Türkiye Bile Bile Yandı: Arizona Kampının Arkasındaki İhmal Zinciri
A Milli Futbol Takımımızın dünya sahnesindeki mücadelesi sürerken, perde arkasından gelen haberler futbol kamuoyunda derin bir hayal kırıklığı ve öfke yarattı. Turnuva öncesinde milli takımın adeta bir fırını andıran Arizona çöllerinde kampa girmesi, başlangıçta “FIFA’nın zorunlu bir dayatması” olarak topluma lanse edilmişti. Ancak madalyonun arka yüzü açığa çıktığında, bu kararın aslında kaçınılmaz bir zorunluluk değil, Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) vizyonsuzluğu ve yönetimsel bir boşvermişliği olduğu anlaşıldı. Ay-yıldızlı sporcularımızın kavurucu sıcaklar altında fiziksel olarak yıpranmasına göz yuman yetkililerin, ellerindeki kurumsal hakları bile kullanmaktan aciz olduğu gerçeği, futbol tarihimize büyük bir ihmal belgesi olarak geçecek cinsten.2026 FIFA Dünya Kupası’na play-off aşamasından katılan D Grubu’ndaki A Milli Takımımız için Mesa kentindeki Arizona Athletic Grounds’un tahsis edildiği doğruydu. Fakat bu süreç, federasyon yetkililerinin iddia ettiği gibi mutlak bir emir niteliği taşımıyordu. FIFA, turnuva takvimine sonradan dahil olan ülkelere lojistik bir alternatif olarak bu merkezi önermişti; ancak kurallar, federasyonlara bu koşulları reddetme veya daha elverişli bir kamp merkezi talep etme hakkını açıkça tanıyordu. TFF yönetimi, insan fizyolojisinin sınırlarını zorlayan, adeta çöl sıcağının göbeğinde yer alan bu tesise hiçbir resmi itirazda bulunmadı. Değiştirme hakkını kullanmak yerine sessiz kalmayı tercih eden yetkililer, takımımızın hazırlık dönemini daha başlamadan sabote etmiş oldu.
Dünya futbolunun devleri ise bu süreçte profesyonelliğin ve sporcu sağlığına verilen değerin dersini verdi. Almanya, Fransa, Avusturya, Japonya, Portekiz ve İspanya gibi küresel güçler, benzer idari süreçlerden geçmelerine rağmen kendi sporcularının performansını maksimumda tutacak, iklimsel olarak en ideal koşulları sunan kamp merkezlerini seçtiler. Bu ülkeler, federasyonlarının ağırlığını ve diplomatik reflekslerini kullanarak FIFA ile masaya oturdu ve takımları için en doğru kararları hayata geçirdi. Bizim çocuklarımız çöl sıcağında nefes almakta zorlanırken, rakiplerimizin bilimsel metotlara uygun ortamlarda şampiyonaya hazırlanması, Türk futbol yönetimi ile dünya standartları arasındaki o devasa vizyon farkını bir kez daha gözler önüne serdi.
Sonuç olarak, “Bile bile lades” denilen bu süreç, A Milli Takımımızın turnuva performansını doğrudan etkileyen en büyük faktörlerden biri haline geldi. Kurumsal ihmalkarlığın faturası, sahada terinin son damlasına kadar savaşan futbolcularımıza kesildi. TFF yetkililerinin bu pasif tutumu, Türk futbolunun uluslararası arenadaki lobisinin ve yönetim kabiliyetinin ne kadar zayıfladığını açıkça gösteriyor. Gelecekte benzer felaketlerin yaşanmaması için, sadece saha içindeki taktiklerin değil, federasyon koridorlarındaki zihniyetin de köklü bir değişime uğraması şart görünüyor.











