USD45,22
%0.06
EURO52,94
%0.09
EURO/USD1,17
%0.02
BIST14.495,77
%0.88
Petrol110,16
%-3.74
GR. ALTIN6.622,77
%0.78
BTC3.690.001,49
%2.15
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Lefkoşa
Gazimağusa
Girne
Güzelyurt
İskele
Pristina
Demet KORUCU
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Eğitim Sistemi Üzerine Yeni Bir Yaklaşım

Eğitim Sistemi Üzerine Yeni Bir Yaklaşım

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Günümüzdeki en tartışılan konulardan biri çocuklarımızın eğitimi. Pardon, hangi eğitimden bahsedeceğiz burada? Derseniz; elbette annenin, babanın verdiği, ailede başlayan eğitim önceliğimiz olmalı herhalde. Çünkü maalesef 20 farklı aileden gelen 20 çocuğun olduğu lisedeki bir sınıfta, fizik öğretmeni öğrencilere nasıl saygılı davranmaları gerektiğini öğretecek değil ya! Bu tip davranışsal eğitimler ailede kazandırılıyor olsa gerek. 40 dakikalık derste öğretmen, öğrencilere fizik mi öğretsin, yoksa sınıf ortamında nasıl davranılması gerektiğini mi? Öğretmen hangi birini yapsın? Üstelik nerede duracağını, susacağını bilmeyen öğrenci çok iyi fizik öğrense neye yarayacak? Bildiği çok fizik, matematikle tıp fakültesini kazansa ne olacak?

Acaba biz veliler olarak öğretmenlere bu konuda hazır öğrenciler yolluyor muyuz evden? Yoksa bizim sözümüzü geçiremediğimiz çocuğumuzu okula yollayınca bir mucize mi bekliyoruz? Anasının avutamadığını okuldaki öğretmeni nasıl avutsun ki! Sizin için asıl mesele sadece Anadolu tabiriyle çocuğunuzun elinin bir ekmek tutması mı ya da büyüyüp patron olması mı?

Geçen gün yanı başımda oturan kişiyi telefonla arayan şahsın telefonda dediklerini duyunca “Allah Allah” dedim; yahu koca koca şirketlere patron olan bu beyefendi, acaba nasıl böyle bu kadar kötü bir konuşma üslubuna sahip olabilir? Yani bunun için de özel bir kabalık eğitimi gerekli herhalde. Ya da arkadaş, hiç mi ailenden, gittiğin okullardan bir nebze olsun insanlık öğrenemedin? Öyle ya, gariban anamız babamız ailemizde öğretmemiş de olsa, yahu patron beyefendi! Bazı sosyal normları da mı gözlemleyip öğrenemedin onca yıllık eğitim hayatında? Okullara sadece ayakların mı gitti geldi diplomacıklarını almak, CEO olmak için! Ağzının da bir fermuarı olur insanın yahu; telefonda konuşma adabını bilmeyi geçtim, büyüklerle konuşurken azami saygılı olunması gerekliliğini ve hakaret dilinin özgürlük olmadığını anaokulunda öğretiyorlar da…

Maalesef, oldukça temel insani düzeyde öğrencilerimizin nasıl davranmaları gerektiği fizik ya da müzik ders kitaplarında yazmıyor. Dahası, fizik öğretmeni derse girdiğinde, elinde uyması gereken bir müfredat doğrultusunda, 40 dakika gibi sınırlı bir sürede fizik anlatacağını sanıyor; çünkü bunun için devletten para alıyor. Efendim öğretmen, fizik anlatmak yerine maalesef “dur çocuğum, sus çocuğum, yerine otur çocuğum, yapma çocuğum” diye 40 dakikalık dersin ilk 10 dakikasını bu ders dışı konulara ayırıyorsa (ki bunu 10 dakika olarak kısa tutmak çok iyimser bir tahmin sanırım), sizce sadece öğretmen ve eğitim sistemimiz mi suçlu?

Ayrıca bana kalırsa öğretmenin de bir insan olduğunu; zaafları, hataları olabileceğini, hatta zorluklardan gelmiş, belki de kötü huylu bir insan olabileceğini ama her ne olursa olsun, dünyadaki en beğenmediğiniz öğretmen de olsa çocukların, öğrenciliğin gerektirdiği saygı ve öğrencilik görevlerini yerine getirmesi gerekliliğini ailede öğrenmesi gerekir sanırım. Her zor öğretmenimden sadece öğrettiği dersi değil, hayata dair pek çok gerçeği de öğrendim. Çok sevdiğim okullarım, öğretmenlerim olduğu gibi; benim yetiştiğim aile yapısından çok farklı yaşantı, inanış ve tarzdaki öğretmenlerim de oldu. Kâh çoştum öğretmenlerimin okulumun aşkıyla, kâh bu bazı öğretmenlerim yüzünden dibi gördüm; onlardan hayatta nasıl davranmamam gerektiğini öğrendim. Bu yüzden her bir öğretmenime müteşekkirim.

Annem babam, okuldaki herhangi bir saygısızlığımı kesinlikle tolere etmeyeceklerini ve benim yanımda değil okulun yanında olacaklarını her zaman tembihlediler bana. Yani anlayacağınız, okuldan, öğretmenden yakınmak gibi bir lüksüm hiç olmadı; hatta bu konu pazarlığa bile kapalıydı benim ailem için.

Bir de dünyanın her yerinde sistemler eğitim sistemi, sağlık sistemi, büyük ve hantal. Yani sistemlerin değiştirilmesi, dönüştürülmesi zaman alabilir. Üstelik bütün bu olumlu değişimleri yapabilecek kaynak, iş gücü ve kalifiye eleman gerekir ve bütün bunları başarmak için de oldukça uzun bir zaman…

Yani sistemi değiştirmek daldaki kuş; peki eldeki kuş ne? Biz aile içi eğitim sistemimizde ne gibi değişiklikler, dönüşümler ya da güncellemeler yapmalıyız ki çocuklarımızın akademik başarısını olamasa da sosyal normlar bazında başarısını daha iyileştirelim? İşte bu da eldeki kuş! Bozuk gördüğünüz eğitim sistemlerine rağmen, kötü gördüğünüz öğretmenlere rağmen bizim çocuğumuzun eğitim sürecine katkımız nedir?

Sizin çocuğunuz okulda bir yanlış ya da saygısızlık yaptığı vakit özür dilemeyi, teşekkür etmeyi, affetmeyi, yardım etmeyi gayet iyi biliyor değil mi? Aman ne güzel. Yoksa çocuğunuzun başı okulda her derde girdiği zaman, günümüzün çocuk merkezli aile yapısında, aslında bizim de o davranışlarından hiç memnun olmadığımız çocuğumuzu sadece savunucu modda olmak için bir suçlu mu arıyoruz okulda? Günümüzdeki ailelerde çocukların haksızlığa uğramasına, kaybetmesine, yenilmesine, yanlış yapmış olabileceği gerçeğiyle yüzleşmesine ve yaptığı hatalı davranışlar için üzülmesine izin verilmiyor. Çünkü aileler panter gibi çocuklarını savunucu modda; öğretmenler öğrencilerden korkar olmuş. Sizin aileniz de öyle değilse, çok tebrik ederim içtenlikle.

Ama bugün savcısı, avukatı, koruması olduğumuz çocuklarımız üzülmesin, ezilmesin istiyoruz da; işin aslı gerçek hayatta öyle olmuyor. Hayat insana bazen kafa göz, öyle böyle değil feci dalıyor değil mi? Dileriz çocuklarımızın hayatı hep gül bahçesi olsun ama dilemek yetmiyor maalesef.

Çocuklarımızın okulda, hayatta tökezlemelerine, yollarını şaşırmalarına; hayat GPS’inde yeni rota aramalarına; ezilip zorlandıklarında ve kaybettiklerinde öfke kontrolünü öğrenmelerine ya da kazandıklarındaki başarıyla egosal davranış kontrolünü öğrenmelerine alan açalım. Yani özetle, okul yollarından hayat yollarına çocuklarımızın bir köprü oluşturmalarına izin verelim. O yüzden biz arada köprü olmaktan çekilebilir miyiz az biraz?

Eğitim Sistemi Üzerine Yeni Bir Yaklaşım