu ya, ben biliyom mu ki ne halt ettiğimi ha!”, Para desen “Meteliğe kurşun attık…” desem de, eh iyi; o zaman da elimdeki çürük çarık domateslerin nedenini biliyorum demektir. Velhasıl kelam, domates ekince domates bekleyeceğim; ya da yediğim hurmaların gün gelip beni tırmalayabileceğini…


