USD43,17
%0.100
EURO50,38
%0.060
EURO/USD1,17
%-0.04
BIST12.254,83
%0.00
Petrol64,03
%-0.28
GR. ALTIN6.360,13
%-0.12
BTC3.938.713,82
%-0.45773741296288
İstanbul
Ankara
İzmir
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Aksaray
Amasya
Antalya
Ardahan
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bartın
Batman
Bayburt
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Düzce
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkâri
Hatay
Iğdır
Isparta
Kahramanmaraş
Karabük
Karaman
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırıkkale
Kırklareli
Kırşehir
Kilis
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Mardin
Mersin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Osmaniye
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Şırnak
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yalova
Yozgat
Zonguldak
Erden Aktoğu
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Umut, İnanç ve Ortak Heyecan

Umut, İnanç ve Ortak Heyecan

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Kaptan Köşkü

Futbolun insanlara, kulüplere, özellikle de ulusal takımlara yansımasını her zaman topun ağlarla buluşması, yani gol ya da puanlar üzerinden okuyamayız. Bu durum, bazen bir camianın, toplumun ya da ülkenin umudu, inancı ve ortak heyecanı beklentisi olur. İşte 2026 Dünya Kupası Avrupa Elemeleri E Grubu maçları da bizim için tam olarak öyleydi. Öyleydi diyorum çünkü; her ne kadar grup mücadelelerinin tamamlanması için önümüzde iki maç daha var olsa da, bir futbol mucizesi olmadığı takdirde biz grup ikincisi olarak play-off oynama hakkını elde ederiz.

Bizim Çocuklar’ın alınan 6-0’lık ağır İspanya yenilgisi sonrasında çıktığı iki maçta, önce Bulgaristan’ı deplasmanda 6-1, Gürcistan’ı ise içeride 4-1 yenerek iki maçı da kazanması, bu iki karşılaşmada yediği on gole karşın kalesinde yalnızca iki gol görmesi acaba nasıl anlatılmalı? Cevap tek ve de net: Umut, inanç ve ortak heyecan. Yani yukarıda altını çizdiğimiz unsurlar.

Bu hikâyeyi sadece skorlarla anlatmak eksik olurdu. Çünkü bu başarı, sadece bir teknik direktörün ya da birkaç yıldız oyuncunun değil; bir jenerasyonun, bir ruhun, bir bütünün hikâyesiydi. Ve o bütünün en sessiz ama en etkili mimarlarından biri, hiç kuşkusuz Vincenzo Montella’ydı. Montella, Türkiye’ye, Adana Demirspor’un teknik patronluğuna değil belki, ancak milli takımın başına geçtiğinde, çoğu kişi temkinli ve de kafalarda soru işaretleri vardı: “Bir İtalyan, Türk futbolcusuna disiplini aşılayabilir mi?” diye soran da vardı; “Dil sorununu aşıp, Bizim Çocuklar ile nasıl bir ortak idealde buluşacak?” diyen de.

Fakat Montella hiçbir zaman büyük sözler söylemedi. O, sahada yaptıklarıyla gündeme geldi hep. İlk günden itibaren yaptığı en dikkat çekici şey, ‘sistem’ kavramını merkeze koyan futbol anlayışıydı. Bu arada, eleştirilmesi gereken işler de yapmadı değil tabii ki. Örneğin; günümüz futbolunun en güçlü takımlarından olan ve aynı grupta mücadele verdiğimiz İspanya karşısına çıkan takım kurgusu ve futbol anlayışı son derece tartışmaya açıktı. Konya’da oynadığımız İspanya karşısına, “Kaybetmemek” yerine “Kazanmak” adına çıkması, sanırım görev süreci içinde yaptığı en büyük hataydı. Hepimizin de bildiği bir gerçeğin üzerinden atladı o maçta; “Kazanamıyorsan, en azından kaybetmeyeceksin.” Elinde ne kadar yıldız oyuncun, ne kadar her kilidi açabilecek klasta silahın olursa olsun, haddini bileceksin sonuçta.

Dediğim gibi, Montella’nın da hataları olmadı değil. Ancak günün sonunda, hedefin kapısı ardına kadar aralandı işte. Şimdi son bir adım atmaya kaldı iş. İçerideki Bulgaristan ve Sevilla’da oynanacak İspanya maçlarından alınacak tek puan dahi play-off bileti anlamına geliyor Ay-Yıldızlılar için. Bulgaristan ve Gürcistan galibiyetleriyle FIFA sıralamasında da yükselen, çok uzun zamandır göremediğimiz kadar kolektif akıl içeren oyun anlayışı ve de müthiş bir jenerasyondan oluşan oyuncu grubuyla milli takımımızın, uzun bir süre başarılarını sürdüreceğini umuyorum.

Hoşçakalın…

Umut, İnanç ve Ortak Heyecan
+ -