USD45,06
%0.04
EURO52,72
%-0.2
EURO/USD1,17
%-0.29
BIST14.450,62
%-0.98
Petrol104,86
%3.12
GR. ALTIN6.614,58
%-2.44
BTC3.432.893,72
%-1.82
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Lefkoşa
Gazimağusa
Girne
Güzelyurt
İskele
Pristina
Demet KORUCU
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Bu Kirpi Bu Kuzuyu Yer!

Bu Kirpi Bu Kuzuyu Yer!

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Yıllar yıllar öncesi… Kavuran ağustos sıcağında bir Kurban Bayramı arifesi… Sizi o geceye götüreyim bugün. İzmir’deki küçük bahçeli evimiz ve etrafımızdaki pek çok küçük, şirin bahçeli evler… Evimizin önünü gölgeleyen o muazzam sarmaşıklar, bahçede annemle babamın her gece oturduğu demirbaş iki şezlong… Ve her nasılsa anneciğimin her sabah uyanır uyanmaz ilk iş açtığı o radyodan yükselen, aklınıza gelebilecek her çeşit şarkı ve türküyle dolu bir ağustos gecesi… Bugün size anlatacağım gece, işte böyle bir gece.

Biliyor musunuz; hani, “Çocukların yanında ne konuşursan, çocuk kısmı kaydeder ha!” deniyor ya, hem vallahi hem billahi doğru! Benim sessiz ama bir o kadar da pozitif karakterli, narin anneciğimin her gün uyanır uyanmaz açtığı o radyoda çalan yerli yabancı her ne varsa, çocuk beynimdeki kayıt cihazı, adeta kelimesi kelimesine, müziğin ritmine kadar kaydetmiş. “Ulan Demet, desene annen hiç farkında bile olmadan sana efsanevi bir müzik kültürü yüklemiş,” derseniz; inanın Allah size inandırsın, ben de aynen öyle düşünüyorum.

İşte bizim eve dair aklımda kalanlar böyle… Gelelim babamın Kurban Bayramı için aldığı kara kuzunun akıbetine. O sıcak yaz gecesi, annem ve babam akşam yürüyüşüne çıkmadan önce, “Demetim, Veli amcanla Türkan teyzenlerin bahçede bir soluk çay molası veririz, az geç gelirsek merak etme yavrum,” dediler. Ha, bir de babam döndü ve ekledi: “Demetim, arada kuzuya da bir bakış atarsın değil mi babam camdan?” Lafı mı olur mealinde, “Tamam babacığım,” dedim elbet; zaten ölüyorum o tatlı kara kuzunun güzelliğine…

Ha bu arada küçüklüğümden bugüne, evin camının arkasından hayvanları izlemeye bayılırım. Hatta şimdilerde bir de çay demleyip, arka bahçe verandasına koyduğum yemekleri yemeye gelen keseli sıçanı, rakunları izliyorum onların akşam yemeği boyunca. İnanın Allah size inandırsın; evde yere düşen bir pirinç tanesinden tutun da masaya dökülen yemek artıklarına kadar her şeyi günlük toplar ve akşam saati bu arka bahçenin verandasına bırakırım. Çünkü akşam saatlerinde bir keseli sıçan ve bir rakun banko uğrar bana; “Allah ne verdiyse, ne var ne yok sizin evde Demet,” diye.

Etrafımdakiler çok iyi bilir ki bu yemek, ekmek artıkları konusunda o kadar ileri boyutta, çöpe gitmemesi için hassasım ki; sormayın! İşte bu yüzden olsa gerek, bizim laboratuvarda geçen gün yere düşen bir parça ekmeği önce çöpe atmış bir muhterem arkadaş, sonra çöpte göz göze geldiği o ekmek parçasıyla hemencik beni hatırlamış. Daldırıp elini almış çöpten bu ekmeği ve 125 km ötede benim eve uğradığında cebinde getirip gelmiş. “Yok artık Demet!” mi dediniz? Şeyyy… İşte, çünkü o ekmek parçasını getirip geldiği gece, bizim keseli sıçanın nasibiymiş; o günkü menüsüne eklenen bu lokmacık, hepsi bu… “İlahi Demet! Sana iyi saatte olsunlar mı uğramış ne kızım! Bu kadar bu ekmek, yemek artıklarının arkasından koşuyorsan ha!” derseniz; bilmem ki! İşte böyleyken böyle bizde durumlar…

“Ayol kara kuzuyla başladın Demet, yahu sonrasında araya bir ton reklam aldın sanki ha! Yok bu ekmek, yemek artıkları, yok keseli sıçan ve rakunların dağdan bayırdan gelen nasip kısmetleri derkene… Hele de bir bakalım ne oldu bu kara kuzuya o gece ha!”

Bizim kuzu yan komşumuz Serkanların eviyle bizim evin bahçesindeki otları yiyedursun, bir an Serkan’la göz göze geldik camdan cama… Sanırım bu muzip, bakışından hayır olmayan Serkan’ın da annesi babası yürüyüşe gitti herhalde; bak hele sen bendeki kör talihe şu gece! İşte şimdi kendi evlerinin camında alık alık bizim kuzuya bakıyor. Aslına bakarsanız bu pek de hayra alamet değil; çünkü Serkan’dan az biraz tırsarım her nedense oldum olası.

Derken Serkan dehşetle bağırdı bana: “Baksana Demet kirpiye, ulan kirpi kara kuzunuza doğru gidiyor, bu kirpi bu kuzuyu yer bu gece Demeeet!” Ya sanırım bu sefer haklı bu Serkan hayatında ilk defa; çünkü bu kirpi pek de tekin bir cevize benzemiyor, bizim kuzucuk da safiyane hiçbir tehlikeden habersiz, ha babam de babam ot yiyor…

Yahu kuzu kuzuuu! Bir etrafına 360 derece dön bak hele! Böyle bütün gün elindeki elektronikle sosyal medyada ya da oyunlarda gerçek hayattan uzak şekilde, kafacığın yanmadı değil mi o yıllarda! Diyesim var, bugünden 85 yılının o gecesine bakınca… “Aaaa Demet bak bunu yazdın ya, olmadı şimdi ha! Birilerine laf mı çaktın aklın sıra, kız sen ha!” derseniz; yok vallahi, hakikaten o kara kuzu, orada öylece sadece ot yemeye odaklanmıştı. Hakikaten bugünlerde de öyleyiz ya ekran karşısında! Çocuklara sesleniyorsun, “Hadi gelin yemek hazır,” diye; çocuklardan ses yok. Gidip odalarına, yüzlerine bakıp bir kere daha “Hadisenize yaaa yemeğe!” diyorsun; “Dur şu oyun bitsin, dur şunu izliyom, bitince gelirim”ler…

Neyse efendim, bu kirpi sorunsalı için, kurda kuzuyu emanet etmek misali Serkan’a dedim ki: “Sen bir şu kuzuya göz kulak ol, ben bir koşu gidip babamgili bulayım Serkan emi?” Yoksa kara kuzuyu, bu kirpi yer bu gece; bu sefer Serkan haklı yüzde yüz…

Karanlıkta bir başıma nasıl koşuyorum Veli amcaların eve doğru; kafamda akıllara durgunluk verir cinsten bir deli senaryo ile… İşte kirpi daldı bizim kara kuzumuza, etraf toz duman, eyvah eyvah! Daha da hızlı koşuyorum düşündükçe… İşte varın tahmin edin siz nasıl nefes nefese kaldığımı…

Varınca Veli amcamgile, kuzu ve kirpi sorunsalını topyekûn anlattım bir çırpıda bizim valide ve pedergillere… “İlahi Demet!” dediler, oradaki bütün herkes arabayla hemencik döndük bizim eve…

Kuzuyu emanet ettiğim Serkan yoktu camda, beklemiyordu bile ya! Bak hele sen şu Serkan Efendiye! Kara kuzumuz öylece gözlerini kapamış, kıvrılmıştı bir köşeye. Kirpiyi de çok ileride, gecenin sessizliğinde çalıların arasından gördüm az biraz…

Yani bazen hayatımızda gelip geçenler, olup bitenler için de acaba çok mu abartıp büyütüyoruz ki olup gidenleri, denip konulanları diye düşünmeden edemedim şimdi bu satırların sonuna doğru gelirken. Ha, bir de Termodinamiğin 2. Kanununa göre, eğer arada bir kapakla ayrılmış iki bölmeli kabınızın bir tarafında çok yoğun, diğer tarafında az yoğun bir sıvı ya da gaz varsa; aradaki engel teşkil eden kapak kaldırılırsa, çok yoğun madde az yoğun olan madde tarafına doğru akar, “katar karılır” diyelim, dengeye gelmek için. O yüzden o size gelen ya da toslayan o pek de sevmediğiniz ve hatta gıcık olduğunuz kimse var ya; ondaki sizin sevmediğiniz o potansiyel yoğunluktan gelen negatiflikler, sizin güzel kalbinizin pozitiflikleri ile harmanlanacak ve her ikiniz de dengeye geleceksiniz muhtemelen. İşte belki de sırf bu yüzden Serkan da bana tosladı demektir.

Bu Kirpi Bu Kuzuyu Yer!