İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’de görülen ve kamuoyunda büyük yankı uyandıran “Casusluk” davasında kritik bir eşik daha geride kaldı. Ekrem İmamoğlu, Merdan Yanardağ, Necati Özkan ve Hüseyin Gün’ün sanık olarak yer aldığı davanın üçüncü duruşmasında, mahkeme heyeti sanıkların tutukluluk halinin devamına karar verdi. Savunmaların tamamlanmasının ardından mütalaasını sunan duruşma savcısı, suç şüphesini gösteren somut delillerin varlığını ve delil toplama sürecinin henüz bitmediğini gerekçe göstererek tutukluluk halinin sürmesini talep etti. Mahkeme başkanı da bu mütalaa doğrultusunda ara kararını açıklayarak bir sonraki duruşma tarihini 6 Temmuz 2026 olarak belirledi.
İddianamenin Detayları ve Casusluk Suçlaması
Toplam 162 sayfadan oluşan iddianamede, sanıkların “siyasal casusluk” suçundan 15 yıldan 20 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları isteniyor. Soruşturmanın odağında yer alan Hüseyin Gün; İsrail, ABD ve İngiltere gibi ülkeler lehine faaliyet göstermek ve seçim sürecinde hükümet aleyhine manipülasyon yapmakla suçlanıyor. İddianame, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) ait verilerin dış dünyaya sızdırıldığı ve bu sürecin Ekrem İmamoğlu’nun talimatıyla yürütüldüğü iddiası üzerine kurulu. Ancak savunma tarafı, dosyaya giren uzman görüşlerine dayanarak, sızdığı iddia edilen verilerin belediye sistemlerinden değil, çalışanların kişisel hesaplarından kaynaklanan küresel sızıntılar olduğunu savunuyor.
İmamoğlu ve Diğer Sanıkların Sert Savunmaları
Duruşmada söz alan Ekrem İmamoğlu, davayı “hukuk cinayeti” ve “siyasi bir kurgu” olarak nitelendirdi. İddia makamının siyasi iktidarın bir ofisi gibi çalıştığını öne süren İmamoğlu, davanın asıl amacının kendisini siyasetten uzaklaştırmak olduğunu dile getirdi. İmamoğlu, savunmasında şaşırtıcı bir hamle yaparak kendisi için değil, beraber yargılandığı Merdan Yanardağ ve Necati Özkan için tahliye talebinde bulundu. Yargı sistemine yönelik sert eleştirilerde bulunan İmamoğlu, bu davanın basit bir dosya değil, milletin geleceğiyle ilgili bir beka meselesi olduğunu vurguladı.
Yanardağ ve Özkan’dan “Siyasi Dava” Vurgusu
Gazeteci Merdan Yanardağ, savunmasında mevcut süreci bir “dikta hukuku” inşa etme çabası olarak tanımladı. İddianamedeki belgelerin sahte olduğunu ve dilinin bozuk olduğunu savunan Yanardağ, cumhuriyetçilerin casusluk suçlamasıyla susturulmaya çalışıldığını ifade etti. Necati Özkan ise somut hiçbir delilin olmadığını, davanın “olmayan koyundan çift post çıkarma” çabası olduğunu söyledi. Özkan, İmamoğlu’nu içeride tutmak ve muhalif sesleri kısmak için bu senaryonun hazırlandığını belirtti. Sanıklardan Hüseyin Gün ise “etkin pişmanlık” kapsamında değerlendirilen beyanlarının casusluk iftirası olmadığını, sadece bildiklerini anlattığını belirterek suçlamaları reddetti.
Temmuz Ayında Hukuk Trafiği
Mahkemenin verdiği ara karar, Ekrem İmamoğlu için oldukça yoğun ve zorlu bir hukuk takvimini beraberinde getirdi. İmamoğlu, 6 Temmuz 2026 tarihinde hem bu casusluk davasında hem de “diploma davasında” hakim karşısına çıkacak. Eğer devam eden İBB davası da aynı sürece denk gelirse, İmamoğlu bir günde üç farklı davadan yargılanan bir siyasi figür olarak tarihe geçecek. TELE 1’e kayyım atanması ve kanalın satışa çıkarılması gibi detaylar ise davanın medya ve ifade özgürlüğü boyutundaki ağırlığını artırmaya devam ediyor.











