USD45,39
%0.06
EURO53,48
%-0.09
EURO/USD1,18
%-0.11
BIST15.088,42
%0.17
Petrol103,95
%2.63
GR. ALTIN6.814,10
%-0.89
BTC3.667.901,61
%0.17
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Lefkoşa
Gazimağusa
Girne
Güzelyurt
İskele
Pristina
Demet KORUCU
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Neydik, Neyiz ve Ne Olacağız?

Neydik, Neyiz ve Ne Olacağız?

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Günler günleri, aylar ayları kovaladı ve bu yılın da mayıs ayını ortaladık… Size tanıdık geldi mi bu cümleler? Çünkü geçen yıl ve daha önceki yıllarda da böyle hızlıca yaşayıp geçirmiştik günleri, ayları… Ama artık çok daha farkındayız ki, hayat denen bu yolda bizler de toza, toprağa bulanıp; yağmurda, çamurda ıslanıp; güneşli günlerde kuruyan yanlarımızla eksik gedik devam edip gidiyoruz. Yaşlarımız oldu bilmem kaç? İyi peki ama bugün, dünden bir tık daha güzel veya bir başkasına iyi gelecek ne yaptık?

“Yahu Demet, bırak Allah’ını seversen, ben kendim bitmişim, dipteyim, depresyondayım. Yahu sen neyin kafasındasın? Birine bir iyilik yapacak ne para, ne moral… Ne gezer bende?” kafasında mısınız?

O zaman Allah aşkına, hava ne kadar yağmurlu da olsa, ev kıyafetlerinizin üstüne bir şeyler geçirin, hemen kalkıp şöyle bir yarım saat yürüyün. “Harekette bereket var” derler. Spor salonuna gitmek bana işe gitmek gibi gelmiştir çoğu zaman. Kapalı ortamdan ziyade, sadece basitçe çıkıp upuzun yürümek ilaç olur.

Çok parasız, yalnız yıllarımda yürüyerek gittim yerler… Eve dönüşte; her şeyin astronomik fiyata satıldığı köşedeki sosyetik organikçiden aldığım, neredeyse bedavaya yakın bir on kilo kadar incir ve üzüm… Zincir marketlerdeki fiyatlardan ucuz, üstelik sosyetik ve organik! Sahi, nasıl kesişti bu organikçi abiyle hayat yolu? Ne önemi var ki! Şu kısmı önemli: işsizim ve hüper süper lüks organikçi abinin sebze meyveleriyle büyüyoruz…

Sonra bir diğer enteresan olan; eski alışkanlıklardan dolayı tiyatroya gitmeyi çok severim ama malum, işler kesat. Devlet tiyatrolarında bile biletler pahalı. Sonra nasıl oldu, tam hatırlamıyorum ama devlet tiyatrolarına kıyasla çok daha pahalı olan o özel tiyatronun pek çok oyununa, pijama üstü montla gidip izlemişliğim vardır.

“Hayırdır kızım Demet, böyle bedava biletler falan, ne ayaksın sen? Nasıl iş yahu bunlar?” derseniz, inanın ben de bilmiyordum. Sadece tek bildiğim; bizim kimsesiz, işsiz, yalnız ya da hükümlü, hasta, dinsiz imansız veya az kafadan kontak ya da her ne diye adlandırdıysak; işte o insanlar var ya, onların hiçbirinin sahipsiz olmadığı gerçeğiyle yüzleştirdi hayat beni.

Bir de madalyonun öbür yüzü var elbet: “Çoktan ölmüş olsaydım da bunları yaşamasaydım” diye yaşananlara ne demeli? Bir gün çok çaresiz otururken içimdeki acının kokusunu duydum… “Kız, deli misin Demet, acının kokusu mu olur? Yok kız, o sizin kanalizasyon borularından gelen kokudur” derseniz, belki de… Ama demem o ki, o derin acılı anlar da geçip gitti. Çünkü her şey geçip gitmekte. Hayat su misali akıyor.

“Yahu pardon ama ben şurada küstüm, yooo hayır devam edemem! Bana haksızlık yapıldı ya! Bana hakaret edildi, yok sayıldım, bir ton yalan ya! Aptal yerine konuldum! Burada ayrık otu gibi şu ağaca takılıp kalacağım, banane ya! Hayatın akışında akan suyla gitmeyeceğim be!” diye mızıkçılık da yapsam; hayat yine de her şeye, bana ve bize rağmen su misali akıp gitmekte.

Bana kalırsa pek çoğumuz balık hafızalıyız. Unutuyoruz tarihin hep tekerrür edişini ve suçu gelinlere etseler kimsenin kabul etmeyeceğini…

Dönüp şu akıp giden hayatla kavga edesim var: “Hayat! Ne kadar mezhebin geniş yahu! Arsız hayat! Umursamaz hayat!” Ama hayattan bir ses yok… Mübarek dilsiz hayat, elsiz hayat! İşte dövsem de sövsem de hayat yine kaldığı yerden akıp gitmekte. Sanki “Demet aparsan da köpürsen de o öyle” der gibi. Hayat da böyleyken böyle…

Ben ise akıp gelen hayatın, dünyanın içinde bir damla, bir zerreyim. Ha varmışım ha yokmuşum misali. Yarın uyanmasam hayat ve her şey kaldığı yerden devam kuşkusuz. Belki bensiz daha bile güzel olabilir!

Vay anasına be! Neydik, neyiz ve ne olacağız biz böyle derseniz; geçip gittiğimiz yıllar, yani boynumuzdaki pranga olan geçmiş, sizlere ömür; gelecek daldaki kuş ve bugünümüz ise eldeki kuş.

Bugün burada hayat GPS’lerimiz yeniden güncellendi ve yollarımız kesiştiyse, bu asla bir tesadüf olamaz! Bu; birbirimize ilaç olabilmek, yüzlerdeki bir gülümseme olabilmek, bilgisayar oyunu gibi hayat oyunumuzda bir üst seviyeye çıkmak için olsa gerek.

Gelecek mi? Gelecek bizim için gelecek mi? En azından ben Azrail’le bir kontrat imzalamadığım için benim garantim yok! Dünyanın bozuk düzeninde; savaşlarda, şiddette, hırsızlıkta, ahlaksızlıkta, yoksullukta elimizde bir sihirli değnek yok ki olup giden kötü gidişatı bugün hemen düzeltelim.

Benim küçücük de olsa yapabileceğim ne?

  • İlk tebrik eden,
  • İlk teşekkür eden olabilmek,
  • Otobüste yer vermek. Marketteki kasiyere de bir hediye çikolata…
  • Geçen gün oturduğum kafeteryanın önünden yürüyüp geçen, hâlâ arkamdan türlü oyunlar, laflar eden ama yüzüme gülen sana da bir “günaydın”…

Ve bütün bunları yapma sebebim salaklık ya da yalakalık değil. Sonrasında eğer ihtimalen, nasipte varsa; incirlerini, üzümlerini yiyebileceğimiz tüm sermayemiz olan iyi niyetlerimizin, iyi kaderimizin olabileceği tesellisi…

Bu haftada böyle oldu, haftaya ya nasip… Kalan ömrünüz, giden ömrünüzden güzel olsun…

Neydik, Neyiz ve Ne Olacağız?
0