USD43,16
%0.070
EURO50,40
%0.080
EURO/USD1,17
%0.00
BIST12.254,83
%0.44
Petrol64,30
%0.14
GR. ALTIN6.364,84
%-0.04
BTC3.940.629,37
%0.2812791658383
İstanbul
Ankara
İzmir
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Aksaray
Amasya
Antalya
Ardahan
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bartın
Batman
Bayburt
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Düzce
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkâri
Hatay
Iğdır
Isparta
Kahramanmaraş
Karabük
Karaman
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırıkkale
Kırklareli
Kırşehir
Kilis
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Mardin
Mersin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Osmaniye
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Şırnak
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yalova
Yozgat
Zonguldak
Demet KORUCU
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Askıda Çocukluk Anıları

Askıda Çocukluk Anıları

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

O gün asansörle 11. kattan aşağı inecektik. Gerçekte biz kardeşlerimle asansörsüz bir apartmanda yaşadığımızdan olsa gerek, bu asansöre binme işine “köyden indim şehre” modunda epey yabancıydık ve biraz da korkardık. Mübarek, şimdi de 11. kattaydık ha! Asansörde kucağımda sıkıca tuttuğum dayımların köpeği, dayımın oğlu ve kızı, bir de kız kardeşim vardı…

Amanın, o da ne! İnsanın korktuğu başına gelir ya; asansör, 3. ve 4. kat arasında zınk diye durmasın mı! Başladı kız kardeşim ağlamaya: “Anneeee, anneee kurtar beni anneee…” Öyle böyle bir ağlama değil, susturabilene aşk olsun! Bir de Allah selamet versin, kız kardeşimin bir sesi var; bilmem kaç oktav, ciyak ciyak bağırıyor asansörde. Dayımın kızı deseniz, asansörde kalma “sorunsalı” hiç umurunda bile değil; şarkı mırıldanmaya devam ediyor, hatta hiç kesmedi bile mırıldandığı şarkıyı. Ya dayımın küçük oğluna ne demeli! Asansörde kalmamız ona adeta “tırıs geçmiş” gibi, hiç umurunda değil, zerre korkusu yok. İkide bir kolumu çekiştirerek bana ısrar ediyor: “Abi, abiii köpeği bana versene!” diye. Yahu heyyy millet! Asansörde kaldık farkında mısınız, diye şaşkın bakışlarla bakıyorum dayımın kızına ve oğluna… Ama onlar hiç oralı bile değil hâlâ.

Demek ki neymiş? Aynı zor durumda kalsak da hayatta herkesin kafası ayrıymış. Ve insan bilmediğinden korkarmış. Demek ki dayımgiller epey alışık bu asansörün tepesinin atıp atıp durmasına… Bilinmeyen ya da tanımadığımız şeyler korkuya ve zorluğa neden oluyor herhalde. Hayatımızdaki bazı insanlar da bu asansörler gibi bizi bir ya da birkaç kat üste çıkarıp çıkarıp, sonra birdenbire hızlıca hayat asansörünün giriş ya da bodrum katının tuşuna basabiliyorlar. Ya da onların bir basışıyla, hayat asansörümüz büsbütün yıllarca “mazerette” kalmış gibi takılabiliyor. O yüzden sadece bilinmeyen ya da bize yanlış yapanlar değil suçlu olan; biz bir varıp tanımaya çalıştık mı? Diyelim ki vardık, tanıdık; sonrasında bir kâr-zarar dengesiyle, yani bir ön fizibilite ile değerlendirdik mi kendi sınır güvenliğimizi? Yoksa büsbütün hayatımızın o kısmını, ya da bu kısmının dümenini onların eline mi teslim ettik? “Tedbir bizden, gerisi Allah’tan evvel Allah” derdi dedem. Yunus da ne güzel demiş: “Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım. Çünkü bu dünya kimseye kalmaz…”

İşte bir başka askıda çocukluk anısı daha… Bildiğim bütün çocukluk yıllarım boyunca, annem evdeki bayat ekmekleri, makarna, pilav kırıntılarının bir tanesini bile ziyan etmeden itinayla toplar ve sonra parktaki kuşlara atmaya giderdik hep beraber. Annemin atıldığı işine geri dönmesi veya sanırım böyle gidilip gelinen bir iş bile olsa, yani tekrar bir işi olması için; hem kuşlara ekmek atar hem de kalbimizden güzel dilek ve dualar ederdik. Biliyor musunuz, evde yemediğimiz için kuşlara atılacak diye ayrılan bu kupkuru ekmek parçaları, kuşlara atmaya gittiğimizde her nedense abim ve bana çok tatlı gelirdi. Abimle adeta yarışırdık bu kuşlara vermeye geldiğimiz ekmekleri yemek için… Bir kuşların ağzına, bir bizim ağzımıza derken eğlencemiz olurdu bu kuşlara ekmek atma faaliyeti yıllarca… Sonra fark ettim ki, bizim masada bıraktığımız kırıntılar, tabakta kalan artık pirinç taneleri bu güzel güvercinlerin öğünüymüş…

Sonra eve gelip kocaman bir bardak suyu lıkır lıkır tepeme dikip, “Oh be dünya varmış” dedikten sonra hemen hatırlıyorum güvercinlere su götürmeyi unuttuğumuz o günü… Bir koşu, koşa koşa gittim güvercinlerin yanına su vermeye… Ama o da ne, suyu almayı unutmuşum! Hemen oracıktaki tabelalardan birinde meyhanenin ismi yazıyor, daldım içeri ve sağ olsunlar bir kova su verdiler bana güvercinler için. “Evlat” dediler, “dünden kalan içkiler de ziyan olmasın, koyalım mı su kovasının içine?”

Bir tane daha mı askıda çocukluk anısı patlat dediniz? 11 yaşında bir kız çocuğu iken, Pewii diye bir sınıf arkadaşım vardı. Annem hem Pewii’yi çok sever, hem de arkadaşlığa çok değer verirdi hep. O yıllarda evde bir tane cep telefonu vardı bizde. O yüzden bazen Pewii bana mesaj attığında ve annem okuduğunda –eh malum bazen çoklukla annemin yanında değilim– annem de arkadaşlığımız kopmasın diye Pewii’ye benim ağzımdan cevap yazarmış. Hatta üstelik annem çarşıda pazarda gittiği yerlerde Pewii’lerin memleketine ait bir şey gördü mü benim yerime Pewii’ye fotoğrafını çeker atarmış… Yıllar yıllar sonra Pewii ile süren arkadaşlığımıza annemin köprü oluşu ne komik değil mi!

Ha bir de küçük bir kız çocuğuyken anneanneme gördüğüm rüyayı anlatıyorum. “Anneanne” diyorum, “babamı rüyamda Joker olarak gördüm.” Nineciğim de masum masum soruyor: “Kuzum kuzum, baban ata mı biniyordu ha rüyanda?” “Yok yok anneanne, hani şu filmde oynayan, korkunç Joker karakteri var ya, ona dönmüş babamın yüzü” diye diye gülüyorum… Ama ninem bihaber Joker’den…

İşte bir tane askıda çocukluk anısı daha: Evin kapısında bisiklet sürerken pahalı bir araba gelip çarptı bisikletime ya da ben gidip tosladım arabaya yanlışlıkla deli deli. Ama baktım ki araba pahalı ve bisiklet haşat, annem babamın bütün parası biter bu adamın arabayı tamiri için. “Ayvayı yedim bittim şimdi” diye düşündüğümden, tabanları yağlamıştım hızla olay mahallinden… Kaçanın anası ağlamazmış ama kaçınca sadece ödenmesi gereken hesaba faiz işliyormuş meğerse; bunu çok geç anlayacaktım sonradan.

Bir başka askıda çocukluk anısı ise çok komik: 6 ya da bilemedin 7 yaşlarında bir kız çocuğu iken, yazları kasabadaki anneannemin dedemin evine giderdik. Ninenin karşı komşusuna gitmeyi çok severdim çünkü inekleri, tavukları ve her zaman evlerinde bir-iki küçük, çok şirin çocukları vardı. Bir gün yine gittim koşa koşa evlerine. Bir bidicik küçük kız çocuğu vardı o gün evde ve saçımı öyle bir çekti ki, içime oturdu acısı ve koşa koşa ağlayarak anneanneme gittim. Anneannem öyle üzüldü, öyle üzüldü ki… Sonraki bir gün bir punduna getirip saçını çekmiş bu küçük kızın, ya anneannecim ya!

Sonrasında hayatta çok saçım başım ya da ceketim, eteğim çekildi, çekiştirildi ama sen yoktun anneannecim. Ama senin öğretin vardı: Beni üzen, ağlatan şeylerden uzak durmaya çalışmak (ki her zaman mümkün olmuyor ama olabildiği kadar işte) ve bir kez hayatımıza sınır ihlali yapanların, şartlar oluştuğunda yine bir kez ve bir kez daha yapabileceğini öngörebilmek…

Bütün bu askıda çocukluk anılarını benimle paylaşanlara selam olsun, iyi ki vardınız. Ergenliğin edepsizlik olmadığını bizlere gösteren geleceğimiz siz gençlerimize çok güveniyorum; onlar benden ya da bizden daha yeni model beyinler. Lütfen hayatımızda bizimle aynı düşünmeyenlerle çatışma yerine, çatışmayı nasıl sakin sulara, limanlara çekebiliriz diye bir şeyler yapıp edelim.

Efendim, gelecek hafta çatışma yönetimini yazalım öyleyse, nasipte varsa…

Askıda Çocukluk Anıları
+ -