Demir Kubbe’de Gedik: Dimona Üzerindeki Nükleer Gölge
Ortadoğu’nun kadim toprakları bugünlerde yine sert bir satranç tahtasına dönüştü. Ancak bu kez hamleler savunma hatlarının en mahrem noktasına isabet ediyor. İsrail’in nükleer kalbi Dimona’da patlamalar yankılanıyor. Nitekim bu sesler sadece bir füze saldırısını haber vermiyor; aksine sarsılmaz kabul edilen bir güvenlik mitini parçalıyor. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf durumu net bir dille özetledi: “İsrail’in hava sahası savunmasız.” Sonuç olarak bu cümle, dengelerin artık gökyüzünde yeniden kurulduğunu ilan ediyor.
Stratejinin en temel yasası şunu söyler: “En güçlü zırh, en küçük çatlağı kadardır.” Şimon Peres Negev Nükleer Araştırma Merkezi aslında çok sıkı koruma altında duruyor. Buna rağmen bir füze bu koruma kalkanını aşarak bölgeye ulaşıyor. Bu nedenle saldırı, savaşın yeni bir aşamaya girdiğini açıkça kanıtlıyor. Kalibaf bu olayı önceden planlanan bir stratejik adım olarak tanımlıyor. Ayrıca psikolojik üstünlük bu hamleyle birlikte el değiştiriyor. Nükleer belirsizlik yürüten merkezin yanında sirenler çalıyor. Kısacası bu sirenler bölgedeki “caydırıcılık” kavramını kökten sarsıyor.
İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) olay sonrası çarpıcı bir itirafta bulundu. Savunma sistemleri devreye girdi fakat gelen füzeyi durduramadı. Şüphesiz bu açıklama, askeri teknolojinin kusursuzluk iddiasına ağır bir darbe indiriyor. Hatta akıllara tek bir soru geliyor: “Kalkan, aslında bir kılıç darbesini mi bekliyordu?” Dimona’nın nükleer sessizliğini füze gürültüsü bozarken, Magen David Adom en az 51 kişinin yaralandığını bildirdi. Dolayısıyla bu rakam, olayın sadece askeri değil insani boyutunu da gösteriyor.
Bölgedeki tırmanış artık çok kritik bir safhaya ulaştı. Eğer en iyi korunan bölge bile sızmalara açıksa, güvenlik mimarisi çökmüş demektir. Muhammed Bakır Kalibaf, sonraki adımların vaktinin geldiğini özellikle vurguluyor. Zira bu adımlar tüm küresel aktörleri zorlu bir istikrar sınavına sokacak. Unutmamak gerekir ki; “Fırtınadan önceki sessizlik bittiğinde, geriye sadece rüzgarın fısıldadığı hakikatler kalır.”











