O gün birlikte çalıştığım ekibe, öğrenciler için şunları yapmıştık ve çok verimli sonuçlar almıştık; elimizdeki bu somut kazanımla bir basamak yukarı çıkıp, “Şunu da yapabilir miyiz?” demek üzere vardım.
“Hayırdır Demet, ne iş bu bahsettiklerin?” diye az biraz abes buldular söylediklerimi. O kadar şaşırdım ki! Kafalarında meğerse bana şunları demek varmış: “Yahu Demet, ne gerek var? İlahi Demet!” Oysa ben, “Sahi ya, birileri de bunları yapmak için çabalıyor,” diye düşünürler sanmıştım. Elbette her çaba başarıyla sonuçlanmayabilir ama bana kalırsa, başkaları için bir şey yapmak adına çabalamak bile güzeldir. Yani anlayacağınız, dışarıdan, başkalarından “pozitif onaylanma” duygusuna hiç ihtiyaç yok; öğrencilerin yüzünde bir gülümseme olsun yeter.
Ama içinde bulunduğum o toplantı odasında hiç kimse öyle düşünmüyor; yani “Kim istedi ki senden bu iyiliği yapmanı, arkadaş?” kafasında bir heyet… Eyvahlar olsun! Yeni bir şeyler yapmayı bırak da, üç ay önce biten projeyi niye yaptın ki? kafasında bir ahali. Hiçbir başarı cezasız kalmaz mı?
Yazalım da görelim devamını… Oysa kafamda, elimdeki somut başarıyla sonuçlandırılmış projeyi baz alarak, bir adım yukarı çıkılıp yeni bir şeyler yapılabilir mi diye düşünürken; “Hey, bir dakika, zaten ilk projeyi niye, nasıl yaptın hele? Biz önce gidip o kısmı bir didik didik değerlendirelim…” modundaydı herkes. Ahiret soruları dizi dizi… İşte seçmece sorulardan bir Demet: “Neden yaptın?, niye yaptın?, nasıl yaptın?”, “Bu yeni getirdiğin işi boşver de, aylar önce biten projede çanta, mont gibi özel eşyalarını nereye koydu millet?” Hayda arkadaş! Sorular bilimden çıktı, filme girdi…
Amanın, mübarek mezardaki sual sorgusu gibi, çok terleten sorular bunlar. “Diyelim ki bu şimdi getirdiğin ikinci projeyi yapacaksın, peki ama nerede yapacaksın?” Şey düşündüm de… “Dördüncü katın tuvaletinde yapabiliriz sanırım,” dedim, ortamdaki gerginliği birazcık azaltabilmek için. Toplantı odasındakiler güldü az biraz ama pek hayra alamet olmayabilir bu gülüşler…
İşte şimdi ikinci projeyi nerede yapacaksına geldiysek, en azından ilk projenin yargılamasını bitirip cezamın kesilmesi için bir üst mahkemeye yollandım belki de! Yahu arkadaş! Çok büyük ümitlerle, bir tanesini başarıyla bitirdik; acaba şimdi ikinci bir tane daha proje yapabilir miyiz demek isterken, neredeyse gümbürtüye gidiyordum şuracıkta. Yani bazen hiçbir başarınız cezasız kalmaz, itinayla her başarı taşlanıyor gibi olabilir.
Olmasına da… Yanlış hesap Bağdat’tan döner mi? Döner. Mevla olmazları oldurur mu? Neden olmasın? Hatta olmaması da iyi olabilir. Ne olursa olsun, “Olanda hayır vardır” rahatlığı ne güzel bir rahatlık!
Yıllar önce bir sınav komitesinde olan hocaların kimler olduğunu merakla dinlerken, çok sevdiğim bir hocanın isminin komitede olduğunu duyunca sevinçten havalara uçtuğum anları hatırlıyorum. Ama o hocanın varlığı yüzünden yıllarca geçemediğim bir sınav kâbusum olmuştu. Ama bütün bunların üstünden de bir on küsur yıl geçti be arkadaş. Yani demem o ki; ömür denen bu yolda geriye vites yok. Hayat hep ileriye doğru, tek yönlü bir ok misali gidiyor.
Yahu ben istemiyorum, küstüm, kızdım veya az biraz yoruldum, kaybettim, yenildim, ineceğim desem de, anlamıyor bu hayat arkadaş! Hayatın kimseyi salladığı da yok. “Yarın ben uyanmıyorum işte ya! İşe de gitmiyorum ha!” diye kazan kaldırırsam da, “Kapadım kepenkleri hayata.” desem de, hiç umurunda değilim doludizgin giden yılların. Bir numarayım gelip geçtiğim her işte…
Olmasam da olur mu? Bu ya da öbür proje olmasa da olur mu? Neden olmasın? Mezarlar, “Vazgeçilmezim, yerime yenisi zor bulunur,” diyenlerle dolu. Onların ehli oldukları işlerde ise, başka eller var artık.
Demem o ki; hiçbir başarı cezasız kalmasa da veyahut iyi bir şeyler yaptığımı sandığım işler için, “Yapmasaydın arkadaş, al da başına çal!” misali üstüne fırçayı da bassa hayat, en nihayetinde bir sihirli değnek var elimizde: Yapıp ettiklerimiz ya da çok iyi yapıp edemediklerimiz, sadece iyi niyetle bir şeyleri daha iyiye, güzele doğru oldurabilmek içindi. Başkaca bir niyet gütmedik. O zaman sonucun ne olduğunun bir önemi olmadan yine kazandık demektir. Kayıp dediğin ne ki? Nasipte olsa kayıp olmazdı.




