USD46,47
%0.04
EURO53,16
%-0.28
EURO/USD1,14
%-0.31
BIST14.724,55
%-0.07
Petrol77,53
%-3.15
GR. ALTIN6.260,67
%0.89
BTC0,000000
%0
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Lefkoşa
Gazimağusa
Girne
Güzelyurt
İskele
Pristina
  1. Haberler
  2. Genel
  3. MLSPB Davası: Ayrılan Dosya, Kesilen İdam

MLSPB Davası: Ayrılan Dosya, Kesilen İdam

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

 Sıra Neferleri: Bir Darağacı, İki Ateş Parçası

Zamanın hoyrat çarkları arasında, tarihin göğsüne kırık birer mızrak gibi saplanan üç fidan; Kadir, Ahmet ve Hakkı Kolgu… Onlar, sönmek bilmeyen bir yangının ortasında, kelimelerden ve ideallerden örülü bir ömrü paylaşan üç devrimci arkadaştı. Kadir, 1958’in puslu bir İstanbul sabahında, martı çığlıkları ve dalga sesleriyle hayata gözlerini açmıştı. Ahmet ise bir yıl sonra, 1959’da, Karadeniz’in hırçın dalgalarının dövdüğü Trabzon Akçaabat’ın yeşiline doğmuştu. Doğdukları topraklar, soludukları iklimler farklı olsa da kader, onların yollarını gençliğin o en delişmen, en saf başkaldırısı olan öğrenci eylemlerinin tam ortasında kesiştirdi.

Üçü de bahar dalları gibi hayat dolu, adımları toprağı incitmeyecek kadar dost canlısı delikanlılardı. Göğüs kafeslerinin altında çarpan gencecik yürekleri, sınırları ve sınıfları aşan koskoca bir insan sevgisiyle harlanırdı. Henüz çocukluktan yeni sıyrıldıkları liseli yıllarda, ilk gençliğin o rüzgârlı ve korunaklı limanından çıkarken sarmıştı ruhlarını özgürlük ateşi. İçlerindeki o saf uçurum, adanmış bir devrim sevdasıyla dolmuştu. Dünyanın adaletsizliğine karşı birer çığlık gibi yükselen bu üç yürek, karanlığın ortasında parıldayan birer ateş böceği misali, hayatı ve ölümü aynı inancın potasında eritiyordu. Henüz farkında değillerdi ama adımları, onları ölümsüz bir nehir gibi tarihin derinliklerine doğru taşıyordu.

 Kadir, Ahmet ve Hakkı Kolgu… Üç devrimci arkadaştı onlar. Kadir 1958 yılında İstanbul’da, Ahmet 1959 yılında Trabzon Akçaabat’ta doğmuştu; yolları öğrenci eylemleri içinde kesişti.

Üçü de hayat dolu, dost canlısı delikanlılardı. İnsan sevgisi ile doluydu gencecik yürekleri. Daha liseli yıllarda, ilk gençlik yaşlarında sarmıştı onları özgürlük ateşi ve devrim sevdası.

onlar, kurtuluşun kapısına varmayı,

ferdin cesur hamlelerinden uman

iki saf ve namuslu çocuktu!

devrimin sıra neferiydi onlar,

devrimin namuslu neferi.”

Nazım Hikmet

Mahir Çayan’nın görüşlerine ve mücadelesine saygı duyuyorlardı. Gençtiler, sevdalarına tutkundular. Yiğit ve cesurdular, devrime adandılar. Dostlarına sevimli ve yumuşak, düşmanlarına kinli ve heybetliydiler. Silahlı propagandayı temel alan bir örgütlenme içinde yer aldılar.

Gün geldi; CIA ajanı oldukları kanısına vardıkları Amerikalı subaylara karşı planlanan eylem için görev aldılar. Nisan günlerinden biriydi. “Gün o gün” dediler. Ne eylem kararını sorguladılar, ne de korktular. Gözlerini kırpmadan, inandıkları dava uğruna yüreklerini ortaya koydular. Nisan’ın 16. gününü seçtiler eylemleri için.

Ahmet ve Hakkı, Vefa Lisesinden okul arkadaşıydı. Şimdi aynı eylemde yer alan iki yoldaşı, eylem yerine motosikletle Kadir götürdü. Kadir motoru ile arka sokakta beklerken, Ahmet ve Hakkı eylemi gerçekleştirdi. Amerikalı subay Sam Novello ve Şoför Ali Sabri Baytar olay yerinde ölmüştü.

Silah seslerini duyan Kadir motorunu çalıştırdı ve arkadaşlarını alarak hızla olay yerinden uzaklaştı. Buraya kadar planladıkları gibi gerçekleşen eylem, bu aşamada aksamıştı. Motorları ve silahlarını almak için onları beklemesi gereken kamyon yerinde yoktu. İstanbul’un Beşiktaş, Zincirlikuyu ve Bebek semtlerinde süren polis kovalamacası sırasında, önce Hakkı, sonra da Kadir vuruldu. Ve kanlar içinde yakalandılar.

Sözde Yargı, Gözde Savcı ve Sessiz Duruş

Hakkı hastanede veda etti arkadaşlarına. Ölüm döşeğinde yandı bedeni, özgürlük ateşi ile…

Kadir ve Ahmet için sonucu belli yargılama süreci hemen başlatıldı. Bu iki güzel çocuğun ipini çekmek isteyen bir savcı vardı: Faik Tarımcıoğlu. Kendine, Kadir ve Ahmet’in içinde bulunduğu örgütlenmeyi çökertmek gibi bir misyon biçmişti.

Acele bir iddianame hazırladı. İddianame eyleme katılanların pozisyonundan hiç söz etmiyordu. Öldürülen Amerikalıların kim olduğu ve görevleri tam olarak açıklanmıyordu. “Salıpazarı’nda müfreze görevlileri” deniyordu ama Salıpazarı’ndaki bu müfreze neyin müfrezesiydi, belli değildi.

Halbuki Kadir’in pozisyonu biliniyordu; Kadir gözcüydü, silah kullanmamıştı. Ve hukukta suçun bireyselliği diye bir kavram vardı. Bunlar hiç dikkate alınmıyordu.

Karar belli olur: İdam!

Ama Kadir ve Ahmet boyun eğmez, nedamet getirmez. Karar günü, Filistin halkıyla dayanışma günüdür. Hâkimlerin, yani egemenlerin yüzüne karşı Filistin halkının özgürlük savaşına desteklerini haykırırlar!

Kadir ve Ahmet tüm yargılama sürecinde olduğu gibi serinkanlı ve dik duruşlarını korudular. Duruşmada bulunanların bekledğinin aksine, seslerini yükseltmediler. Sustular! Bıyık altından tebessüm ettiler! Ve dönüp gittiler!

Sessizliğin sesinin bu denli gücü görülmemiştir!

Biletler Kesildi, Tren Kalkıyor

25 Haziran 1981. Vietnam kasabı Commer başkanlığında, üst düzey bir ABD heyeti Türkiye’dedir. Kurbanlarını almaya gelmiş gibidirler. Hüküm acele onaylandı. Biletler kesilmişti. Karar acele Selimiye Kışlasına iletildi.

Aileler çağrıldı. Kısa bir süre görüşmelerine izin verildi. Ancak avukatları ile görüşmelerine engel olmaya çalışıyorlardı.

Oysa MLSP/B toplu davası üç yüz kişiyi aşan sanıkla hem de Metris Askeri Kışlası’nda devam etmekteydi. Acil olarak Kadir Tandoğan ve Ahmet Saner’in dosyası ayrılarak asılması ve Amerikan Emperyalizmine hediye edilecekti(!)

Önce Ahmet geldi avukatlarla görüşmeye. “Yani tren kalkıyor mu? Bilet kesildi mi?” diye sordu avukatlarına. Avukat Nebi Barlas yıkılmış durumdaydı. Ahmet, “Nebi abi niye bu kadar üzülüyorsun? Lütfen Nebi abi bırak üzülmeyi, arkadaşlara söyleyin, biz trene biniyoruz, onlar treni kaçırmasınlar,” diyerek onu teselli etmeye çalışıyordu.

Daha sonra Kadir geldi avukatları ile görüşmeye. Kadir de aynı Ahmet gibi, arkadaşlarına selam söylemelerini, üzgün olmadıklarını, başlarının devamlı dik olduğunu söyledi.

Paşakapısı: Bir Darağacı, İki Ateş Parçası

25 Haziran 1981… Gece yarısından sonra alındılar hücrelerinden. Darağacı Paşakapısı Cezaevi’nde kurulmuştu. Cezaevinin bahçesi ışıklandırılmıştı. Çatılmış üç direğin ortasında bir ilmek sallanıyordu. İlmeğin altında bir masa, masanın üstünde de tahta bir sandalye vardı. Sahne hazır, misafirler bekleniyordu.

O gece Kadıköy’de hava hiç olmadığı kadar kasvetliydi. En ücra sokaklara kadar polis ve asker yığınağı yapılmış, barikatlar kurulmuştu. Zulmün kasveti, zalimlerin korkusu sinmişti tüm Kadıköy sokaklarına.

Sessizliği bir anons bozdu: “Misafirler Geliyor!”

Bir koşuşturmadır başladı. Misafirler içeri alındı. Burası onların son mekânıydı. Sanki zebanilerin uğurlama törenini, ölüm dansını andırıyordu bu koşuşturmaları. Misafirlerin uğurlayıcıları hiç alışık olmadık bir şekilde kalabalıktı. Askerler Albay rütbesinden itibaren, polisler de Emniyet Amiri rütbesinden itibaren sıralanmışlardı.

Hâkim hükmü, savcı infaz gerekçesini okudu. Avukatlar infaza itiraz etti; çünkü iade-i mahkeme başvuruları sonuçlanmamıştı. Yani yargılama süreci tamamen bitmemişti. Savcı bu en temel hukuk kuralını dinlemedi. Avukatlar müvekkilleri ile son bir görüşme yapmak istediklerini söyledi, savcı kabul etmedi.

Bu arada Kadir, daha önceden anlaştıkları gibi “dini vecibeler” için avukatı ile görüşmek istediğini söyledi. Avukatı A. Rıza Dizdar’ın imam ile birlikte Kadir’in yanına gitmesi kabul edildi. Kadir’in hücresinin önüne geldiler. Çevreleri kuşatılmıştı, konuşmalarına müsaade etmediler. Avukat imama okuması gereken duayı gösterdi ve Türkçesini de okumasını istedi.

İmam okudu:

“Sizi ebediyete gönderenler zannetmesinler ki ebedî kalacaklar.”

Kadir gülümsedi: “Hoşçakalın, tüm dost ve arkadaşlara selamlar,” dedi. Savcı uyanmıştı; Ahmet’in de “dini telkin” için avukatı ile görüşme isteğini kabul etmedi.

Demir kapı açıldı. Misafirleri uğurlama anı gelmişti.

Önce Ahmet yöneldi darağacına. Gözleri göklerde, ağzında gerilla marşı, gönlünde sevdası vardı. Susturmak istediler. Ağzını kapatmaya çalışan askeri kafa atarak engelledi. Marşını sonuna kadar söylemesine kimse engel olamadı.

Savcı son sözlerini sordu. Ahmet: “Bizi asanlar şunu bilsinler, kendileri de bir gün asılacaklar!” diye haykırdı ve kırık dökük sandalyenin üstüne çıktı. İpi boynuna geçirdi.

Cellat telaş içindeydi. Elinde ip, “Bunun bağlanacak yeri yok,” diye söyleniyordu. Ahmet etrafı inceledi; herkes suskun ve şaşkındı. Avukatı ile göz göze geldi. O anda her şeyi anlattı o bakışlar… Sevdasını, tutkusunu, yaşadıklarını, yaşayamadıklarını, her şeyi… Onun da her şeyi anlatmasını istedi; inancını, cesaretini, dik duruşunu, ödün vermeyişini, her şeyi… Arkadaşlarının bilmesi gereken her şeyi…

Ve altındaki sandalyeye bir tekme vurdu… Sandalye uçtu… Albayın yüzüne kondu… Ahmet salıncakta sallanan güzel bir çocuk gibiydi… Sallandı… Sallandı… Sallandı…

Demir kapı bir daha açıldı. Yine gür bir ses, yine gerilla marşını söylüyordu.

Kadir, ağır ağır geldi, darağacının önünde durdu. Savcı hükmü okudu ve “Bir diyeceğin var mı?” diye sordu. Kadir, “Var,” dedi:

“Anayasalar toplum için, emekçiler için, halklar için, işçiler için yazılır. Ama maalesef bizde belli bir zümre için kullanılıyor. Ve inanıyorum ki; halkın, emekçilerin, işçilerin sahip olacağı anayasalar gelecektir.”
Ve sırtını döndü, yürüdü. Tıpkı mahkemede ölüm kararı okunduğu gün yaptıkları gibi. Sandalyenin üzerine çıktı. Cellat ipi Kadir’in boynuna geçirmekte zorlanıyordu, elleri titriyordu. Kadir celladına döndü: “Sakin ol kardeşim telaşlanacak, acele edecek bir şey yok. Biraz sakin ol,” dedi.

Kadir sakindi. Düğününde gibiydi. Şaşıranlar, korkanlar, ağlayanlar cellatlarıydı. İpi boynuna geçirdi ve bağırmaya başladı:

“Katil Oligarşi!”

Yer gök inliyordu. Defalarca bağırdı “Katil Oligarşi!” diye. Sandalyeye sımsıkı basmış bağırıyordu Kadir. Cellatlar sandalyeyi alamıyorlardı altından.

Bir tekme de o vurdu, Ahmet’in tekmelediği sandalyeye. Aynı ipte şimdi o sallanıyordu… Biraz önce Ahmet’in yaktığı özgürlük ateşi şimdi onun boynundaydı…

Şimdi o harlatıyordu ateşi…

MLSPB Davası: Ayrılan Dosya, Kesilen İdam
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Gazetemize Abone Olabilirsiniz.

Yeni haberlerden anında haberdar olmak için e-posta aboneliğini hemen başlat.

KAI ile Sohbet Et

KAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.