İRAN’da “Ulusal İsyan” Hali: 31 Eyalet Ayakta, Devlet Televizyonunda “Canlı Yayın” Şoku
İran İslam Cumhuriyeti, tarihinin en çalkantılı günlerini yaşıyor. Tahran’dan Belucistan’a, Kürdistan eyaletinden Meşhed’e kadar ülkenin 31 eyaletinin tamamına yayılan protestolar, rejimin kontrolü kaybetme noktasına geldiği yorumlarına neden oluyor. Şiddetin dozunun her geçen saat arttığı ülkede, “Dijital Demir Perde”ye (internet kesintisi) rağmen gelen görüntüler kaosun boyutunu gözler önüne seriyor. Ancak en büyük sürpriz, rejimin propaganda aygıtı olan devlet televizyonunda yaşandı: Gösteriler sansürsüz olarak canlı yayınlandı.

İran sokakları, biriken öfkenin patlamasıyla yanıyor. Ekonomik darboğaz, özgürlük talepleri ve rejimin baskıcı politikalarına karşı başlayan itirazlar, artık bölgesel bir huzursuzluk değil, “Ulusal Bir Başkaldırı” niteliği kazandı.
Sahadan gelen son raporlar, eylemlerin İran’ın idari yapısını oluşturan 31 eyaletin tamamında eş zamanlı olarak sürdüğünü doğruluyor. Bu durum, 2009 Yeşil Hareket veya 2019 benzin zammı protestolarından farklı olarak, toplumsal tabanın tamamının (etnik, mezhepsel ve sınıfsal fark gözetmeksizin) sokakta birleştiğini gösteriyor.
Devlet Televizyonunda Tarihi An: “Kaos mu, Strateji mi?”
Günün en şaşırtıcı gelişmesi, İran Radyo Televizyon Kurumu (IRIB) ekranlarında yaşandı. Normal şartlarda en ufak bir muhalif sesi dahi sansürleyen, protestocuları “holigan” veya “dış güçlerin maşası” olarak gösteren devlet televizyonu, başkent Tahran ve diğer büyük şehirlerdeki kitlesel gösterileri canlı olarak ekranlara taşıdı.
Bu beklenmedik hamle, siyasi analistler arasında hararetli bir tartışma başlattı:
Kontrol Kaybı Teorisi: Rejim içindeki çatlakların derinleştiği ve medya bürokrasisinin artık merkezi emirleri dinlemediği veya bir siber saldırı (hacklenme) ihtimali üzerinde duruluyor.
Korku Stratejisi (Daha Güçlü İhtimal): Uzmanların ağırlıklı görüşüne göre ise bu bilinçli bir hamle. Rejim, protestoların şiddet içerikli görüntülerini (yanan araçlar, kamu binaları) kendi tabanına izleterek, “Bakın, bunlar protestocu değil, bunlar ülkeyi Suriye’ye çevirmek isteyen vandallar” mesajı vermeye çalışıyor. Amaç, muhafazakar tabanı korkutup konsolide etmek ve yapılacak sert askeri müdahaleye “meşruiyet” kazandırmak.

Dijital Karanlık ve VPN Savaşları
Protestoların koordinasyonunu kırmak isteyen Tahran yönetimi, klasikleşen “şalter indirme” yöntemine başvurdu. NetBlocks ve diğer internet gözlemevleri, İran genelinde internet trafiğinin %5 seviyelerine kadar düştüğünü rapor ediyor. Özellikle mobil veri erişiminin tamamen kesildiği, ev internetlerinin ise kullanılamaz derecede yavaşlatıldığı belirtiliyor.
Ancak İran gençliği, bu dijital ablukayı delmek için “VPN Savaşları” veriyor. Elon Musk’ın Starlink uydularının devreye girdiği iddiaları ve aktivistlerin geliştirdiği sansür aşma yazılımları sayesinde, protesto görüntüleri kesik kesik de olsa dünyaya sızmaya devam ediyor. Bu görüntülerde, güvenlik güçlerinin doğrudan ateş açtığı ve göstericilerin molotof kokteylleriyle karşılık verdiği görülüyor.
31 Eyaletin Anatomisi: Kim, Neden Sokakta?
Protestoların coğrafi dağılımı, rejimin karşı karşıya olduğu tehdidin büyüklüğünü kanıtlıyor:
Kürdistan ve Belucistan (Çeperler): Etnik ve mezhepsel ayrımcılığa karşı en sert direnişin olduğu, silahlı çatışma riskinin en yüksek olduğu bölgeler.
Tahran ve İsfahan (Merkez): Orta sınıfın, üniversite öğrencilerinin ve esnafın (Bazar) katıldığı, rejimin ekonomik ve ideolojik iflasına tepki gösteren kalabalıklar.
Kum ve Meşhed (Dini Merkezler): Rejimin “kalbi” sayılan bu şehirlerde bile “Diktatöre Ölüm” sloganlarının atılması, molla sınıfının kendi evinde bile güvende olmadığını gösteriyor.

Şiddet Sarmalı: “Geri Dönüş Yok”
Sokaklardaki atmosfer, barışçıl bir sivil itaatsizlikten çok, bir “şehir savaşı” provasını andırıyor. Güvenlik güçleri (Besic milisleri ve Devrim Muhafızları), cop ve göz yaşartıcı gazın ötesine geçerek plastik mermi ve yer yer gerçek mermi kullanmaya başladı.
Buna karşılık göstericiler de savunma pozisyonundan saldırı pozisyonuna geçmiş durumda. Polis karakollarına, Besic üslerine ve dini vakıf binalarına yönelik kundaklama girişimleri artıyor. Protestocuların, “Kaybedecek bir şeyimiz kalmadı” psikolojisiyle hareket ettiği ve Rıza Pehlevi gibi figürlerin “sokakları boş bırakmayın” çağrılarına uyduğu gözlemleniyor.
Sonuç: Rejim İçin “Varoluşsal” Tehdit
İran, bir yol ayrımında. Devlet televizyonunun protestoları yayınlaması, rejimin ya büyük bir panik içinde olduğunu ya da çok sert bir müdahale (sıkıyönetim ilanı gibi) öncesi “suç delili” topladığını gösteriyor.
31 eyaletin tamamının aynı anda ayağa kalkması, İran istihbaratının öngöremediği veya engelleyemediği bir durum. Rejimin elindeki baskı araçları hala güçlü olsa da, korku duvarının yıkıldığı ve cinin şişeden çıktığı aşikâr. Önümüzdeki günler, İran’ın teokratik yapısının bu “topyekûn kuşatma” karşısında ayakta kalıp kalamayacağını belirleyecek.
Dünya, İran’dan yükselecek dumanı ve o dumanın ardındaki yeni siyasi denklemi endişeyle izliyor.











