
O gün koşa koşa kaldığımız misafirhaneye geldim. Kapıda bizim şu üst kattaki komşularla karşılaştım. Ayyy aslında bir kaşık suda boğasım var bunları ha… Neden mi? Çünkü küçücük el kadar misafirhane odasında, 2 pitbull köpekleri ve o köpekle oynayan yaramaz bir oğulları var. Mübarek el kadar bebe ama arkadaş bütün gün o iki köpeğin arkasından koşulur mu yahu! Ulan hiç mi uyku saatin yok be! Bir karış yer elması kadar veletsin… Vallahi “Gel evladım görevli olarak bütün gün bu köpeklerin arkasından koş ve sana sekiz-beş mesaisi ödeyelim” deseniz bu kadar gürültü yapamaz! Efendim sonracığıma, gece bir ara köpekler helak olduğundan olsa gerek, az ses azalır herhalde derseniz, o da ne! Gecenin karanlığında uyumaya çalışırken, bu sefer başlıyor bir kavga. Kadın bas bas bağırıyor adama “Senin annen bana bunu bunu dedi” diye. Oha yok artık hiç böyle denilir mi yahu geline diye geçiriyorum içimden. Ulan ulan bak hele sen! Dünyanın öbür ucunda bile var demek ki gelin-kaynana kavgası. Annemin ışığı ansızın yakmasıyla irkiliyorum yattığım yerden. Anneciğim diyor ki “Kız Demet, kız Demet! Patlamış mısır da ister misin ha! Utanmadan karı koca kavgasını mı dinliyon?” Vallahi duyulmayacak gibi değil arkadaş! Sonra adama ne demeli! Adam başlıyor kadına bağırmaya “Yok ya! Senin salak abine ne demeli, içip içip her gün polislik oluyorrrr” diye. Bak hele sen! Millette ne abiler var be!
Gürültü patırtılar, sonra çocukcağız ağlıyor. Gerçekte bende kafa bir dünya olduğundan, yolda, sokakta bunların tipine hiç alıcı gözle bakmamıştım ha! Yahu muhtemelen ne cadaloz bir kadın bu böyle, kocası desen dinozor dinozor mübarek… Allah sizi inandırsın, bunlarda hır gür gırla! Oturduğum yerde korkuyorum, yahu bir gün incitecekler birbirlerini veya şu tipinden hayır olmayan siyah pitbull var ya! Hiç gözüm tutmuyor onu, ya bir gün bu gül yüzlü çocuğu ısırırsa bu köpek…
Allah sizi inandırsın, bu komşularıma bir güzellik yapmak için türlü türlü fırsat kolluyorum. Pişirdiğim kekten mi götürsem, çocuklarına bir oyuncak mı alsam… Yok bir türlü denk gelmedik. Ama işte o pazar günü, kader bizi misafirhanenin önünde araçlarına binerken karşılaştıracakmış işte… Amanın o da ne! Bunların yanında bir de şirin mi şirin kız çocuğu var. Oysa, bu güzel kızın sesini hiç duymamıştım, demek onu kaçırmışım, çünkü hiç bu kız çocuğunun varlığını hissetmedim ha!… Heh! Bunları yakalamışken, işte fırsat bu fırsat, bir şeyler hediye etmeliyim komşularıma. Hemen kendime aldığım, belki 1 aydır ofiste duran, ama işte bugün çayla yemek için eve getirdiğim cips ve jelibonları, bu küçük çocuklara vermek için davrandım. Önce kadınla selamlaştık, aman Allahım ne kadar güzel ve naif bir kadın. Cipsleri vermeden önce, sanki 40 yıldır tanışıyormuşuz gibi heyecanla sordum “Ayol sizin bir de kız çocuğunuz mu vardı?” diye. O güzel kadın cevapladı “Yok hayır, bu kız, bizim oğlumuzun arkadaşı!” Cipsleri, jelibonları verince hepimizin yüzü güldü, kafanızda canlandırın lütfen, çok mutlu olduk hep beraber… İçtenlikle size yemin ederim, bu cipsleri ve jelibonları aldığım gün, kesinlikle düşünmemiştim ki, bunlar bu iki güzel çocuğun nasibi imiş de, ben de onlar için almışım! Vay anasına be! Arkadaş, bu güzel kız çocuğu, bu bizim üst komşuya gelecekte, alelade bir pazar günü, tamamen tesadüfen misafirhanenin kapısında karşılaşacağız da, falan da filan işte anladınız siz… Yahu Demet, yazının başlığını gündemde neler mi var koymadı mıydın kızım sen! Pardon ama, herkesin “tüh kaka” dediği, insanlık sınırlarını zorlayan türden acı içerikli haberleri ben buradaki köşemde alır yazarsam, kendimi leşe üşüşmeyi kollayan akbabalar gibi hissederim. Yani evimizin oturma odasında oturmuş da, anam ve kız kardeşimden oluşan mütevelli heyetiyle televizyondaki olup biteni izleyip izleyip, “yok artık” diye inanamadığımız ve hatta annemin “Geç Allah’ın aşkına Demet şu kanalı, yoksa tansiyonum tavan yapacak ha!” dediği şeyleri sizlere, buraya yazmamın, ne faydası olacak topluma, okuyucularıma? (Drury, 2026). Bana kalırsa, sözüm ona, bilmemiz çok önemliymiş gibi servis edilen, gerçekte, tam da konuşulsun, yazılsın ve dünyanın gerçek gündemi kaysın diye, açılmış bir kuyuya benzeyen, ekstrim olup gidenleri burada yazıp, kazılan kuyuya düşmek ve sazan balığı gibi oltaya gelmek istemem, yarım aklım sıra. Çünkü, bu türden konuları yazmak, profesyonel işleri yazmak olan, üstat gazetecilerimizin işi…
Bir yerde okumuştum: “Türkiye’nin yarısı mühendis, yarısı doktor” diye. Öyle ya, bu inşaat mühendisliği bölümlerinde öğrencileri boşuna okutuyoruz sanki; malum, her yerde mantar gibi binalar diken müteahhitler dolu. Dolu ama… Haberlerde gördüğüm, depremde anne babasını ve üç kardeşini kaybeden Yusuf’umun gündemi ağlatıyor beni…
Bana kalırsa, buradan kitlelere bir şeyler yazarken, toplumumuzun içinde bulunduğu psikolojik hassasiyetleri göz önünde bulundurmalıyız (Ward, 2015). Neden biliyor musunuz? Annemin tansiyonunu yükselten izlediği, okuduğu şeyler; huzurevinde yalnız yaşayan, sıkı okuyucum Ahmet amcamı da çok üzmüş ve gidip banyodaki aynaya bir yumruk atmış. Ahmet amca, Ahmet amca ya! “Neden böyle bir şey yaptın ki” dedim demesine ama, Ahmet amca dedi ki “Ya Demet kızım hiç sorma, aslında oğlan ve gelin uzun zamandır torunları ziyaretime getirmedi diye, bu yüzden, şekerim çok yükselmişti, bir de okuduklarım beni deli etti, yani her şey üst üste geldi ve bu son okuduklarım da üstüne tuzu karabiberi oldu evladım” dedi.
Biliyor musunuz, üstün zekâlı olarak ülkemizde tanımlanmış ve şu anda eğitimlerine yurt dışında devam eden, 16 yaşındaki Tokyo’dan Pewii ve 17 yaşındaki Chicago’dan Bilge, selam olsun sizlere… Ama hayır, lütfen bir daha kötü şeyleri okuyup, izledikten sonra, yaşamak istemiyoruz demeyin bana nolursunuz. Hani tabiri caizse, her seferinde sorduğunuz, o hüper süper akıllı sorularınıza cevap vermekte zorlandığım için, beni deli ettiniz ya! Evet ama çok haklısınız! “Quantum computing” konusu trend topic gündem dünyada ve evet yine çok haklısınız kızlar, dediğiniz gibi, eğer başarabilirsek süperiletkenlik üzerine çalışmalar çığır açacak dünyada… (Hirsch, 2015).
Anlayacağınız, huzurevinden veya dünyanın her yerindeki okuyanlara, öğrenilmesi fayda sağlamayan ya da neyime lazım lüzum edecek türü şeyler için, bir de ben “tüh kaka” ya da oha yok artık bu kadarı da olmaz diye burada yazmam ihtiyaç mı?
Pewii ve Bilge! Vallahi sorduğunuz dahiyane sorulara cevap veremediğimden, bıktım usandım ha elinizden! işte sadece bu yüzden, fotoğraftaki konferansı gündemime alıp, hususî dinledim sizin için! Uzaktayız diye dert etmeyin çünkü “insanlar vardır ayrı dünyalarda ama aynı evlerde, ve yine insanlar vardır aynı dünyalarda ama ayrı evlerde”…
8 Şubat 2026
Kaynakça:
Drury, J. (2026). The Psychology of Crowd Behavior. Annual Review of Psychology, 77, 339-364. DOI: 10.1146/annurev-psych-012125-121447.
Ward, S. J. A. (2015). The Invention of Journalism Ethics: The Path to Objectivity and Beyond. McGill-Queen’s University Press.
Hirsch, J. E. (2015). The theory of superconductivity: Where are we now? Physics Scripta, 80(3). https://doi.org/10.1088/0031-8949/80/03/035702



