Bir Cinayet, İki Ölüm
Turan Dursun’un eşi Naima Dursun, şizofreni hastasıydı.
Turan Dursun, hayatı boyunca ona baktı.
“Neredeyse bir psikiyatrist kadar bilgilendim,” derdi.
Eşini hiç yalnız bırakmadı.
Bir yazısında şöyle anlatmıştı:
“Hiç kimsenin karısının olmadığı kadar karım bana, ben ona âşık yaşadık.”
Komşular şaşardı.
Çünkü alışılmış değildi:
Hasta bir kadına bu kadar sevgiyle, sabırla sahip çıkan bir adam.
Naima Dursun bazen şöyle derdi:
“Sen dinsizsin ama bana baktın, hayata bağladın. Allah seni cehenneme yollamaz.”
Sorgulayan Bir Akıl
Turan Dursun, özellikle İslam üzerine eleştirel yazılar yazdı.
Tartışılsın, düşünülsün isterdi.
Ama şeriatçı zihniyet düşünmez.
Onlara göre tartışmak şirk, sorgulamak ihanetti.
Biat esastı.
Ve bir gün parmaklar ona çevrildi:
“Katli vaciptir.”

4 Eylül 1990
4 Eylül 1990, Koşuyolu – İstanbul.
Turan Dursun, evinin önünde vuruldu.
Cesedi saatlerce kaldırımda kaldı.
Ambulans bile çok görüldü;
arkası açık bir kamyonla morga taşındı.
Bir süre konuşuldu.
Sonra unutuldu.
Herkes unuttu…
Naima Dursun hariç.
Geride Kalanın Ölümü
Naima Dursun,
bir böceğe bile kıyamayan kocasının neden öldürüldüğünü anlayamadı.
Yalnız kaldı.
Hastalığı ilerledi.
İçine kapandı.
Her gün Allah’a dua etti:
“Canımı al.”
Ve 20 yıl sonra,
çektiği acıya daha fazla dayanamayarak intihar etti.
Bir insan vurulduğunda,
sadece kendisi ölmez.
Onu sevenler de o kurşunlarla ölür.

Din, Cinayet ve Vicdan
Din adına cinayet işleyenler,
acaba kendi vicdanlarıyla hiç konuşur mu?
“Allah’ım, sen razı ol diye bir kulunu öldürdük,”
derler mi?
Allah eleştirel aklı verip sonra susturulmasını mı ister?
Sorgulayanı şeytanla,
öldüreni cennetle mi ödüllendirir?
Hiç sanmam.
Ama bilenle düşünen aynı şey değildir.
Düşünemeyen, sadece biat eder.
Naima’ya Bile Görülmeyen Merhamet
Naima Dursun namaz kılmak istediğinde,
önüne seccade açan o adamın öldürülmesini,
hangi Tanrı görmezden gelir?
Bu işler ucuz işlerdir.
Yüzeyde din,
derinde iktidar, korku ve para vardır.

Bir Not Daha
Turan Dursun,
dinleri, mitolojileri, kutsal metinleri inceledi.
Sümer Tufanı’nın, Tevrat ve Kur’an’daki izlerini gördü.
M.Ö. 3000’lere uzanan hikâyelerin kutsallık zırhını sorguladı.
Ve bunun bedelini canıyla ödedi.
Son Söz
Bir insanı öldürmek kolaydır.
Ama bir toplumu vicdansızlığa alıştırmak,
çok daha tehlikelidir.
Saygıyla anıyorum.










