Masal bu ya; evlendikten yıllar yıllar sonra doğan küçük Mehmet, koskocaman şato gibi evlerinin bahçesindeki giriş kapısının iki yanında duran, bahçıvan Ahmet Amca’nın ektiği o büyük saksıların kumlarını küçücük parmaklarıyla kurcalamayı çok severmiş. Emekliliği gelmiş bahçıvan Ahmet Amca, henüz bir yaşındaki bıdık Mehmet’i her seferinde ciddi ciddi annesine şikâyet edermiş: “Yahu yenge, yine bu senin oğlan parmaklarıyla kazıyor bu saksıların kumunu ha!”
Küçük Mehmet’in annesi de “Ay çok çok affedersin Ahmet Amcası, çok özür dileriz, bir daha yapmayacak Mehmet” der ve hemencecik Mehmet’in yanına koşarmış. Küçücük iki elini avucunun içine alır, ellerine hafifçe vururmuş. “Bir daha gidip kazıyacak mısın sen ha bu saksıların kumlarını?” diyerek bir o eline, bir de diğer elinin üstüne vururmuş. Küçük Mehmetçik öylece bakakalırmış anneciğinin yüzüne. Belli ki bir yaşındaki küçücük oğlancağız, yumuk yumuk ellerinin üstüne niye şaplak yediğini hiç mi hiç anlamazmış. Sonra küçük Mehmet’in günlük yürüme faaliyeti bu olayla biter, analı oğullu içeri girerlermiş.
Israr, Sabır ve Sınırlar
Ertesi gün, anacığı küçük Mehmet’i kurulmuş da dışarı bırakılmış oyuncak gibi yürümeyi ilerletsin diye yine bahçeye bırakırmış. Ama dün olanları unutan küçük Mehmet, doğruca o saksıların yanına koşar ve başlarmış yine kumları kazmaya… Yahu dün ellerine vuruldu be çocuk, hiç mi akıllanmadın da yine aynı istikamete, o saksıların yanına vardın? Çocukcağız bir yaşında ayol, hepi topu bu… Ve elbette yine bir gün önceki gibi aynı son…
Bahçıvan Ahmet Amca gelip şikâyet edermiş annesine, “Yahu yine saksıların kumunu kazıyor, yapmasana be çocuk!” diye kükrermiş. Sonrasını biliyorsunuz; hemen o safiyane annesi koşup gelir, bahçıvan amcadan iki büklüm özürler diler, sonra yine minik ellere uyarılar ve derken yine biten bir yürüyüş faaliyeti.
Ay bana bir şeyler oluyor! Yahu ben küçük Mehmet’in başına gelenleri yazarken küplere bindim, arkadaş bir rahat vermediniz şuncacık, el kadar bebeye! Başlayacağım şimdi saksısına da kumuna da… Mübarek bir yaşındaki sabi, sanki büyük iş makinesi kepçesiyle saksının kumunu kazıyor gibi atarlanıyor bahçıvan amca!
Emeğe ve Edebe Saygı
Vallahi size bir şey söyleyeyim mi? O küçük Mehmet’in anası ben olsaydım ve bizim bahçıvan böyle gelip gelip, yıllar sonra kucağıma aldığım minik oğlumun saksıyı kazmasına kızsaydı, bahçıvan amcaya şöyle çıkışırdım: “Yahu Ahmet Bey, Allah’ın her günü şu bahçemizi bize dar ettin. Sen bu bahçeyi bizim için düzenlediğinden dolayı maaş alıyorsun. Allah aşkına bırak oğlum ne yaparsa yapsın şu saksılara; bu kadar dert etme ayol! Saksı bizim, kum bizim değil mi?”
Hani eski komik skeçlerde “Ahmet Bey, dur dur sen; akşam Mehmet’in babası gelsin de sen haritadan yer beğen” replikleri vardı, değil mi? Ama küçük Mehmet’in anası hiçbir zaman, evet evet hiçbir zaman yaşlı bahçıvana ve onun emeğine saygısından, edebinden böyle yapmamış.
Çatışma Yönetimi ve Susabilmek
Sanırım bu kelime, bundan sonraki yazının da kilit kelimesi olsa gerek. Aslına bakarsanız Mehmet’in anası ufak evladını terbiye edebilir, oğlunu kontrol edebilir ama emekliliği gelmiş bahçıvan Ahmet Amca’yı değiştiremez. Adamcağızın bütün işi bu olmuş; bahçeyi düzenlemek… Hayatı bu, dünyası bu. Bizim yapıp ettiklerimiz başkasının canını acıtıyorsa, işini bozuyorsa burada sınır ihlali oluyor demektir. Yani yıllar sonra doğsa bile, bir yaşındaki küçük şehzade Mehmetçik’in, canının her istediğini yapmaması gerektiğini öğrenmesi gerekiyor anasına göre. Dünya bizim prenslerimizin, prenseslerimizin (ay pardon, bizim kendimizin ve evlatlarımızın) etrafında dönmüyor.
Bunları yazarken size sormak aklıma geldi: Hayatınızda bir tartışma sırasında, “Yahu edebimden sustum, inan karşımdakinin kalbini kırmak istemediğim için vazgeçtim tartışmayı uzatmaktan” cümlesini ne sıklıkla söylüyorsunuz? “Sende durumlar nasıl Demet? Senin cevabın ne bu sorulara?” mı dediniz?
Öfkeyi Kontrol Etmek
Hiçbir tartışma ya da çatışmalı durumu bağırarak çözemedim, çözülmüyor muhteremler. Hatta çoğu zaman kendimin çok konuştuğunu düşünüp sonrasında pişman oldum. Kadınlar bazen tartışmalarda biraz fazlaca konuşuyor ve bazen tam da damara basabiliyor, hedefi on ikiden vurabiliyor. Şimdi kadın hakları savunucuları fena dalacak bana ama burada yazdıklarım beni bağlar; yoksa hemcinslerime saygım sonsuz, inşallah onlar benim gibi yapmıyordur.
Sustuğum, daha doğrusu susabildiğim pek çok çatışmalı durumda, olayların seyri biraz daha az gergin ilerledi ve sorunları çözmek, o “susma payımın” büyüklüğüne binaen bir tık daha kolay oldu. Öyle ya, bu kavgaların bir de sonrası var. Ağzıma geleni söyleyip haklı olmak adına bütün her şeyleri ortaya saçtıysam, sonunda kavgayı kazanmış olsam ne yazar? “Yahu ayıp ettin Demet ha! Sana ne Allah aşkına bu kadar her şeyi ortaya dökmekten!” deyip pişmanlık moduna gelsem ne fayda…
Maalesef bazen çok da haklıysam, dedikçe diyesim geliyor. Bir de bakmışsın ki karşıdaki de iyice ortaya çıkan yanlışı karşısında, geçirivermiş önündeki bilgisayarın klavyesini kafasına… “Ay canım, incindi kafası, tüh tüh” diye vazgeçtim daha da demekten. İyi de Demet, bu klavye bugün kendi kafasına geçtiyse, aman ha bir gün de senin kafada patlayabilir!
Son Söz: İyilikle Hatırlanmak
Sonuçta insanların ve bence etrafımızdaki hiç kimsenin böyle bir resmin öznesi olmasına izin vermesek mi? Elbette burada patolojik, kriminal boyutta agresif davranışları tenzih ederek; uç durumların tamamen haricinde, günlük yaşantımızdaki, yolda, çarşıda, evimizdeki, işimizdeki çatışma yönetimi üzerine yazdım bunları.
Acaba biraz daha sessiz, yumuşak, karşımızdakine anlayışlı olabildiğimiz ölçüde, çatışma zemininde bir tık yükselen tansiyonu düşürebilir miyiz? Daha bize yakışır şekilde haller edebilir miyiz demek istedim. Bir kolaylık, bir güzellik olsun bizim için diye; hepsi bu. Hemcinslerim kadınlara çok güveniyorum çatışmalı zeminleri bir sulha erdirmek konusunda. Bizler istersek yapar, hallederiz; elimizin değdiği yerler ve hayatlar akan su gibi olabilir.
Bir son söz olarak da bahçıvan Ahmet Amca’ya mı ne oldu? Hepimizin gideceği son menzile vardı Ahmet Amca, sizlere ömür… Küçük Mehmet’i sorarsanız, onu bilemem ama umarım anacığının şu öğüdüne uyabiliyordur:
“Mehmedim; kimsenin gözündeki yaşın, kalbindeki ızdırabın nedeni olmamak için her zaman gülen yüzünle, centilmen bir insan olursan annen hiç ölmez Mehmedim. Malum, şu fani dünyada oğlum, her yola çıkan, her yeni gün menzile bir adım daha yakın oluyor; unutmayasın oğul…”



