GÜNDEMAR Araştırma’nın son verileri, Türkiye’de güvenlik algısının ciddi bir erozyona uğradığını kanıtlıyor. Bu kapsamlı çalışma, sadece suç oranlarındaki artışı belgelemiyor. Aynı zamanda halkın adalete ve güvenlik mekanizmalarına duyduğu güvenin azaldığını da net bir şekilde ortaya koyuyor. Özellikle araştırmanın merkezindeki gençlik projeksiyonu, gelecek nesillerin içinde bulunduğu karamsar tabloyu netleştiriyor. Toplum, bu karamsarlığın doğrudan suç ve şiddet olaylarını tetiklediği görüşünde birleşiyor.
Umutsuzluk ve Suç Sarmalı
Gençlerin geleceğe dair beklentileri sorulduğunda, katılımcıların yüzde 77’si negatif bir tutum sergiliyor. Bu yüksek oran, toplumsal bir alarm niteliği taşıyor. Dahası, bu derin umutsuzluk hali sadece bireysel bir mutsuzluk kaynağı olarak kalmıyor. Aksine, beraberinde çok daha büyük sosyal riskleri getiriyor. Vatandaşların büyük bir kısmı, gençlerin bu karanlık tablodan çıkış yolu olarak suça ve şiddete yönelmesinden korkuyor. Araştırma sonuçlarına göre katılımcıların yüzde 59’u, artan umutsuzluğun en büyük faturasının suç olayları olacağını öngörüyor.
Ekonomik Darboğazın Etkileri
Suç ve şiddet eğilimindeki artışın temel nedenlerini incelediğimizde, listenin başında ekonomi yer alıyor. Katılımcıların yüzde 33’ü, gençleri suça iten en temel faktörün işsizlik ve geçim sıkıntısı olduğunu belirtiyor. Ekonomik yetersizlikler; aile yapısındaki bozulmalar, madde kullanımı ve eğitim sistemindeki aksaklıklarla birleşince suç oranları kaçınılmaz olarak yükseliyor. Bu nedenle katılımcıların yüzde 92’si, son dönemde gençler arasındaki suç eğiliminin belirgin şekilde arttığını savunuyor.

Güvenlik Algısında Kırılma
Toplumun gündelik yaşamındaki güvenlik hissi ise tam anlamıyla bıçak sırtında duruyor. Halkın yaklaşık yarısı yaşadığı çevrede kendisini güvende hissediyor. Fakat diğer yarısı sürekli bir endişe haliyle yaşıyor. Bu bölünmüşlük, suçla mücadele yöntemlerine yönelik bakış açısını da etkiliyor. Devletin suç ve şiddeti önlemek için aldığı tedbirleri yetersiz bulanların oranı yüzde 70’e ulaşıyor. Bu sonuçlar, mevcut güvenlik politikalarının toplumsal beklentileri karşılamadığını ve yeni, yapıcı çözümlere ihtiyaç duyulduğunu gösteriyor.











