USD45,04
%0.19
EURO52,85
%0.28
EURO/USD1,17
%0.31
BIST14.409,07
%0.51
Petrol105,90
%0.79
GR. ALTIN6.815,04
%0.53
BTC3.513.912,94
%0.94
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Lefkoşa
Gazimağusa
Girne
Güzelyurt
İskele
Pristina
Demet KORUCU
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Mutluluk neydi?

Mutluluk neydi?

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

O gün komşum ve biricik kızcağızı ile beraber bir arkadaşa hasta ziyaretine gittik. Komşumun kızı, uzun yıllardır neredeyse pek çok havalı giysimin sponsoru… Var ya, bir “alo” dememe bile gerek kalmadan, vitrinlerdeki son model kıyafetler periyodik aralıklarla bizim evde. Yani o biçim fiyakalıyım anlayacağınız… “Yahu Demet, sendeki şansa bak ha!” derseniz; eh malum, gençler çabuk büyüyor. Annesinin bir tanecik kızcağızı, bir sürü alınan giysiyi ya bir ya da iki kez giymiş ya da hiç giymemiş oluyor; getirip bana veriyor Kıyafetlerim öyle böyle değil hani, of anam of! O biçim defileden fırlamış gibiyim her zaman… Böyle süslü püslü, elimizde hediyeler, şekerler… vardık, gittik geçmiş olsuna… Fakat belirtmekte fayda var; bizim ziyarete gittiğimiz ev ile yaşadığımız ev, çok ama çok farklı. Biz geleneksel sayılabilecek stilde, anam babam usulü, müstakil evde yaşadığımızdan; vallahi ne yalan söyleyeyim, bu tip son teknoloji harikası akıllı apartmanları bilmiyorduk. Hasta ziyaretine gittiğimiz apartmandan içeri girdiğimizde, aman Allah’ım o da ne! Tabiri caizse apartmanın girişinde bir botanik bahçesi var. Yok yok mübarek… Vay anasına be! Çok lüks otel resepsiyonu gibi; apartman girişinde her yer ayna ve klasik müzik eşlik ediyor size. İnanın bir yaşımıza daha girdik. Sonra malumunuz, asansörü bulduk… Bulduk bulmasına ama bu sefer de, bu uzaylı asansör ile 11. kata nasıl çıkacağımızı anlamak matematikte integral çözmekten daha zor! “Yahu Demet, Allah aşkına o kadar mı salaksınız kızım siz?” derseniz; vallahi bizde asansör yok, tabana kuvvet misali, Hele asansörün böylesini hiç görmedik.

Asansörün başında hararetle yukarı çıkma sorunsalını çözmeye çalışırken, bir yandan da kendi “köyden indim şehire” hâlimize gözlerimizden yaş gelene kadar gülüyoruz… Tam da bu sırada, ansızın ciddi bir yüz ifadesiyle apartman görevlisi beliriverdi yanı başımızda. Bize “Allah’ın delileri işte!” edasıyla bir bakış patlattı ve asansör sorunsalına bir el attı da! çıkabildik arkadaşın evine Arkadaşımız, düşündüğümüzden daha kötüydü, sandığımızdan çok daha zayıftı ve çok daha halsiz… Aslında gelirken yanımızda onun için çok güzel hediyeler almıştık. Aklımda kalan en belirgin hediye, almak için saatlerce gezdiğimiz, “Ayol hangi beden daha iyi?, ayol hangi renk daha güzel?” diye üzerine bir ton konuştuğumuz kadife eşofman takımıydı herhalde… Ama sanırım arkadaşımızın ne kadife eşofmanı ne de getirdiğimiz hiçbir hediyeyi görecek hâli yoktu.

Etrafında koşturan 1–2 yaş aralığındaki küçük çocukları bile, kadıncağızın yüzünde bir nebze olsun gülümseme oluşturmuyordu. Kısa bir hâl hatır sorma faslından sonra arkadaşımız dedi ki:

“Benim bütün günüm bu koltuktan, şu koltuğa geçebilmek için çabalamakla tükeniyor. Eğer düşmeden, buradan şuraya oturmayı başarabilirsem kendimi o gün, çok ama çok mutlu sayıyorum.” Donduk kaldık. Mutluluk neydi?

Mutluluk; “Ah keşke şu yedi yıldır bitmeyen doktorayı bitirebilseydim” ya da “Şu sevdiğim kahverengi elbisenin altına, o cafcaflı ayakkabıyı alabilseydim” ya da “Annemlere yılbaşında ziyarete gidebilseydim” diye hayal ettiğim şeylerdi… Oysa bu evde mutluluk neydi?

Orada, O gün bize ikram edilen, o çok sevdiğim, çayı mı beni içti, ben mi çayı içtim; ağzım zehir olmuştu adeta arkadaşımın hâlinden…

Malum, hasta ziyaretinin kısası makbuldür. Vedalaştık. Yine asansörün önüne geldik, aşağı inmek için. Fakat bu sefer de arkadaşımızın hâlini gördükten sonra delice hüngür hüngür ağlıyoruz. Hangi birine yanalım? Gencecik yaştaki arkadaşımıza mı?, yoksa küçücük peş peşe üç çocuğuna mı?

Varın siz tahmin edin hâlimizi… Kırıldı kanadımız kolumuz. Asansörde nasıl aşağı ineceğimizi bilemeyecek kadar kötü olduk. Nasıl delice ağlıyoruz, anlatamam… Eh yine hatırı sayılır bir süre uğraştık asansörle, sonra inebildik aşağı. Yalnız şimdi apartman girişindeki ne botanik bahçeyi görecek gözümüz vardı, ne klasik müziği duyacak halimiz, ne de süslü aynalara bakacak yanımız… Yine apartman görevlisiyle göz göze geldik. Adam yüzümüze şaşkın şaşkın baktı. “Mübarekler, Tövbe tövbe! Yukarı çıkarken asansörü beceremedik diye gülmekten ağlıyordunuz, şimdi aşağı inince niye ağlıyorsunuz ha!” modundaydı… O gün anladım ki, mutluluk, düşmeden bir koltuktan diğerine geçebilmekmiş. Ve sağlıklıca o koltukta oturabiliyormuşsun ya…

Meğer en büyük zenginlik oymuş.

Mutluluk neydi?