USD45,26
%0.08
EURO53,41
%0.43
EURO/USD1,18
%0.19
BIST15.040,25
%0.82
Petrol97,90
%-3.33
GR. ALTIN6.901,00
%1.19
BTC3.620.930,37
%-1.99
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Lefkoşa
Gazimağusa
Girne
Güzelyurt
İskele
Pristina
Demet KORUCU
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Birilerinin Artığı, Birilerinin Öğünü

Birilerinin Artığı, Birilerinin Öğünü

featured
Google'da Abone Ol
2
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

 Bu resmini çektiğim keseli sıçan, her gün gelir, uğrar bana! Her nasılsa, her zaman ellerinin manikürü ve pedikürü o biçim, tas tamamdır. Bayılıyorum bunun yumuk yumuk ellerine. Kimilerinin artığının, kimilerinin öğünü olduğu bir dünya düzeni burası.

Farkında mısınız, gece olup el ayak kesilince, bizler uyurken de, komşuluk ettiğimiz, bildiğimiz bilmediğimiz pek çok canlının katılımı ile gündüzün geri dönüşümü ile devam ediyor gece… Herkese, her canlıya yetecek kadar cömert tabiat ana…

Hiçbir zaman “Yahu ben yemek koymasam, ne olacak bu hayvancıkların hâli?” diye kendimi nimetten saymadım. Çünkü bizler de bir numarayız bu dünyada; biz ölünce de hayat, kaldığı yerden devam edecek, bir eksikle, sadece biz yokuz… Bu bizim bir eksilmemiz, dünyanın düzeni için “Oh ulan, öldü de dünya bir pislikten kurtuldu mu?” olsun. Ya da “Tüh, keşke ölmeseydi de bir güzellik daha yapsaydı! Dünyanın onun gibi insanlara ihtiyacı vardı mı?” olsun. İşte bu kısmı bizim elimizde.

Gelelim bizim keseli sıçanın hikâyesine. Evde, iğneden ipliğe, bir pirinç tanesinden tutunda, masadaki ekmek kırıklarına kadar her şeyi toplar, özenlice hazırlarım bu hayvancıklara… Ama bir iki akşamdır dışarıya ne koydumsa, ne gelen var ne giden. Sizlere hayretle doğadaki bu geri dönüşüm döngüsünün ne kadar önemli olduğundan, bir iki gece gelmeyen keseli sıçanın yemediği, biriken onca kırıntıdan bahsedecektim. İnanın, her çöpe attığımızın, böyle bizim bahçede yenmeyen yemek artıkları gibi doğaya vereceği zararın, kirliliğin ve daha az atık yapmamız gerektiğinin farkında olalım da diyecektim.

Ama şimdi size bunları yazarken kapı çaldı. Gelen komşum diyor ki: “Ah Demet, ah Demet, şimdi yolda ne gördüm biliyor musun? Senin her gece beslediğin keseli sıçanı araba çarpmış, orada yolda öylece yatıyor, trafik kazası… Maalesef sizlere ömür…” Deme be ya komşum! Nasıl üzüldüm. Evvelden birkaç gecedir bahçeye ne koysam gelip giden olmadı, bir tadına bakmak için bile. Mübarek ekmek, yemek kırıntıları biriktikçe birikti.

Meğerse ne kadar da faydalı bir hayvanmış bu keseli sıçan. Dünyada bildiğimiz bilmediğimiz kim bilir bir sürü canlı ile bir arada yaşıyoruz. Ben de bu keseli sıçanı ve rakunu buraya taşınınca farkına vardım, tanıdım. Hani biz bahçedeki anızları yakalım ya da çeşitli kimyasallarla bahçeyi, bağı yeni hasada hazırlayalım dedikçe, kim bilir ne çeşit hayvanların dünyadaki geri dönüşüm dairesindeki görevlerine de son vermiş oluyoruz diye düşünmeden edemedim.

“Ya Demet, kafayı mı yedin? İyi o zaman tarlayı, bağı bahçeyi ilaçlamayalım da bütün hasadı yesin o zaman bunlar!” derseniz, aslında siz de haklısınız. İşte bir denge de olmalı, daha çok hasat adına bizim yapıp ettiklerimizin. Ben daha çok, hani bir yerleri temizlemek adı altında yakıp yıktığımız, adeta bomba attığımız yerdeki tabiatta ki doğal yaşamı da yok ediyoruz kısmını düşündüm. Hayatımıza bombalar atılınca insanlar, çocuklarla beraber, oradaki bütün canlılar ve tabiat da oluyor maalesef…

Ah be keseli, ah be keseli! Oysa ne kadar çok seviniyordum, evdeki bir pirinç tanesi bile çöpe gitmiyordu. Büyük bir mutluluk duyuyordum; bu sofradaki kırıntıya varıncaya kadar hepsi bu keseli sıçanın bayıldığı menüsüydü… İşte nasipte keseli sıçanı beslediğim için bu kadar mutlu olmak varmış.

Koyduğum bir tas yemek artığı ve suya gelen ve bana adeta doğal belgesel kanalını izliyormuşum hissi veren bu keseli sıçanı tanımak çok güzeldi. Onun da kursağına girecek lokması sayılıymış. Üç bin beş yüz yirmi bir lokma yedikten sonra öldü belki de… Böyle yazınca düşündüm de, benim için de dünyadaki sürem bir gün sona erecek. O ya da bu nedenle, erken ya da geç. Ölümün sırası yok, hastası, genci yok. Bilemiyoruz. Ama ne zaman öleceğimizi bilmemek işin başka bir boyutu. Çünkü bu durum şahsen beni her gün daha bir farkındalıkla güne uyandırıyor. Bugüne de gözlerimi açtımsa, elde var bir diyorum. Kalkıp hayatın bir ucundan tutmalıyım bir şeylere çare olabilmek için. Çünkü bu güne gözlerini açamayanlar da var…

İşte sokak kapısından dışarı çıkarken fark ettim ki, benden önce çöp atmaya gitmiş üst komşunun yumurcak oğlu… Sokak kapısının önünden başlayarak çöp konteynırına gidesiye kadar ki güzergahta yerlere döküp saçtığı bir sürü çöpleri toplaya toplaya başlayabilirim işe bugün…

Bakış açımızı değiştirelim. Farkındalık sensörlerimizi aktif edelim, birilerine, dünyaya bir faydamız olması için. “Bir ihtiyaç var mı?” diye çekinmeden soralım birilerine çare olmak için. Dünyayı kurtarmaya gerek yok. En yakınımızdan başlarsak, bir fazladan birilerinin bir ihtiyacını gidermeye, iyilik güzellik bulaşıcıdır, katlanarak yayılır gider zaten.

Böyle düşünürken bir de baktım, iş yerine varmışız. Bahsettim bu bizim keseli sıçandan iş yerinde. “Yahu Demet, senin keseli melek oldu desene!” dedi arkadaşın biri. Meğerse o da pek bir içli dışlıymış keseli sıçanlarla, rakunlarla. Bahçesindeki tavuklara dadandıkları için öldür öldür bu hayvanları bitiremediğinden yakınıyor. “Arkadaş!” diyor. “Büyük çöp konteynırı bu hayvanların ölüsüyle doldu, kafeslerdeki ölülerini de temizlemek öyle zor ve zahmetli ki…” İnanamadım duyduklarıma… Yapıp ettiklerimizin kiri, kanı bizim de ellerimize, hayatımıza bulaşıyor bana kalırsa.

Sonra, her şeye sahipken, tüm işler tıkırında giderken, neden kalbimde bir ağırlık, bir sıkıntı var deriz. Allah muhafaza ha! Geçen günlerimizin bir fizibilitesini yapalım. Nerede ne güzellik yaptık veya nerede hangi bir kötülüğü engelledik… Hadi lütfen, bir şeyler yapıp edelim hemen bugün bir güzellik için. Şimdi. Bugün. Vakit varken.

Birilerinin Artığı, Birilerinin Öğünü
2

2 Yorum

  1. 16 Mart 2026, 07:17

    İnsanlardaki farkındalığı arttıran bu güzel yazınız için teşekkürler. Bize verilen ‘nimetlerin’ aslında ne kadar değerli ve yeterli olduğunun farkına varabiliyor insan. Yemek artıyorsa o halde bize fazla nimet verilmiştir. Verilen nimetlere ve verene şükürler olsun. Kaleminize sağlık.

  2. 16 Mart 2026, 12:49

    Güzel yazı devamı gelsin lütfen. Kolay gelsin.