USD43,88
%0.040
EURO51,72
%0.030
EURO/USD1,18
%-0.01
BIST14.050,83
%-0.08
Petrol71,06
%-0.07
GR. ALTIN7.257,59
%-0.30
BTC2.814.750,27
%-0.82442175613837
İstanbul
Ankara
İzmir
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Aksaray
Amasya
Antalya
Ardahan
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bartın
Batman
Bayburt
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Düzce
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkâri
Hatay
Iğdır
Isparta
Kahramanmaraş
Karabük
Karaman
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırıkkale
Kırklareli
Kırşehir
Kilis
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Mardin
Mersin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Osmaniye
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Şırnak
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yalova
Yozgat
Zonguldak
Demet KORUCU
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Yüzüme bir Ramazan şamarı: Erzurum’dan bir yol gider aşağı…

Yüzüme bir Ramazan şamarı: Erzurum’dan bir yol gider aşağı…

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Kalbimin derinliklerinde Erzurum, her zaman dağ gibi arkamda duran ağır abim gibidir, Erzincan ise nazlı bir gelin gibi… Ama o gün, Erzurum’da kaldığımız misafirhanede bir karışıklık olmuş olacak ki, Iraz anam ve minik Memo, yağan kara rağmen, karga tulumba, valizlerle beraber misafirhanenin kapısına konulmuş. Deli deli çalan telefonumdaki ses adeta “Demeeeet çabuk buraya gel ve bir şeyler yap!, deli gibi kar yağıyor, sokakta seni bekliyoz”… diyor.

Ama inanın devam eden deneylerden, o anda laboratuvardan kıpırdamam mümkün değil. İşte tam da bu an, hayatımdaki sihirli el, yani adaşıma bir telefon çektim ve sadece “Adaşım bizimkileri hemen şimdi gidip alıver, misafirhanenin kapısından” derken gözlerimdeki yaşlar adeta yağan karla karışık yağmur gibi dizi dizi… Telefonun öbür ucundaki adaşım, “Ne oldu ki Demet, neden ben gideyim!” ya da “misafirhaneye neden kendin gitmiyorsun ha” veya “şu an müsait değilim ki gidip almaya” demiyor. Hani şimdi günümüzde avuç içi kadar insanın yaşadığı küçücük köylerde bile “müsait misin” diye soruyorlar ya insanlar birbirine, oysa o gün, telefonun öbür ucundaki adaşımın müsaitlik durumunu hiç sormuyorum bile… Sade ve sadece adaşım “Tamam Demet sen merak etme” diyor…

Aslında gerçekte, misafirhanedeki bu yanlışlıkla kapının önüne konulmayla ilgili, oraya buraya telefon edip, şikâyet edebilirdim ve hatta inanın, acil bir ihtiyacım olur diye, o yıllardaki Erzurum valisinin cep telefon numarası bile kayıtlıydı telefonumda. Ama yanlışlıkları büyütmeyi, birilerinin benim yüzümden cezalandırılmasını veya yanlışlıkların öznesi olmayı hiç sevmiyorum, hem de hiç.

Neyse ki, bu yanlışlığı dallandırıp budaklandırmadan, kimseler duymadan, bir an önce, laboratuvardaki işim biter bitmez, sadece on saatlik uzaktaki evimize kendimizi atıvermek istiyorum, hepsi bu…

O yıllarda Erzurum’da meşhur otobüs firmaları da var ve elbette doğudaki pek çok şehirden Erzurum terminaline uğrayıp yolcu alan bir sürü farklı otobüsler de… Sıklıkla, ayda üç dört kere Erzurum’a gidip geldiğimizden, neredeyse bir iki firmadaki otobüsteki şoför, muavinlerle akraba olduk diyebilirim. Eh malumunuz üzere, denizde kum, bende para misali çok zengin olduğumdan, her seferinde aynı çamurluğu yaparak, otobüs bileti için pazarlık ediyorum.

Yine böyle pazarlık anlarından birinde, kendime döndüm ve dedim ki, “Ulan Demet, şu otobüs firmasındaki şoför, muavin ben olsam: ‘yahu Demet kardeşim, Allah’ını seversen, biz sana bilet paranı verelim, siz bizim otobüsle değil, şu rakip firmanın otobüsüyle gidin Allah’ınız aşkına’ diyesim var kendime…”

O sıra, yolun kenarında beklerken, az önce parkta öylece yatan, saçı sakalı birbirine karışmış adamın, kavgaya tutuştuğu iki üç kişiye bağrışmaları duyuluyor etrafta. Adamcağızın eli yüzü kan içinde, bir ısırık alıyor elindeki koskocaman Ramazan pidesinden şimdi ve bağırıyor etrafa: “Oruç tutmuyorum işte lan!, var mı diyeceğiniz”… Babacan otobüs şoförü hemen fırlıyor şoför koltuğundan, sarılıyor adamcağıza “yahu tutma sen be ya bu orucu Murteza!, al bizden olsun yemekler” deyip, biraz para sıkıştırıveriyor adamcağızın cebine.

Sonra, palas pandıras bindik otobüse, muavin sadece 29 ve 37 numaralı koltuklar boş demesin mi! Mübarek, istif edilmiş lahana gibi, tıklım tıklım otobüse, serpme kahvaltı gibi atıldık bir yere…

Arkadaki, tek boş koltuk olan 37 numaralı koltuğa doğru yürürken, bir an, oturacağım yerin yan koltuğunda oturan, çakma magazin ikonu hatunla bir an göz göze geliyorum. “Hay Allah, şansa bak!, şimdi bu avratla nasıl çekilir on saat yol” diye hayıflanıyorum…Mübarek evde ne kadar kap kacak varsa takmış takıştırmış gibi şıngır şıngır kolları, boyunları… Ha bir de evde ne kadar renkli, kürklü şey varsa hepsini beraber giymiş giyiştirmiş, düpedüz rüküş ayol…

Gel gel otur yanıma, öyle tuhaf tuhaf bakma bana” demesin mi!, “Evlat, görünüşe bakıp, hikâyesini bilmediğin hiçbir insanı yargılama” diyor. Eyvahlar olsun, koridordan beri kadına alık alık baktığımı görmüş olmalı!

Ben diyor… ben uzun yıllar, şuradaki bir mekânda şarkı söylerdim, çünkü eşim mahpushanedeydi burada, çocuklarım küçüktü, kimsesizdim hayatta, hiç kimsesiz… “Kimsem yok” ve “yokluk” nasıl bir his bilir misin sen evlat diyor… Yıllar geçti gitti evlat bir rüzgâr gibi. Yıllarca baktığım, beklediğim eşim, mahpuslukta daha güvenliymiş, “hayatta içerideyim diye üzülme, dışarı çıktım diye sevinme”! Çünkü dışarıda, aldı götürdü kocamı, kini bitmemiş bir kahpe kurşun…Mahvettiler hayatımızı.

Çocuklar desen, 40 yaşında diye büyümüş sanma, hâlâ çocuklar onlar bana be yavrum! , “ben iyiysem, iyiler”. Herkes böyle evlat, sen iyiysen iyiler! kimseye varlıklı, sağlıklı deme!, “her evde bir ışık, her ışığın altında bir dert”…

Dur hele bir, sahi senin adın neydi? Demet… iyi Demet kızım, kayıplarımı, kaybedişlerimi, düştüğüm için kapısında çok ağladıklarımı, buraya almaya geldiğim ama alamadığım paralarımı, hepsini, her şeyi, boş ver sen şimdi, en kötüsü neydi biliyor musun, bu kanser… Bu kanser beni çok kötü vurdu, üşüyorum çok, evde ne buldumsa giydim giyiştirdim. O kadar kimsem yok ki Demet kızım, “eski, sağlıklı günlerimden kalma” ne varsa taktım takıştırdım, şu kolumdakilerin şıngırtısından başka bir ses verenim yok…

Ümran teyzene bir söz ver şimdi Demet hadi! Şu Erzurum’dan bir yol gider aşağı, senden önce, benden önce, bizden önce nice yollar, yolculuklar oldu geldi geçti buradan. Bil ki bir gün sen de ben de yok olacağız bu yollarda gayrı, ama yeni insanlar olacak, yeniden bu yolları gitmek için, kah ağlaya kah güle… Şu Erzurum Erzincan yolu boyunca akıp giden Fırat Nehri’ni görüp durur musun?

Ak git hayatta su misali, takılma, kızma, küsme, kahretme ve mahvetme kimsenin hayatını…

Hadi gel şimdi açalım senin iftarı beraber, beraberce…

 

Yüzüme bir Ramazan şamarı: Erzurum’dan bir yol gider aşağı…
+ -