O gün koşa koşa işe geri döndüm, çünkü sunum yapacağım yerde göstermem gereken elektronik malzemelerden birkaçını, merdiven altındaki koliden almayı unuttuğumu fark ettim. Aslında uzun zamandır hiç kullanmaya ihtiyacım olmamıştı bu malzemeleri ama sunumumda eğer mümkünse somut olarak malzemeleri dinleyicilere göstermek, bin tane lafla açıklama yapmaktan çok daha etkili olabilir diye düşünürüm hep. Laflar gırla her yerde bol keseden ama uçup gidiyor işte kelimeler. Ama elle tutup, gözle görebildiğimiz şeyler, hayalimizde bile olsa resmini çizebildiğimiz gerçekler, bir de üstüne hakkında bir şey işittiğimizde daha kalıcı bilgi olabiliyor. Yani daha çok duyu organını kullanarak yapıp ettiklerimiz daha unutulmaz… Neyse efendim, dönelim alelacele bulmam gereken malzemelere…
Hay aksi Demet, eğer çok da kullandığın, her gün elinin altındaki malzemeler değilse, şimdi bu son dakikada bul bakalım! dediğinizi duyar gibiyim. Yok yok, o hususta hiç endişeniz olmasın, çünkü en son bu malzemeleri yıllar önce elime alıp kullanmış olsam da, işim bitince merdiven altındaki 3 numaralı koliye geri koymuştum. Oh be, şimdi işim çok basit oldu; doğruca, hiç vakit kaybetmeden önce 3 numaralı kolinin tozunu attırarak, bir çırpıda alıverdim aradığım elektronik malzemeleri.
Aslında eşyaları doğru yere koyma fikrini, sanırım insanlar arası ilişkilerde de kullanabiliriz. Tövbe tövbe Demet, sen şimdi bize eşya, mal mı dedin ha! Dur, dur, bekle bizi gazetenin çıkışında diye kızıyorsanız, hiç de öyle demek istemedim; sizlere saygım sonsuz… Ama böyle yazmaya başlayınca merak ettim de, sizin evin ya da beyninizin içindeki evin merdiven altında veya salonunuzun başköşesinde neler ve kimler var? Hadi biraz resimleyelim; çocuğunuz okuldan geldi, salladı çantayı, yemek ne var annem diye soruyor ama durun, o da ne! Siz günlük 2 saatlik rutin anneniz veya kız kardeşinizle telefon konuşmanızda, bir sürü olup giden negatiflikleri anlatmakla meşgulsünüz. Yok, görümceniz onu dedi, yok kayınvalideniz şunu yaptı. İyi tamam da, bu tüm konuştuğunuz konuların negatif enerjisi, pişirdiğiniz yemeğe ve oradan da çok sevdiğiniz, öpmeye kıyamadığınız dünyalar tatlısı çocuğunuzun hücrelerine gidiyor… Yani olanlar oldu, haksız yere mağdur duruma düştünüz diyelim bu aile içi kaotik resimde. Taşımayın artık, nolur bunların negatif enerjisini evinizin salonuna, mis gibi yemek kokuları gelen mutfağınıza, size savunmadı diye kızdığınız eşinize ve kendi altın kalbinize…
Maalesef kötü, istenmeyen şeyler oldu da, bir de bunları ısıtıp ısıtıp geri getirince, mütevelli heyetimizdeki anamıza, bacımıza dertleşiverdik diye anlatınca, denize atılan bir taş parçasının oluşturduğu dalgalardaki enerji gibi yayılıyor büyük halkalar halinde her yerinize ya da olanlar oldu, suçsuz yere patladı yine kabak sizin başınıza. Nolur artık bunları tekrar tekrar kendi kalbinizin salonunda misafir etmeyin; tekrar tekrar dillendirmek, sizin evin duvarlarına çarpan ve sonra gelip tekrar sizin kulağınızı tırmalayan sesin yankısı gibi dönüp duracak… Oysa size bunları yapanlar oturmuş çayını yudumluyor belki de… Enerjinin korunumu kanunu gereği, kendi enerji alanımızı koruma altına almak, bizim mesuliyetimizmiş oysa.
Ya bırak Allah’ını seversen Demet, eşim getirdi oturttu kayınvalidemi evin başköşesine, hiç de anlaşamıyoruz gelin kaynana, şimdi seni okuduktan sonra kalkıp kadını merdiven altına koyup, başımı eşimle daha büyük derde mi sokayım ha! derseniz, orada size şunu demek gelir içimden; vallahi öncelikle size helal olsun, demek ki sizde gerekli donanım, altyapı mevcut. Siz de mangal gibi yürek var demek ki deriz Anadolu’da ve işte sırf bu yüzden evrendeki denge, sizin kendi dengeyi bulabilmeniz için, negatif kutup olan kayınvalidenizi gönderdi size, sizin tam olabilmeniz için. Atomda da pozitif ve negatif yükler bir arada ya! Yani değiştiremeyeceğimiz şeyler için demleyin bir çay, kayınvalidenize benim için sorabilir misiniz, nasıl evlenmiş amcayla ya da tül perdeleri daha beyaz yapmak için eski kadınlar ne yaparmış ki acaba… Ha bu arada, meselenin kayınvalideler ile hiç alakası yok…



