“Kent Lokantaları”nı Küçümseyen İktidar, 81 İlde Aşevi Açıyor
Türkiye’de derinleşen ekonomik kriz, iktidarın sosyal politika söylemlerinde keskin bir U dönüşüne yol açtı. Daha düne kadar muhalefet belediyelerinin açtığı “Kent Lokantaları”nı popülizmle suçlayıp küçümseyen iktidar kanadı, Türk Kızılayı eliyle 81 ilde aşevi açma kararı aldı. Uzmanlar bu hamleyi, “yoksulluğun artık gizlenemez boyuta geldiğinin ve krizin iktidar tarafından zımnen kabul edildiğinin” en net göstergesi olarak yorumluyor.
ANKARA (POLİTİK EKONOMİ DOSYASI) — Türkiye ekonomisinde yaşanan türbülans, toplumun geniş kesimlerini temel gıda maddelerine dahi erişemez hale getirdi. Asgari ücrete yapılan sınırlı zamlar, emeklinin alım gücünün erimesi ve durdurulamayan gıda enflasyonu, “derin yoksulluk” kavramını ülkenin bir numaralı gündem maddesi yaptı.
Halkla arasına yüksek duvarlar örmekle eleştirilen Saray yönetimi ve iktidar bloğu, uzun süredir görmezden geldiği “geçim sıkıntısı” gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kaldı. Bu yüzleşmenin en somut adımı ise Türk Kızılayı’ndan geldi.
Kızılay’dan 81 İle 81 Aşevi: “Afet Deposu” mu, “Açlık Deposu” mu?
Türk Kızılayı Genel Başkanı Prof. Dr. Fatma Meriç Yılmaz’ın İstanbul’da düzenlediği basın toplantısında duyurduğu “81 İle 81 Aşevi” projesi, zamanlaması ve kapsamı itibarıyla dikkat çekici. Yılmaz, bu noktaların sadece sıcak yemek dağıtımı yapmayacağını, aynı zamanda afet dönemlerinde kapasitesini 8-10 kat artırabilen lojistik merkezler olacağını savundu.
Ancak satır araları okunduğunda, projenin “afet hazırlığı” kılıfı altında, aslında ülkedeki “sosyal afet”e (yoksulluğa) bir cevap niteliği taşıdığı görülüyor. Şu an 23 noktada çalışmaların sürdüğünü belirten Yılmaz’ın bağışçı desteği istemesi ise, devletin sosyal yardımları finanse etmekte zorlandığı yorumlarına neden oldu.

İroni ve İtiraf: Kent Lokantaları Gerçeği
Kızılay’ın bu hamlesi, siyasi hafızaları tazeledi. 31 Mart yerel seçimleri sürecinde ve sonrasında, CHP’li belediyelerin (özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin) hayata geçirdiği “Kent Lokantaları” projesi, iktidara yakın medya ve siyasetçiler tarafından hedef alınmıştı.
Dar gelirli vatandaşın uygun fiyata 3-4 kap yemek yiyebildiği bu lokantalar, iktidar kanadınca “göz boyama” ve “belediyenin işi lokantacılık değildir” söylemleriyle küçümsendi. Ancak gelinen noktada, o lokantaların önünde uzayan kuyruklar, Türkiye’nin ekonomik gerçekliğini yüzlere çarptı.
Siyaset bilimciler, Kızılay’ın aşevi hamlesini şöyle yorumluyor:
“İktidar, muhalefetin ‘sosyal belediyecilik’ üzerinden kurduğu ve halkta büyük karşılık bulan bu modelin başarısını gördü. Aşevi projesi, ‘Kent Lokantaları’nın haklılığının tescilidir. Bu, ‘Biz yoksulluğu bitiremedik, bari yönetelim’ stratejisinin bir itirafıdır.”

Anketler “Açız” Diyor: Halkın Tek Gündemi Geçim
İktidarın “uçuyoruz, büyüyoruz” söylemleri ile sokağın gerçeği arasındaki makas, kamuoyu yoklamalarında da net bir şekilde görülüyor. Yandaş anket şirketlerinin araştırmalarında dahi “ekonomi”, açık ara ülkenin en büyük sorunu olarak çıkıyor.
Son olarak Bulgu Araştırma tarafından yapılan anket, tablonun vahametini ortaya koydu:
%43,9: Gelirini temel ihtiyaçlarına dahi zor yetirebiliyor.
%34,2: Geliri ancak temel ihtiyaçlara yetiyor, kenara tek kuruş atamıyor.
%38,9: Türkiye’nin en önemli sorunu “Ekonomi”.
Ankete katılanların sadece çok küçük bir azınlığı refah içinde yaşadığını belirtirken; adalet, eğitim ve işsizlik gibi sorunlar ekonominin gölgesinde kalmış durumda. Bu veriler, toplumun %80’e yakınının “hayatta kalma mücadelesi” verdiğini kanıtlıyor.
Saray’ın “Hayal Satan” Ekonomisi
Sokaktaki yangın büyürken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın söylemleri ise bambaşka bir tablo çiziyor. Erdoğan, dünkü konuşmasında yıllık milli gelirin 1,5 trilyon doları aştığını belirterek, “2026 senesi ülkemiz için reform yılı olacak” vaadinde bulundu.
Erdoğan’ın iş dünyasını “küresel risklere” ve “değerli metaller üzerinden yürütülecek ekonomik muharebeye” karşı uyarması, ekonomideki kötü gidişatın faturasını yine “dış güçlere” veya “küresel konjonktüre” kesme çabası olarak değerlendiriliyor. Muhalefet ise bu durumu, “Saray, halkın tenceresindeki yangını görmemek için istatistiklerin arkasına saklanıyor. Ama artık mızrak çuvala sığmıyor. Aşevi açmak zorunda kalmaları, reform yıllarının değil, iflas yıllarının kanıtıdır” şeklinde eleştiriyor.
İnkar Dönemi Bitti, Kabullenme Başladı
AKP iktidarı, yıllardır “yoksulluğu yönetme” stratejisi üzerine kurduğu düzeni, artık sürdürmekte zorlanıyor. Kızılay’ın 81 ilde aşevi açma kararı, iktidarın inkar ettiği yoksulluğu artık kurumsal olarak kabul ettiğinin belgesidir.
Halkın gerçek gündemi, Erdoğan’ın bahsettiği “trilyon dolarlık milli gelir” değil, akşam eve götüreceği ekmeğin fiyatıdır. Kent Lokantaları ile başlayan, Kızılay aşevleri ile devam eden bu süreç, Türkiye’nin “sosyal yardım” değil, “sosyal adalet” ve “yapısal çözüm” beklediğini bir kez daha haykırıyor.
2026’nın “reform yılı” mı yoksa “yoksulluğun kurumsallaştığı yıl” mı olacağını, iktidarın tercihlerinden çok, halkın bu tabloya vereceği tepki belirleyecek.











