Rıza Pehlevi’den Tarihi Çağrı: “Güvenlik Güçleri Dağılıyor, Sokakları Bırakmayın!”
İran İslam Devrimi ile 1979 yılında devrilen Şah rejiminin varisi, “Veliaht Prens” Rıza Pehlevi, ülkesindeki yangına Washington’dan ses verdi. 31 eyalete yayılan ve rejimi sarsan protestoların ardından sessizliğini bozan Pehlevi, “Mollaların korku duvarı yıkıldı” mesajını verdi. Pehlevi’nin, güvenlik güçlerinin üniformalarını çıkarıp halka katıldığına dair iddiası ve “Sokakları terk etmeyin” çağrısı, Tahran’daki iktidar koridorlarında “karşı devrim” paniğini tetikledi.
Tarih tekerrür mü ediyor, yoksa İran makus talihini mi yeniyor? 47 yıl önce babası Muhammed Rıza Pehlevi’nin gözyaşları içinde terk ettiği İran, bugün oğul Rıza Pehlevi’nin isminin sokaklarda yankılandığı bir kaosu yaşıyor.
Ülke genelindeki protestoların şiddetlenmesi ve Dini Lider Ali Hamaney’in sert açıklamalarının ardından, sürgündeki İran muhalefetinin en güçlü figürü Rıza Pehlevi, sürece doğrudan müdahil oldu. Pehlevi’nin yayınladığı video mesaj, sadece bir destek açıklaması değil, fiili bir “geçiş süreci liderliği” ilanı olarak okunuyor.
“Rejim İflas Etti, Gemiyi Terk Ediyorlar”
Rıza Pehlevi’nin mesajındaki en çarpıcı detay, rejimin “demir yumruğu” olan güvenlik bürokrasisine dair istihbaratıydı. Pehlevi, Devrim Muhafızları ve Besic milisleri içinde büyük bir huzursuzluk olduğunu, birçok alt ve orta düzey rütbelinin halka silah doğrultmayı reddederek görevden ayrıldığını iddia etti.
Pehlevi şu ifadeleri kullandı:
“Baskı aygıtı çatladı. Bize ulaşan bilgiler, güvenlik güçlerinin artık bu suça ortak olmak istemediğini gösteriyor. Rejimin zayıflama belirtileri artık gizlenemez boyutta. Üniformasını çıkaran onurlu askerler, halkının yanına geçiyor. Bu, sonun başlangıcıdır.”
Uzmanlar, Pehlevi’nin bu iddiasının, henüz tarafını seçmemiş kararsız güvenlik personeli üzerinde “psikolojik bir baskı” yaratmayı ve çözülmeyi hızlandırmayı amaçladığını belirtiyor.
Sokağa Kritik Talimat: “Eve Dönmek Yok”
Protestoların lidersiz ve dağınık yapısı, rejimin müdahalesini kolaylaştırıyordu. Pehlevi, bu boşluğu doldurmak istercesine halka net bir yol haritası çizdi: “Süreklilik.”
Halka “Sokakları terk etmeyin” çağrısında bulunan Pehlevi, geri adım atmanın rejime toparlanma fırsatı vereceğini ve bunun bedelinin çok daha ağır olacağını vurguladı. Bu çağrı, İran’daki genç kuşak (Z Kuşağı) arasında hızla karşılık buldu. Sosyal medyada “Javid Shah” (Yaşasın Şah) sloganlarının yanı sıra, Pehlevi’nin demokratik bir geçiş sürecine liderlik etmesini isteyen cumhuriyetçi grupların da desteği artıyor.
Hamaney’in Kabusu Gerçek mi Oluyor?
Ali Hamaney’in önceki gün yaptığı konuşmada “dış mihrakları” ve “vandalları” suçlaması ile Pehlevi’nin bu açıklaması, yapbozun parçalarını tamamlıyor. Rejim, yıllarca “şeytanlaştırdığı” Pehlevi ailesinin, bugün ekonomik kriz ve özgürlük talepleriyle bunalan halk tarafından bir “kurtarıcı” olarak görülmesinden korkuyor.
Protestolarda duyulan “Rıza Şah, ruhun şad olsun” sloganları, halkın monarşiyi geri getirme arzusundan ziyade, mevcut teokratik rejime duyulan nefretin ve seküler bir geçmişe duyulan özlemin dışavurumu olarak yorumlanıyor. Pehlevi de bu hassasiyeti bildiği için kendisini bir “Monark” değil, bir “Demokratik Misyoner” olarak konumlandırıyor.
Muhalefetin “Çatı Adayı” Olabilir mi?
İran muhalefeti yıllardır parçalı bir yapıdaydı. Sol örgütler, liberaller, Kürt ve Beluç hareketleri ile monarşistler arasında derin uçurumlar vardı. Ancak Pehlevi’nin son dönemdeki kapsayıcı dili ve “Önce Rejimi Yıkalım, Sonra Sandığı Kuralım” stratejisi, onu muhalefetin doğal lideri konumuna yükseltiyor.
ABD ve Avrupa başkentlerinin de Pehlevi’nin bu çıkışını yakından izlediği biliniyor. Eğer rejim içindeki çözülme, Pehlevi’nin iddia ettiği gibi güvenlik güçlerinin saf değiştirmesine dönüşürse, Batı’nın Tahran’daki muhatabı bir anda değişebilir.
Bir Devrin Kapanışı mı?
Rıza Pehlevi, sürgünde geçirdiği onlarca yılın ardından, belki de evine dönmeye en yakın olduğu anı yaşıyor. “Sokakları bırakmayın” çağrısı, İran’daki yangını harlarken, rejimin sinir uçlarına dokunuyor.
İran’da artık iki kutup var: Saraylarında direnmeye çalışan yaşlı Ayetullahlar ve Washington’dan “Özgürlük” diye bağıran sürgündeki Prens. Kazananı ise, Tahran sokaklarındaki cesur kalabalıklar belirleyecek.










