Bir Gülüşün Kaderi Değiştirdiği Yer
Yıl 1972. Türk sinemasının usta yönetmeni Ertem Eğilmez, henüz kimsenin adını bilmediği genç bir oyuncuya, Kemal Sunal’a ilk filminde figüranlık verir. Set başlamadan önce figüranlara kamera döndüğünde ne yapmaları gerektiğini tek tek anlatır. Sıra Sunal’a geldiğinde ise söylenecek fazla söz yoktur:
“Kamera sana gelince gül.”
O gülüş, yalnızca bir sahneyi değil, Türk sinemasının kaderini değiştirir. Film vizyona girdiğinde seyirci o sahnede kahkahaya boğulur. Ertem Eğilmez, halkın bu içten tepkisini görür ve kararını verir. O gülüş artık figüranlığa sığmaz.
Bir Gülüşün Kaderi Değiştirdiği Yer
Yıl 1972. Türk sinemasının usta yönetmeni Ertem Eğilmez, henüz kimsenin adını bilmediği genç bir oyuncuya, Kemal Sunal’a ilk filminde figüranlık verir. Set başlamadan önce figüranlara kamera döndüğünde ne yapmaları gerektiğini tek tek anlatır. Sıra Sunal’a geldiğinde ise söylenecek fazla söz yoktur:
“Kamera sana gelince gül.”
O gülüş, yalnızca bir sahneyi değil, Türk sinemasının kaderini değiştirir. Film vizyona girdiğinde seyirci o sahnede kahkahaya boğulur. Ertem Eğilmez, halkın bu içten tepkisini görür ve kararını verir. O gülüş artık figüranlığa sığmaz.
İnek Şaban’ın Doğuşu
Kemal Sunal, kısa süre sonra “İnek Şaban” tiplemesiyle perdeye çıkar. Saflığı, dürüstlüğü ve halktan gelen mizahıyla seyircinin kalbine yerleşir. Oynadığı her film gişe rekorları kırar. Ancak işin perde arkası parlak değildir.
Sunal, tüm başarıya rağmen Arzu Film bünyesinde aylık maaşla çalışan bir oyuncudur. Hasılat rekorları kırılır, afişlerde yüzü büyür; fakat cebine giren para değişmez. O yıllarda, Türkiye’nin en tanınan yüzlerinden biri olmasına rağmen, Şişli’de bir apartmanın bodrum katında, rutubetli ve güneş görmeyen bir evde yaşamaktadır.

Yahya Kılıç ve Dündar Kılıç
Bodrum Katında Bir Hayat
Eşi Gül Sunal, misafir geleceği günlerde sabahtan akşama kadar yağda patates kızartır. Sebebi basittir ama acıdır: Yağ kokusu, evdeki rutubet ve nem kokusunu bastırsın diye. Bu detay, Kemal Sunal’ın şöhretle yoksulluk arasında sıkışmış hayatının en çarpıcı simgelerinden biridir.
Yıl 1978. Yer: Ankara. Türk sineması, seks filmleri furyasının gölgesindedir. Pek çok usta oyuncu gibi Fatma Girik de sahneye çıkmak zorunda kalır. Başkent Gazinosu’nda sahne aldığı günlerden birinde canı sıkılır ve film dağıtımcısı Nazmi Demiralp’in ofisine gider.
Orada, yıllardır meslektaşı olduğu hâlde neredeyse hiç sohbet etmediği biri vardır: Kemal Sunal. Girik, onu “kahverengi paltosunun içinde kocaman bir cevher taşıyan adam” diye tarif eder.
Sohbet, ev almaya gelir. Sunal içini döker:
“Nazmi Abi, Arzu Film’den haftalık 2500 lira alıyorum. Ev almaya yetmiyor. Tek hayalim güneş gören bir ev.”
Bu konuşmaya tanık olan Fatma Girik, tereddüt etmez:
“Al sana 500 bin lira. Bana 5 film çek. Bu da kârdan avansın olsun.”
Sunal, uzatılan çeki uzun süre eline alamaz. Girik, çeki masaya bırakır. Kemal Sunal çeki alır, evirir çevirir… Ve kabul eder. O dönem için 500 bin lira, servet sayılacak bir paradır.
Otele döndüğünde Girik, Memduh Ün’e danışmadan bu parayı verdiği için pişmanlık duyar. Ün’ü endişeyle arar. Aldığı yanıt nettir:
“İyi yapmışsın hayatım.”
İstanbul’a dönüldüğünde Yahya Kılıç, Ertem Eğilmez’in kapısını çalar.
“Bu çocuğa yazık oluyor. Bırak kendini göstersin.”
Kılıç, Sunal’ın tüm senet ve bonolarını alır ve yırtar. İşte o gün, Kemal Sunal’ın hayatı değişir.
Gül Sunal Anlatıyor
Gül Sunal yıllar sonra şöyle der:
“1978’de verilen 500 bin lira çok büyük paraydı. Ama ne ben ne Kemal bayram ettik. Para bize şatafat değil, nefes oldu.”











