USD42,34
%0.200
EURO49,17
%0.050
EURO/USD1,16
%0.05
BIST10.898,70
%-0.43
Petrol62,38
%-0.78
GR. ALTIN5.547,49
%-0.07
BTC3.873.976,81
%0.51
Gülçin Demircan

Z Kuşağı

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Genç Yıldız Adayları Neden Direnmiyor? Z Kuşağı Sporcuları Konfor Alanından Neden Çıkmıyor?

Spor dünyasının kulislerinde, soyunma odalarında ve antrenör ofislerinde son yıllarda en sık duyulan cümle şudur: “Bu çocuklar zorluğa gelemiyor. Biraz baskı görünce bırakıyorlar.” X ve Y kuşakları için spor, “acı yoksa kazanç yok” (no pain, no gain) mottosuyla özdeşleşmişken, 2000 sonrası doğan Z Kuşağı sporcuları için bu denklem artık o kadar basit değil. Peki, Z Kuşağı gerçekten konfor alanından çıkmaktan korkuyor mu, yoksa “konfor” ve “başarı” tanımları mı değişti? İşte bu direncin arkasındaki temel nedenler.

1. “Vitrin” Korkusu ve Mükemmeliyetçilik Tuzağı

Z Kuşağı, hayatının her anının kaydedildiği ve yayınlandığı ilk nesildir. Eski nesil sporcular antrenmanda hata yaptıklarında bu sadece o an sahada olanlar arasında kalırdı. Bugün ise bir genç sporcunun başarısız bir hareketi, saniyeler içinde sosyal medyada viral olabilir ve bir “meme” (eğlence) malzemesine dönüşebilir. Bu sürekli gözetlenme hali, “hata yapma lüksünün olmaması” hissini yaratır. Konfor alanından çıkmak risk almaktır ve risk almak hata yapmayı gerektirir. Sosyal medyada linç edilme veya dalga geçilme korkusu, genç sporcuları bildikleri, güvenli ve “hata yapmayacakları” alanlarda kalmaya itiyor. Onlar için konfor alanı, dijital bir kalkan görevi görüyor.

2. Dopamin Bağımlılığı ve “Hemen Şimdi” Kültürü

Teknoloji ile büyüyen bu nesil, isteklerine tek tıkla ulaşmaya alışkındır. Yemek, film, bilgi veya oyun; her şey anında ellerinin altındadır. Ancak spor, doğası gereği “gecikmeli tatmin” (delayed gratification) üzerine kuruludur. Bugün koştuğunuzun karşılığını belki 6 ay, belki 3 yıl sonra alırsınız. Hızlı dopamin salgısına alışmış bir beyin için, aylarca süren monoton antrenman süreçleri “sıkıcı” ve “anlamsız” gelebilir. Sonucu hemen göremedikleri bir süreçte acı çekmek (konfor alanından çıkmak), onlara mantıksız bir yatırım gibi görünmektedir. Sabır eşikleri, önceki nesillere göre biyolojik ve çevresel olarak daha düşüktür.

3. Mental Sağlık Farkındalığı mı, Kırılganlık mı?

Z Kuşağı, mental sağlık konusunda tarihin en bilinçli neslidir. Simone Biles veya Naomi Osaka gibi elit sporcuların “iyi hissetmediği için” yarıştan çekilmesi, bu nesil için bir kahramanlık göstergesidir. Ancak burada ince bir çizgi vardır: Zorlukla mücadele etmek (resilience) ile toksik bir ortama hayır demek arasındaki fark bazen bulanıklaşmaktadır. Eski nesil antrenörlerin “karakter inşası” olarak gördüğü zorlu süreçleri, Z Kuşağı “toksik baskı” veya “mobbing” olarak etiketleyebilir. Kendini koruma içgüdüsü o kadar güçlüdür ki, gelişim için gerekli olan “yapıcı stresi” bile reddedip konfor alanına (güvenli alana) geri kaçabilirler.

4. Alternatiflerin Bolluğu ve “B Planı” Rahatlığı

Eskiden spor, birçok genç için tek “kurtuluş” yoluydu. Başarılı olmak zorundaydılar çünkü B planları yoktu. Bu “mecburiyet,” konfor alanını parçalayan en büyük motivasyondu. Bugün ise bir genç, sporcu olamazsa gamer olabilir, influencer olabilir veya dijital dünyada bambaşka kariyerler çizebilir. Seçeneklerin bolluğu, spordaki o “ya hep ya hiç” tutkusunu törpülemektedir. “Neden bu kadar acı çekeyim ki? Başka yollar da var” düşüncesi, zorluk anında pes etmeyi kolaylaştırır.

5. Ebeveyn Faktörü: “Kar Küreyici” Ebeveynler

Helikopter ebeveynlikten öte, artık “kar küreyici” (snowplow) ebeveynler var. Çocuklarının önündeki tüm engelleri onlar daha karşılaşmadan temizleyen ebeveynler… Antrenörüyle sorunu ebeveyni çözen, malzemesini ebeveyni taşıyan, takvimi ebeveyni tarafından yönetilen bir sporcu; kendi başına problem çözme yeteneğini geliştiremez. Konfor alanı aslında sporcunun değil, ebeveynin yarattığı suni bir fanustur. Bu fanustan çıkmak, çocuk için korkutucu bir bilinmezliktir.

Ne Yapmalı?

Z Kuşağı sporcularını “tembel” olarak yaftalamak en kolayıdır, ancak bu çözüm getirmez. Onlar tembel değil, sadece “Neden?” sorusunun cevabını bilmek istiyorlar. Eski nesil “Koş dediğim için koş” emrine itaat ederdi. Bu nesil ise “Bunu koşmamın benim gelişimime katkısı ne olacak?” diye soruyor. Onları konfor alanından çıkarmak istiyorsanız; otoriteyle değil, ikna ve iş birliği ile yaklaşmalısınız. Sporda başarı hala ter, tekrar ve acı gerektiriyor. Ancak bu yeni sporculara o acının “anlamlı” olduğunu kanıtlamak, artık antrenörlerin ve sistemin yeni görevi.

‘Ben Süper Lig Oyuncusuyum’ Egosu ve Çamurlu Saha Korkusu

Genç oyuncu, kiralık gittiği alt lig kulübünü genellikle bir “sürgün” yeri olarak görür. Bu, gelişim için bir fırsat değil, bir statü kaybıdır. Oysa futbol tarihinde sayısız yıldız, kariyerinin bir noktasında tecrübe kazanmak için alt liglerde dövüşmek zorunda kalmıştır.

Bizim gençlerimizde gözlemlenen, çamurlu saha korkusu veya “ben Süper Lig oyuncusuyum” egosudur. Alt lig maçlarının sertliği, baskısı ve fiziksel mücadelesi onları ürkütür. Oysa bir futbolcunun karakteri, lüks tesislerde değil, zorluklar karşısında gösterdiği direnişte pişer. Alt liglerde oynamayı ‘küçüklük’ olarak gören bu zihniyet, gelişim kapılarını kendi elleriyle kapatmaktadır.

Sosyal Medya ve “Görünür” Kalma Yanılgısı

Z kuşağı sporcuları için görünürlük, artık sadece saha içinde iyi oynamakla sınırlı değil. Popülerlik, sosyal medya takipçisi, lüks hayat fotoğrafları üzerinden de ölçülüyor. Bu durum, oyuncunun odağını dağıtan en büyük faktördür.

Bir genç, antrenman sonrası ekstra çalışma yapmak yerine, sosyal medya hesabındaki yorumları okumakla, kendine gelen mesajlara yanıt vermekle veya yeni içerik üretmekle vakit harcıyorsa, gelişimi kaçınılmaz olarak sekteye uğrar. Disiplin ve fedakârlık, sessiz sedasız yapılan ekstra çalışmalarla elde edilir; oysa bu yeni nesil, anlık tatmin ve sürekli onaylanma peşindedir.

Kulüplerin sistem kuramaması büyük bir problemdir, ancak genç oyuncunun elindeki sınırsız kaynak ve imkanlara rağmen gösterdiği düşük iç motivasyon da en az o kadar büyük bir problemdir.

Kim Fedakarlık Yapacak?

Kendi kariyer sorumluluğunu ihmal eden genç oyuncuyu eleştirmek de bir o kadar elzemdir.

Futbol, fedakarlık gerektirir. Konfor alanı, yeteneğin mezarlığıdır. Eğer genç yeteneklerimiz, kendilerine sunulan bu rahat “memuriyet” hayatını terk edip, gelişim için riske girmeye, çamurlu sahalarda mücadele etmeye gönüllü olmazsa; ne kulüplerin değişmesi ne de en iyi altyapı sistemlerinin kurulması bir işe yarayacaktır.

Şimdi top gençlerde: Siz, o guaranteed maaş için mi oynuyorsunuz, yoksa adınızı tarihe yazdırmak için mi? Bu sorunun cevabı, Türk futbolunun geleceğini belirleyecektir. Sizce kim daha suçlu: Sistemi kuramayan kulüpler mi, yoksa konfor alanını bırakmayan gençler mi? Yorumlarınızı bekliyorum.

Z Kuşağı
Yorum Yap
KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.