Kontak Modu 32: Sevene Filler Karınca…
Babacığım her şeyin hep güzel tarafını görürdü, “hep ver coşkuyu” modunda, umutla yaşadı. Nasıl yaşarsanız öyle olurmuşsunuz ya, babamın ölümü onun düğünüydü…
Adamcağızda bir “of be ya, yoruldum, bıktım, depresyondayım” duymadım. Babamın yüzüne doğrudan densizce laf söylemeye yeltenen birine bile, çok babacan bir tavırla yaklaşırdı… Hatıralarımda babama dair en eski anılar bile böyle. Babamdan bana kalan en önemli miras da bu: En kötü felaket senaryosunda bile güzel düşün…
İşte böyle yazınca aklıma gelen şu komik hikâye:
Bir gün gece geç saat, apartmanda bir paldır küldür, bir gırla kıyamet sesler, koşuşturmacalar, bağırmalara uyandım. Babamın açık bıraktığı apartman kapısından, pijama terlik aşağı koşan üst komşularımızı gördüm, derken ardından her nedense bidonlarla aşağı inen hurra kalabalık üst komşular. Çocuk aklımla, “Allah Allah” dedim, herhalde gecenin bu yarısı bidon partisi var aşağıda, herkes pijama terlik koştuğuna göre…
Hayatın Kuvvetli Şamarları
Bugün bu satırlarda yolum yine yeniden babama düştüğüne göre, hayat bana bir yerlerden tokadı çakmış demektir…
Bazen hayatın tokatları öyle bir kuvvetli şamar olarak iner ki, oturduğu yerden kalkamaz insan. Bakan göz için, bu tokat da bir okul çünkü yeni gün geliyorsa, tokat dünde kalmalı. Şimdi kalkıp bir şeyler yapmak lazım, ama az ama çok. “Bugünün enkazıyla yapabildiğim kadarıyla” deyip, bazen hayatın vitesini boşa alıp şöyle bir güne süzülmek de yeterli… Çünkü bugün ya da her kötü gün de geçip gidecek, hiçbir şey kalıcı değil…
Ha bir de babamın beyni bana nakil olsaydı derdi ki: “Başına gelenler sana ne öğretti?” Çünkü başa gelen her şey bir okuldur.
“Sen Kural Koyamazsın!”
Diyelim ki birine gündelik koşuşturmacada bir sitem ettiniz, anlamadı… Sonra anlasın diye bir sitem daha ettiniz, “yahu bak bu kısım beni rahatsız ediyor” dediniz; hani daha önce de aynı problem olmuştu ve bir kurala bağlamıştık, basitçe şöyle olsa diye…
Derken karşıdaki kişi, “Sen kural koyamazsın, ancak ricada bulunabilirsin” demesin mi?
Öyle mi?
Yahu bu gündelik, sıradan, çok basit hatır gönül işiydi yahu… Abartıp büyük mesele yapılmaya değmez azizim, kalın sağlıcakla demek en güzeli. Çünkü hatır için çiğ tavuk yenir derdi ya eskiler; maalesef günümüzdeki ego savaşlarından, gündelik basit işler bile, “şunu şuradan kaldır şuraya koyuver”, “şöyle olsa” demek bile fazla geliyorsa eğer canım; sevene filler karınca, sevmeyene karıncalar fil misali…
Ha bazen insanız, beşer şaşarız. Az biraz daha “olmadı bu yahu” diye üstelediğiniz vakit, aman Allah! Karşı tarafta ne laflar ne laflar… Hazreti Âdem’e kadar gidip, yok ne olmuştu kafasında çıldırmacalar…
Kimse Sizin Taşlama Duvarınız Değil
Şey, çok pardon da!
Bugünkü meselemiz şu çok küçük meseleydi ve somut olarak şuydu. Eğer senin amacın bu lokal sorunu çözmekse, gönül alınabilirdi. Ama yok, senin derdin yıllardır tuttuğun listeleri çarşaf çarşaf açıp hallaç pamuğu gibi atmaksa, bu günlük küçük anlaşmazlığımız ve senin olayı büyüten manipülatif tavrın eşit, denk etki-tepki değil yani.
Üstelik senin bilmem kaç yıllık geçmişinden getirdiğin travmaların faturasını, şu günlük olup giden basit bir anlaşmazlık için kesiyorsan, kimse senin taşlama duvarın değil.
“Ayol Demet, doğrusu ben de öyle yapıyorum bazen üstüme gelindiğinde” dersen; agresiflik bir seçimdir, saygısızlıktır ve kimsenin çöplüğü olmaya gerek yok sanırım. Hatta hukuken bile; ben sana bir küçük çakıl taşı attım gündelik anlaşmazlığımıza binaen, arkadaş sen de top, tüfek, cephane boşaltır gibisin.
Bu “açtırma kutuyu, söyletme kötüyü” kafası, pasif agresif bir yıldırma politikası. Yani küçük şeyler için büyük patlama yaşayan biri, bastırmak istediği kişiye karşı kendini deli moduna alarak sindirme politikası güdüyor olabilir.
“Bu Güne, Bu Ana Gel Be Ya!”
Günümüzde somut olarak problem neyse ona odaklanmak ve eğer çözülebilirse onu çözmek gerek. Vardım geldimse sana, “şu kısım çok üzdü beni” dedimse, yahu ne gerek var “yok efendim iki yıl önce de şu olmuştu, beş yıl önce de bu olmuştu” diye doldurduklarını boşaltmaya?
Abi bu güne, bu ana gel be ya!
Karşındakini hep suçluyorsan, bir sitem ve bir sitem daha seni zıvanadan çıkarıyorsa, bu senin kapasiten ile alakalı bir yetersizlik. Çünkü insanda bir oto kontrol olur. Ağzına geleni söylersen, biri de çıkar hiç duymak istemeyeceğin şeyleri söyleyebilir.
Yoksa gündelik küçük sorunlara delirmeceler, eli günü kendimize baktırmacalar modundaysa kişi, inanın bana aynı kişi, bakın aynı kişi diye iddia ediyorum, bir başkasıyla diyaloğunda karşısındaki kendisine bütün içindeki çöplüğü boşaltsa da, ağzına gelen hakaretleri sıralasa da kedi gibi kalabilir.
Paşa Gönül Modu
Yani demem o ki; “Ben böyleyim, beni böyle kabul et” diye bir şey yoktur. Sadece “Ben sana böyleyim çünkü paşa gönlüm böyle istiyor” modu vardır, hepsi bu.
Sizin için pireleri deve yapan biri, başka birine develeri pire yapıyorsa; sizin gündelik gücenmenize sinir krizi geçirirken, kıymetlisine “Ay canım canım” modunda, yani böyle ölçüsüz, fütursuz ve sınır tanımayan ağır sözleri bile “dedi ama sor bakalım niye dedi?” diyerek normalleştiriyorsa…
Kimsenin çöplüğü olmaya da gerek yok.




Çok doğru söylüyorsunuz, bazen hayatın vitesini boşa alıp akışına bırakmak gerekiyor. Biz elimizden geleni yaptıktan sonra, hak ettiğimiz güzellikler bir şekilde bizi buluyor zaten. Ellerinize sağlık, çok güzel bir yazı olmuş.