“Bu dünya ne sana, ne bana kalmaz; öyle ya Sultan Süleyman’a bile kalmamış bir dünya bu, can hıraşhane delisi olduğumuz dünya…” Size de tanıdık geldi mi, dilime dolanan bu az biraz modifiye ettiğim şarkının sözleri?
Devirdik bu yılın Haziran ayını da; bir koşu, dolu dizgin, tam gaz ileri marş marş gidiyoruz hayatta… Ve elbette kocaman bir alkış, öncelikle Dünya Kupası’nda ülkemizi temsil eden millilerimize. Yani öyle böyle değil; Amerika gibi güçlü bir takımı kendi evinde 3-2 yenerek çok güzel bir veda ettik Dünya Kupası’na. Eh, malumunuz üzere bütün Amerika kıtası da izlemiş oldu bu maçı. Yani öyle böyle değil, milli takımımızın bu başarısı büyük ses getirdi. Ülkemizi dünyanın vitrinine koyan ve millilerimizin gerek centilmenliği gerekse sahadaki başarısıyla Türkiye ile dünyanın geri kalanı arasında adeta bir köprü olan bu güzel başarı için öncelikle millilerimize ve tribünde ya da ekran başında kalbi millilerimizle beraber atan canım ülkemizin insanının tüm güzel dilek ve dualarına şapka çıkarılır hakikaten…
Ha bu arada, çok büyük inançla, kalpten güzel dilek ve dua eden bir yığın insanımıza rağmen, “Sahada dualarla maç kazanılmıyor, taktik lazım.” diye veryansın edenlere de millilerimizin bu güzel başarısı bir örnek teşkil eder umarım. Çünkü temeli millilerimizin emekleri ve çabalarıyla örülmüş, üstü ise ülkemiz insanının dua ve güzel dilekleriyle motiflenmiş, el birliğiyle ortaya çıkmış bir ekip başarısı bu 2026 Dünya Kupası’na vedamız… Gönülden tebrikler her birinize.
Bu satırlarda, başka şapka çıkarmak istediğim başarılı gençlerimizi de kutlamak isterim. Mustafa Hocam ve Halime’nin oğlu Yağız ile Edip Abim ve Gülcan’ımın kızı Zeynebim tıp fakültesinden; Sinan Hocam ve Aysel’imin kızı Halenur da diş hekimliği fakültesinden 2026 yılında mezun olmuşlar. Gönülden tebrikler her birinize. Dilerim bu genç hekimlerimizin değdiği bütün hastalar, bütün gönüller şifa bulur. Eminim size gelen her hastaya bir misafiriniz gibi nazikçe, güler yüzle ve sabırla davranarak elinizden gelenin en iyisini yaparsınız. Bundan çok eminim…
Hakikaten bu başarılı gençlerimize, hekimlerimize ve elbette onları yetiştiren anne babaları başta olmak üzere tüm emeği geçen hocalarına şapka çıkarılır. İşte bugüne kadar başarıya giden yollarda toplanan çiçeklerden bir demet…
Bazen yönünü, yolunu kaybeder insan. Başarmak her zaman kolay değildir ve kaybetmek de hiç sevimli değildir. Başarılar el birliğiyle ekip işidir ama başarısızlıklar da, ille de bir suçlu bulmaya yeltenmeden, sorumluluğunu alabilmekle aşılır. Mevcut durumu olduğu gibi kabul edip hiçbir kimseyi suçlamadan, “Ben kendim neyi daha iyi yapabilirdim ve sonuçta başarılı olabilirdim?” sorusunun cevabını aramaya odaklanmak çok fayda sağlar sanırım. Yapmamız gerekenler için günlük bir plan yazmak ve gün sonunda hedeflediğimiz yazılı planın ne kadarını gerçekleştirebildiğimizin bir fizibilitesini yapmak da büyük yarar sağlar. Denenmiş, tescil edilmiştir diyebilirim…
Her zaman şu slogan çok kurtarıcım oldu: Hayat yolunda yaşananları ya da başa gelenleri drama ve travma olarak görmek yerine, bir uyarı levhası, bir kırmızı ışık gibi görmek; bazen altı emekle bezenmiş gayretlere dayanarak yeni rotalara gitme cesaretini gösterebilmek ve risk alabilmek, bir B planına da bakmak ya da bazen eldeki A planına, tek plan gibi dört elle sarılmak…
Karşımızdaki kişiye yapıp etmedikleri için sitem etmek yerine, “Kapasitesi buydu, bu kadar yapabildi.” diyebilmek… Çünkü karşındakine sitem ettiğinde, “Mübarek, açtırma kutuyu, söyletme kötüyü.” durumuna gelip vakit kaybetmek, yavaşlamak ve demoralize olmak da muhtemeldir.
Her zaman kendimize ayna tutabilmek, ama hakikaten sanki fizikî bir aynadan hayatımıza etraflıca bakabilmek çok mühim olsa gerek.
Bir de günümüzün popüler tabiriyle, dünyadaki bütün iş yerlerinde “Mommy girls” ihtiyacı yok diye duyduğumda pek de şaşırmadım aslında. Böyle anneci kızların çalışma şartlarında hayatta ve ayakta kalabilmesinin zor olduğunu düşünenler olduğu gibi, kimsenin onların sırtını sıvazlayacak, incinen duygularını onaracak hâli olmadığını da işittim. Hayat bu yönüyle acımasızdı. Dahası, maruz kalınan saygısızlıklar, ayrımcı ya da kayırmacı uygulamaların neden olduğu haksızlıklara dayanma çabası…
Ama işte bütün bunlara rağmen çizdiğimiz rotada elimizden gelenin en iyisini yapabilmek için gayret etmek, ilk seferde netice vermese bile başarı sürecine giden yolda önemli bir mihenk taşıdır. Sonra bir zaman gelir, emekler filizlenir ve boy verir. Yani hem vazgeçmek yok hem de gerekirse vazgeçip başka bir olurunu aramak da olabilir.
Ve son satırlarımızda, 2026 yılında liseden mezun olan Hakan’ı ve anne babasını da tebrik ederek noktalayalım bu haftaki yazımızı. Her durumda, istisnasız her durumda nazikçe ve nezaketle davranabilmek paha biçilmez, pahalı bir marka gibidir. Gelene “Hoş geldin.” diyebilmek, sofraya buyur edebilmek gibi temel insani değerleri şaşmış insanlara takılmaya gerek yok; hayat onlara layık oldukları gibi muamele eder zaten…





