ABD ve Avrupa Birliği arasındaki ticaret köprüsü, Donald Trump’ın hamlesiyle sarsılmaya başladı. Washington’dan gelen son açıklamalar, 2025 yazında imzalanan ve gümrük tarifelerini belirli bir sınırda tutmayı amaçlayan ticaret anlaşmasının fiilen rafa kalktığını gösteriyor. Trump, sosyal medya üzerinden yaptığı sert çıkışla, Avrupa menşeli otomobil ve kamyonlara uygulanan gümrük vergilerini mevcut yüzde 15 seviyesinden yüzde 25’e çıkarma kararı aldı. Bu hamle, sadece bir ekonomik bariyer değil, aynı zamanda transatlantik ilişkilerde yeni bir soğuk savaşın fitilini ateşleyen siyasi bir manifesto niteliği taşıyor.
Trump yönetimi, bu kararın arkasındaki temel gerekçe olarak Avrupa Birliği’nin (AB) anlaşma şartlarını yerine getirmemesini ve Amerikan pazarını koruma gerekliliğini öne sürüyor. Ancak kararın zamanlaması, Avrupa ekonomisinin zaten kırılgan bir süreçten geçtiği döneme denk gelmesiyle dikkat çekiyor. Trump, Avrupalı dev otomobil üreticilerine açık bir ültimatom vererek, vergiden kaçınmanın tek yolunun üretim tesislerini ABD topraklarına taşımak olduğunu vurguladı. Bu “yerinde üretim” baskısı, Avrupa’daki sanayi istihdamını doğrudan tehdit eden bir strateji olarak yorumlanıyor.
Brüksel kanadında ise bu açıklama derin bir hayal kırıklığı ve öfkeyle karşılandı. Avrupa Parlamentosu Ticaret Komitesi Başkanı Bernd Lange, ABD’nin bu tutumunu “güvenilmezlik” olarak tanımlarken, müttefiklik hukukunun çiğnendiğini savundu. Lange’ye göre, bu derece öngörülemez bir yönetimle uzun vadeli ticari ortaklık yürütmek imkansız hale geliyor. AB yetkilileri, bu vergi artışının sadece otomotiv sektörünü değil, tüm tedarik zincirini ve dolaylı olarak tüketici fiyatlarını etkileyeceğinden endişe ediyor.
Ekonomik veriler de bu krizin üzerine tuz biber ekiyor. Euro Bölgesi’nde yıllık enflasyon Mart ayında yüzde 2,6 iken, Nisan ayı itibarıyla yüzde 3 seviyesine tırmandı. Bu yükselişte, İran ile yaşanan gerilimler ve Hürmüz Boğazı’ndaki jeopolitik riskler nedeniyle artan petrol fiyatlarının payı büyük. Enerji maliyetlerinin tavan yaptığı bir dönemde, otomotiv sektörüne gelecek ek gümrük yükü, Avrupa ekonomisinin resesyona girme riskini artırıyor. Hem Avrupa hem de ABD’de akaryakıt fiyatlarının yükselmesi, halkın satın alma gücünü doğrudan baltalayan bir unsur olarak karşımıza çıkıyor.
Ancak Washington’ın tüm Avrupa’ya aynı sertlikte yaklaşmadığı görülüyor. İngiltere, bu süreçte “viski muafiyeti” ile adeta ödüllendirilen taraf oldu. ABD’nin İskoç viskisine yönelik vergileri kaldırması, Londra-Washington hattında özel bir yakınlaşmanın sinyali olarak okunuyor. Trump’ın, kıta Avrupası’ndaki müttefiklerini, özellikle İtalya ve İspanya’yı hedef alan sert eleştirileri ile Almanya’daki ABD askerlerini çekme tehdidi, transatlantik ittifakın çatladığını gösteren diğer önemli detaylar arasında yer alıyor.
Sonuç olarak, 2025 ticaret anlaşmasının ihlal edilmesiyle başlayan bu süreç, küresel ticaretin kurallarının yeniden yazıldığı bir döneme işaret ediyor. Trump’ın “Önce Amerika” politikası, Avrupa’nın ekonomik lokomotifi olan otomotiv sanayisini hedef alırken, İngiltere gibi ülkelerle kurulan ikili istisnalar Avrupa içindeki birliği de test ediyor. Önümüzdeki aylar, Brüksel’in bu gümrük darbesine nasıl bir misilleme yapacağına ve küresel enflasyon sarmalının bu gerilimden nasıl etkileneceğine sahne olacak.











